Burası Muş mudur; Huş mudur ?

Şarkılar

“Doğa İçin Çal”, çok sevdiğim bir proje. Bu hafta 7. videolarını yayınladılar. “Yemen Türküsü”nü yorumlamışlar; yine çok iyi sesler, enstrümanlar bir araya gelmiş . Keyifle dinledim, tekrar tekrar. Buraya bırakayım, isteyen dinlesin okurken..

Her şey iyi hoş ama, bir şey dikkatimi çekti türkünün yorumunda: Tüm solistler istisnasız “burası HUŞ’TUR, yolu yokuştur” diye okumuş sözleri (?)

-Burası MUŞ değil miydi? HUŞ nereden çıktı ?

 

Dilerseniz olaya burada açıklık getirelim. Son söyleyeceğimi başta söyleyeyim; BURASI KESİNLİKLE MUŞ’TUR 🙂

Türkü 1944 yılında derlenen bir türkü. Aslında bir ağıt olarak besteleniyor. Sözleri bilenlerin veya şimdi okuyanların da tahmin edeceği üzere, Birinci Dünya Savaşı’nda açılan Yemen Cephesi’ne gönderilern Osmanlı askerlerini konu alan bir ağıt. Bestelenişi de bu tarihlerde. (Meraklısına, sözlerin tamamı yazının sonunda)

Muş (o zamanlar  Bitlis Vilayetine bağlı bir sancak),  Yemen cephesine en çok asker gönderen illerden biri. Belirli cephelere, belirli illerden konsantre olmuş birlikler gönderilmiştir Osmanlı’da hep. Buraya birlik-sevk tanzimine giden Askerlik Şubesi Başkanı ve müzisyen Yüzbaşı Selahattin Ethem Bey, bölgede bulunduğu sırada gördükleriyle, duyduklarıyla yakıyor bu ağıtı.

Yemen’den gelen mektupların arasına, -koparacak çiçek bulamadıkları için- çimen (çemen) koparıp koyan askerlere ithafen “ano Yemen’dir, gülü çemendir”  diye yazan Yüzbaşı, “havada bulut yok bu ne dumandır” derken Muş ovalarının sisinden bahseder. Türkünün sözlerinin tamamına baktığınızda “Muş’tan başka yok mudur vilayet?” diye soran sitemkar annelerin/eşlerin sözleri vardır.

 

“HUŞ nereden çıktı peki?” derseniz, açıklaması basit. Huş, Yemen/Aden yakınlarındaki bir kalenin ismi. Huş Kalesi, Osmanlı askerlerinin tahkimlendiği bir kale. Zamanla, türkünün Muş’u, yanılgıyla Huş’a çevrilmiş. Bir çok kaynak da bunu destklemiş aslında.

Ancak, türkünün Muş’ta bestelendiği açık iken, “burası Muş’tur” denmesi mantıken de doğu olan. Muş’ta bekleyenlerin ağzından yazılmış bir türkü bu; Muş’tan cepheye gidenlerin dönmediği anlatılıyor.

Kışlanın önünde sıra söğütler, Zabitler oturmuş asker ögütler, Yemen’e gidecek bu koç yigitler..

Sözlerde Muş değil Huş olsaydı, “Orası Huş’tur – giden dönmüyor” denirdi değil mi ?  🙂

Uzun süredir her iki tarafa da gidip gelen bir tartışma bu. “Burası Muş’tur, havası hoştur” diye söyleyen de var bu arada, o da ilginç..

Doğa için çalan, söyleyen, düzenleyen herkesin ellerine sağlık, ama sözler yanlış olmuş.. Olsun 🙂

 

Havada bulut yok bu ne dumandır

Mahlede ölüm yok bu ne şivandır

Bu yemen elleri ne de yamandır

 

Ano Yemen´dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir

Burası Muş´tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir

 

Mongokun suları ovaya akar

Ağam asker olmuş yüreğim yakar

Gözlerim kan çanak ağama bakar

 

Gider isem ağam sana köleyim

Cemalin bir gülsün ben de geleyim

Yemen çöllerinde senle öleyim

 

Şafağın atmışta terkisin bağlar

Yavuklunun oturmuş için kan ağlar

Hasretin dayanmaz bostanlar bağlar

 

Saçımın telini edem hedayet

Günahım yoğtur ki dilem nedamet

Muş´tan başka yoğmu burda velayet

 

Kışlanın önünde çalınır sazlar

Gözlerim ağlıyor yüreğim sızlar

Yemen´e gidene ağlıyor kızlar

 

Tez gel ağam tez gel eğlenmiyesin

İngiliz hayındır güvenmeyesin

Arap dilber çoktur evlenmiyesin

 

Karasu uzanır sıra söğütler

Yüzbaşım oturmuş asker öğütler

Yemen´e gidiyor baba yiğitler

 

Kışlanın önünde redif sesi var

Açın çantasına bakın nesi var

Bir çift potin ile birde fesi var

 

Tüfekler çatıldı kaşlar çatıldı

Ağam mavzer-ilen öge atıldı

Alkanlar içinde kuma yatıldı

 

Tez gel ağam tez gel dayanamirem

Uyku geflet basmış uyanamirem

Ağam öldüğüne inanamirem

Reklamlar

Musikhi’den 1.Yıldönümü Hediyesi – MED CEZİR

Genel, Sanatçılar

Merhaba sevgili Musikhi İşler Müdürlüğü okuyucuları ! (2 veya 3 kişisiniz sanırım 🙂 )

Bugün, 2016’nın ilk günü ve aynı zamanda blog’umun 1.yıldönümü.

2015’in ilk gününde, yine böyle bir tatil gününde yazmaya başlamıştım. Açılış yazımda da, nasıl başladığımdan bahsetmiş, Levent Yüksel – Med Cezir albümüne atıfta bulunmuştum. Düşündüm de, bu blog’u takip edenlere, 1.yıl hediyesi olarak Med Cezir yazmak güzel olabilir. Hem albümü, hem de anıları konuşuruz bugün, olur mu ? Bir yandan dinlemeye başlayın, bir yandan da okuyun yine.

Med Cezir bir çıkış albümü. Levent Yüksel’in Türk Pop piyasasına adımını attığı albüm. Hikayesiyle giriş yapmak gerekirse; Levent Yüksel, 90’ların başında Fatih Erkoç’a bas çaldığı ve vokallik yaptığı dönemde, Maksim’de Sezen’le sahneye çıkıyor (Harun Kolçak’ın yedeği olarak – ilginç bi hikayesi var) ve müzik hayatı değişiyor tabii. Bas, kontrbass,keman, bağlama gibi birçok enstrümana hakim, Türkiye’de eşi benzeri hala bulunmayan bir ses kumaşına sahip bu sevimli adam, Sezen Aksu dergahının gözdesi oluveriyor. O yıllarda evli olduğu Sertab Erener gibi Sezen’e vokallik yapmaya başlıyor, albümlerinde söylüyor, bas gitar çalıyor. Bu birliktelik, 1993 senesinde Med Cezir albümüne dönüşüyor. Sezen söz ve müzikleri yapıp, ihaleyi deha çocuk Uzay Heparı’ya emanet ediyor. 6 aylık bir çalışma sonucu, 1993’ün Mart ayında albüm piyasaya çıkıyor.

Şöyle bir benzetme yapmak doğru olur sanırım; albümün annesi Sezen Aksu, babası da tüm düzenlemeleri yapan Uzay Heparı (nur içinde yatsın).

Ben o sıralar, 8 yaşında bir çocuğum. Klavye dersleri alıyorum (çalamıyorum), ama asıl işim deodorant mikrofonumla evde şarkı söylemek, “air gitar” çalmak falan. Bir gün, annemle birlikte Grup Vitamin kaseti almaya gidiyoruz mahalledeki kasetçiye (yoğun ısrarlarım sonucu). Annem kasetçide “oğlum adam gibi bişey dinlesene, ayıp ayıp küfürlü şeyler dinliyosun” diye hayıflanıyor. Kasetçi abi de, “abla bak bu çocuk (Levent) yeni, albümü de çok iyi” diyip Med Cezir’i satıyor bize. Benim de albümle tanışma hikayem bu.

O gün eve gelip, yarısı çekmeyen/çalışmayan bir televizyon, yarısı da kayıt  yapabilen bir kasetçalar olan, büyük ihtimalle dedelerin Hac’dan getirdiği cihazda dinliyorum ilk kez Med Cezir’i.. Büyüleniyorum..

      1. Yeter ki Onursuz Olmasın Aşk (Söz :Sezen Aksu, Müzik :Onno Tunç, Düzenleme :Uzay Heparı)   Albümün ilk şarkısı; A1’ler hep önemlidir biliyorsunuz. Dikkat edin, şarkının başında, synth sesi önce sol kulağa, bir saniye sonra da hafif bir cızırtıyla sağ kulağa geliyor. İnanılmaz tatlı bir detay bence 🙂 Sözler her zamanki cüretkâr Sezen sözleri, Erdem Sökmen’in usta işi gitar girişleri, bas gitar Levent Yüksel’den, ve kesinlikle çok özel bir düzenleme. Şarkıda Levent Yüksel’in çok rahat geçtiği, ama hala çoğu vokalin transpoze yapmadan çıkamadığı dik yerler var (pare pare olsam da yenilmem). Oralarda anlıyorsun sesin kumaşını; sadece çıkmıyor, rengi de var. Mükemmel bir giriş şarkısı, hatta çok iyi bir konser başlangıç şarkısı. Klibini de hatırlayanlar hatırlar, tek kaşlı, zayıf minik, papyonlu Levent Yüksel, kendi ekseninde dönerek dumanlar içinde söylüyordu 🙂
      2. Med Cezir (Söz :Sezen Aksu, Müzik:Levent Yüksel, Düzenleme: Levent Yüksel-Uzay Heparı) Albüme adını veren şarkı. Bugün bir çok 90’lı çocuğun Med Cezir kelimesinin anlamını öğrenmesine vesile olan şarkı. Girişindeki cümbüş melodisi bile tek başına bir şarkıya bedel olan şarkı.. Levent Yüksel’in çok iyi bestelediği, efsane sözler. Levent Yüksel hem bas gitarı, hem de cümbüşü çalarak, ve yine çok iyi söyleyerek seriyi tamamlıyor. Hala da albümdeki gibi söyleyemiyor zaten. Med Cezir şarkısı, Levent Yüksel’den tek bir şarkı seçmek zorunda olsanız, eliniz titremeden seçeceğiniz şarkıdır.
      3. İstanbul (Söz :Sezen Aksu, Müzik: Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Uzay Heparı)  Albümün üçüncü şarkısında değişik bir tat geliyor damağımıza. bu tadı yaratan adam Fahir Atakoğlu şüphesiz. Sezen’in nasıl bu kadar güzel yazdığını anlayamadığımız bir başka İstanbul sözlerine çok güzel dokunmuş Fahir Atakoğlu. Kanun solosu bu şarkının merkezi bence. Çoğu meyhanenin görmezden geldiği mükemmel de bir rakı şarkısı aslında..
      4. Kadınım (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Uzay Heparı, Düzenleme: Uzay Heparı) Bu şarkı benim için albümdeki en özel şarkı sanırım. Nedeni şarkının sözleri veya müziği değil. Hatta albümde en az dinleyebildiğim şarkıdır. Ben bu albümü aldığımda ve dinlemeye başladığımda, kız kardeşim henüz 2 yaşındaydı. Evimiz 2 oda 1 salondu. Abimle biz ranzada yatıyorduk (üstte ben). Kız kardeşimiz gelince, onun minik karyolasını da bizim odaya almıştık. Ben kaset çalarımızı bir zigon sehpanın üstüne koyup, Ayşegül’ün karyolasına yanaştırırdım, Med Cezir albümünü takıp dinletirdim ona. Bazen uyurken bile kaseti takıp dinlettiğim olurdu. Bir gün yine başucunda Med Cezir çalarken, tam da “Kadınım” çalarken uyanmış Aygü. Karyola parmaklıklarının arasından elini uzatıp, “REC” tuşuna basmış. O anda kaset sesi kesilmiş tabi, kasetçalar Med Cezir kasetinin üstüne kayıt yapmaya başlamış. 10-15 saniye neler olduğunu anlayamayan Aygü, odadan anneme seslenmeye başlamış: “Anneeee.. bak!”.. Annem mutfaktan (terliklerinden adım sesleri gelerek) odaya girmiş ve hem kasetçaları tamamen kapatarak kaydı durdurmuş. Ben bunları nereden mi biliyorum? Kadınım şarkısının ilk 10 saniyesinden sonra başlayan ses kaydından tabi ! “Kadınım” şarkısının neredeyse tamamı, “Beni Bırakın”ın da başlangıcı, böyle tatlı bir sabotaja uğramış işte. Şimdi şarkıyı her dinlediğimde, o kayıttaki tatlı bebek sesini düşünüp, kaybolup giderim..
      5. Beni Bırakın  (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Onno Tunç, Düzenleme: Uzay Heparı) Sizi bilmem ama, biz 93’te bu şarkının sözlerini çözememiştik. “Sustu haykıran şehir, DOLMUŞLAR havalandı” mı diyordu, “TONGUÇLAR havalandı” mı diyordu, biz bilemezdik. Ben “DOLMUŞLAR” diye söylemeyi tercih ederdim,içime de sinmişti o yıllarda 🙂 A yüzünün bu son şarkısı, “Kadınım”dan sonraki kasvetli havayı dağıtmak için stratejik yerleştirilmiş bir görev adamıdır aslında; B yüzüne geçiştir.
      6. Tuana (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Paco De Lucia, Düzenleme: Erdem Sökmen) Bazı şarkılar, bir tek sese ait olur. O şarkı o sese zimmetlidir yani, kralı gelse daha iyi yorumlayamaz, eğreti durur. “Tuana” da Levent Yüksel şarkısıdır işte. Artık kendisi de güçlü söyleyemese de, onun kadar iyi söyleyen olmamıştır, olamayacaktır. Dehşet yetenek, İspanyol çingenesi yanıklığında ses ve hicaza yatkın bir teknik isteyen bir şarkıdır Tuana. Sadece dik değil, koşan da bir şarkıdır; nefes alamazsın. Yırtık söylemezsen havasını vermez. Çok garip çok özel bir şarkıdır. Levent Yüksel “Tuana” ile imza atar albüme. Sözler yine sinir bozucu derecede iyi. Girişteki Erdem Sökmen gitarlarının yanında, Levent’in çaldığı perdesiz bas da atlanmamalı. Müziğinin orijinali Paco de Lucia’ya (Francisco Sanchez Gomez) ait. “aaa bilmiyodum!” diyenler buradan yaksın:
      7. Uçurtma Bayramları (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Onno Tunç,  Düzenleme: Uzay Heparı) Sezen’in koptuğu şarkılar vardır; “Sarı Odalar” bunlardan biridir mesela, “Uçurtma Bayramları” da onun gibi. Ayrı bir boyutta yapılmış ağır şarkılardır. Ben küçükken yorardı beni bu şarkı, hemen geçerdim. O zamanki yengemiz Sertab’ın opera-vari vokalleri, devamlı transpozeli melodi, sözlerdeki ucu açıklık biraz ağır gelirdi belki de. Uzay’ın melankolisi de yansımıştır aslında biraz şarkıya. Şimdi ise çok daha farklı bir kulakla dinliyorum. Çok da keyif alıyorum. Bazı şarkılar farklı yaşlarda farklı dinleniyor..
      8. Dedikodu (Şiir: Orhan Veli, Müzik: Sezen Aksu Düzenleme: Uzay Heparı) Uzunca bir süre, şarkı sözlerinin bir şiir olduğunu bilmeden dinlemiştim “Dedikodu”yu. Ta ki bir gün, babamın aldığı “Orhan Veli Şiirleri” kitabını okuyana kadar. “Dedikodu”yu kitabın sayfalarında görünce “Aaa! Levent Yüksel şarkısıı!” dediğimi dün gibi hatırlıyorum. “Garip” şairin bu ısıran kelimelere sahip şiirini, ruhuna çok uygun bir müzikle Sezen süslemiş. Şarkının köprüsündeki nağmeli bölümü de ayrıca severim; bir iki defa söyleme fırsatım da olmuştur 😉  inanmayanlar burdan yaksın 🙂
      9. Bu Gece Son (Söz : Sezen Aksu, Müzik :Onno Tunç, Düzenleme: Uzay Heparı) Albüm yayınlandıktan 1 sene sonra, 1994 Mayısında, albümün babasını kaybettik. Türk popunun deha çocuğu Uzay Heparı saçma sapan bir kazada hayatını kaybetti. (Levent Yüksel’in ikinci albümünün babası da, tüm düzenlemelerini yapan Onno Tunç’tur; o albüm çıktıktan 2 gün sonra da Onno Tunç’u kaybetmiştik.. Böyle bir laneti var sanki Levent Yüksel albümlerinin..)  Benim hissiyatım, “Bu Gece Son” Uzay’ın bu albüm aracılığıyla veda şarkısıdır. Arkasından ağlayan herkese “uzun uzun seneler var önünde, gün gelir sevgilim, acıya alışırsın” der gibi gelir bana, şarkıyı her dinlediğimde..
      10. Yeniden Başla (Söz: Sezen Aksu, Müzik Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Uzay Heparı) Yine bir bölüm sonu şarkısı. Albüme tatlı bir elveda şarkısı. Kısa, basit, keyifli.. Şarkının en güzel yanı, İyi Gün Çocuk Korosu’nun yaptığı vokaller. Koronun vokalistleri olan çocukları aradım baktım, şimdi ne yapıyorlar diye merak ederek. Kimi halen müzik yapıyor, kimi bir ajansta çalışıyor, kimi evlenmiş. Çok ilginç geldi, kıskandım; Hepimiz gibi sıradan takılan gençler, zamanında Levent Yüksel albümüne söylemişler..

İşte böyle bir albüm Med Cezir. Detaylarıyla, anılarıyla, hissettirdikleriyle, mümkün olduğunca da özetleyerek anlatmaya çalıştım. Bence Türk pop tarihinin en iyi 2 albümünden biri (Diğeri Tarkan – Karma). Levent Yüksel’in kesinlikle en iyi işi. O’nun, Med Cezir’den sonra ses ve üretkenlik olarak düşüşe geçtiğini görmek beni hep üzmüştür, ama yine de kalitesi bellidir.

“Best Of..” albümü gibi dopdolu, her şarkısı hit veya klasik denebilecek çok güzel bir iş gerçekten Med Cezir.

İyi ki 90’lıyım dedirten şeylerden biri;  Atari’lerin, Tsubasa’ların, Susam Sokağı’nın 90’larında, benim için köşe taşlarından biri olmuştur. Emeği geçenlerin ruhlarına sağlık!

 

Mutlu yıllar!

🙂

 

                               

 

 

 

 

Arap Müzikleri, Türkçe Sözler * الموسيقى العربية، كلمات تركية

Müzik Polisi, Şarkılar

Hem dilimizin, hem de kültürümüzün Arapçadan ve Arap kültüründen etkilendiği aşikâr.

Her ne kadar “Aşikâr” sözcüğü Farsça olsa bile, bu yazıyı bitirene kadar onlarca Arapça kelime sarf edeceğimden eminim.

Biz Doğu’lu bir milletiz, “Oriental”ız bir nevi.. Güneyden esen sıcak rüzgarlar hakim oluyor bazen ruhumuza ve bu da müzik zevkimizi etkiliyor; Arap ezgilerini seviyoruz biz (İst. Kai. Bozmaz).

Araplar da bu işi iyi yapıyorlar, ve bize benzer şekilde yapıyorlar. Şimdi Farabî’den başlayıp Arap müziğinin kökenine gitmeyelim ama, bam telimize dokunan çalgılarımız (ud, davul, ney, kanun) hep ortak. Taksim’lerimiz, Makam’larımız, ezgi kalıplarımız benzer..  Bizim bildiğimiz büyüdğümüz müzikler bunlar.. Sözün özü, Arapça bir müziği duyduğumuzda, gayda ile çalınan bir İskoç ezgisini duymamıza göre farklı hissetmemiz çok doğal, biyolojik, kalıtsal..

Hal böyle olunca, Türk Pop müziğinin içindeki insanlar Arap bestelerini transfer etmeyi gayet mantıklı, faydalı -ve ekonomik- buluyorlar tabi. Aslında aynı şey karşı taraf için de geçerli; hit olmuş bir Türk bestesi, Arapça sözlerle, Mısır listelerinde iyi işler yapabiliyor.

İsterseniz elimizdeki envantere şöyle bir göz atalım. Herhalde yüzlerce Arap bestesi vardır tarihimizde ama, ben çok sevdiğim ve sizleri de şaşırtacak parçaları koymak istiyorum.  Başlıyoruz!

Amr Diab, Mısır’ın en önemli Pop yıldızlarından. Söz, beste ve icrasıyla ciddi  başarılı bir adam. 2004’te yayınladığı “Leily Nahary” Albümündeki “Rihet el Habayeb” şarkısını, bakalım bir yerlerden çıkarabilecek misiniz?

Rober Hatemo, 2006’da yayınladığı “Sihirli Değnek” adlı albümdeki “Beyaz ve Sen” şarkısının sözlerini, Mohamed Yehya’nın bu bestesine yazmıştı. Hoş, albümde     “söz-müzik:Rober Hatemo” yazar ama “basım hatası” diyelim 😉

Amr Diab’dan bir şarkı daha yapalım. 1994’teki “We Yeloumouni” şarkısını, 90 kuşağı yaşıtlarım, dinleyince hemen yakalayacaktır.

Bu besteyi de Aşkın Nur Yengi, 1997’de yayınladığı “Haberci” albümünde kullanmıştı ve     “Gel Yabani” şarkısı çıkmıştı karşımıza. Buram buram Arap ezgisi kokan bir şarkıydı.

Amr Diab aynı zamanda Mustafa Sandal’ın “Hatırla Beni”; Murat Başaran’ın “Yetti Gari”; Ebru Gündeş’in “Hayatta Başarılar Diliyorum”  şarkılarının da ilk sahibi.. liste uzar gider..

Bu arada bizim taraftan en çok şarkı alan adamlardan biri de Mustafa Sandal’dır, onu da söylemek lazım. 2007’de yayınladığı “Devamı Var” albümünün çok sevdiğim şarkılarından “Herkes Mecbur” un sözleri Sinan Akçıl’a aitken (albümü Sinan-Musti beraber yaptı zaten) , müziği de Narwan Khoury’den gelmiştir. Aynı besteyi Elissa, “Fatet Seneen” adlı şarkısında (2005 – Albüm: Bastanak) kullanmıştı.

Musti’nin güzel transferlerinden biri de, yine Elissa’nın Bastanak albümünden, albüme de adını veren “Bastanak” bestesi. Lübnan’dan güzel bir beste daha, yine “Devamı Var” albümüne katılmıştı ve biz de onu “Farketmez” olarak dinlemiştik.

Biraz da bizden oraya gidenlere bakalım:

Assi el Hellani’nin , “Sa’alou Ainayeh” şarkısı mesela, -büyük üstad- Murat Başaran’ın bestesindendir. Bizim “Karam” diye bildiğimiz ve Hakan Peker’in “İlla Ki” (2000) albümünü uçuran o oynak şarkı hani..

İbrahim Tatlıses’in “Tek Tek”(2003) albümünden de iki beste sınırın diğer tarafına geçmişti; Tabi Tabi (Diana – Habbak Kawini) & Usta (Fadel Shaker – Allahou A’lam).

Hadi güzel bir şarkıyla kapatalım. Gülşen’in, aynı isimli albümünden, “Of Of” şarkısı, Nelly Makdessi’ye gidiyor ve direkt “Ouf Ouf” olarak ! 🙂  Neyse, yine biz de boş durmamışız 😀

Herkese “Arap ezgileri tadında” mutlu günler !

“Kapış Kapış” derken, “çalabilirsin” manasında değil !

Müzik Polisi

Arayı biraz açtık biliyorum. İşler çok yoğun..

Müzik polisi arşivimizden güzel bir “arak” paylaşalım ve arayı kapatalım.

Emre Altuğ 2007 yılında “Kişiye Özel” adıyla yeni bir albüm çıkarmıştı. Yine, “İbret-i Alem” albümünü mumla aratan ve saçma sapan şarkılarla dolu bir albümdü bu. Emre Altuğ gibi, en azından benim için, bir zamanlar idol olmuş bir adamın o zamanlar ve hala yaptığı işlere akıl sır ermiyor..

Her neyse, o albümün ilk şarkısı “Kapış Kapış”ı dinlemeye başladığınız anda ilginç bir akor 4’lüsü duyarsınız. Zaylafon sesi gibi bir gitar tonuyla, 4 tekrar yapan bir akor dörtlüsü. Şarkının ilk 20 saniyesinde ve devamında da altyapıda giden bu melodiyi dinleyelim:

Şarkının devamını dinleme eziyetine katlanmayın, hemen Busta Rhymes’ın 2002 yılında yayınladığı “It Ain’t Safe No More” albümündeki  “I Know What You Want” şarkısına geçin. Mariah Carey’nin whisper vokalleriye tatlanan akılda kalıcı bir parçaydı bence. En akılda kalıcı tarafı da, şarkının altındaki sample melodiydi.

00:33’ten itibaren parçanın tamamında akan sample, bilmem bir yerlerden tanıdık geldi mi?

Çok küçük bir ton farkıyla, aynı akış.. aynı espiri..

Şehrazat (Kapış Kapış söz ve müzik) Busta’yı bir yerlerden tanıyor mu veya R&B dinler mi bilmem ama, bariz almış koymuş.

Baby if you give it to me, I give it to Emre.. 🙂

Bestelenişinin 5.Yılında “Bencil”i Anmak Ve Anlamak :)

Mustafa

2015 Şubat.. Bencil’i besteleyeli  5 yıl olmuş.. Zaman gerçekten hızlı ilerliyor..

Ben popstar değilim; sanatçı bile sayılmam aslında. Ama bir zamanlar, bu işlere biraz daha fazla ilgiliyken, ve beste yapmak biraz daha “olağan” iken, “Bencil” diye bir şarkı yapmıştım.  2005 yılından beri besteler yapıp kaydediyordum arkadaşlarımla. Hepsi farklı hikayeler anlatan, farklı tarzlarda şarkılardı.

Ama Bencil, içlerinde benim için en özel olan, en çok sevdiğim, en içime sinendi. 2010 yılından bu yana, arkadaşlar arasında sevildi, dinlenildi. Küçük arkadaş çevremizin hit şarkısı oldu, ben de albümsüz afişsiz bir sanatçı oldum. Her şey son derece mütevazi yani   🙂

Bu yıl dedim ki, hazır böyle bir blog’a da başlamışken, hayranlarıma Bencil’i anlatayım. Ben nasıl yazdım besteledim, size nasıl ulaştı, her şeyi açıklıyorum   🙂

Beste yapmak için, bestenizin söz konusu her neyse, beyninizde ve kalbinizde “kanun çıkarıp onaylatabilecek çoğunluğa sahip olmalı”. Bu bir aşk da olabilir, bir arkadaş da olabilir, politik bir konu da olabilir, her şey olabilir… Önemli olan, onun içinizde baskın çıkması. Yemek yerken ağzınıza onun tadının gelmesi… Yukarıda “beste yapmak biraz daha olağan iken” diye geçmiş zamanlardan behsetmemin nedeni buydu.

2010 yılının ilk ayında, benim beynim ve kalbim de aynen böyle işgal altındaydı. Nasıl ve neden ortaya çıktığı, nasıl ve neden kaybedildiği halen belli olmayan bir hikayem vardı ve akıl sağlığımı korumak için, bir şeyleri yazmak ve müziğe çevirmek zorundaydım. Ben de Bencil’i yaptım.

Besteye başlamak için herkes farklı şeylere ihtiyaç duyar. Kimi bir iki notayı yan yana getirir, kimi bir iki sözü,  kimi  olduğu gibi anlatmaya başlar hikayesini.. Ben şöyle başladım “Bence benden başkasıyla mutlu olamazsın” (Ne kadar bencilce bir düşünce değil mi?) . Bu cümle ortaya çıktıktan sonra, benim için şarkının müziği, temposu, tonu, akışı, her şeyi belliydi artık.

Beste “yapmak zorunda olduğunuzda”, ve ana cümleniz de içinize düştüğünde, yanınızda ses kaydedebileceğiz bir cihaz olsa iyi olur. Çünkü o his ve o ana cümle, ilgili notaları ve cümleleri ve sözcükleri dev bir mıknatıs gibi uzak mesafelerden kendine doğru çekmeye başlar.  Fincanınızdaki Türk kahvesini bitirince, “telveli göz”  gelir yapışır mıknatısa mesela; malum cümleyi yazarsınız..

Sonra, evinizdeki köşenize gidersiniz, karşınıza bir fotoğraf açarsınız, o fotoğrafın önüne bir kadeh, onun önüne de bir kayıt cihazı..  Eğer hazırsanız, şöyle bir şey çıkar gecenin sonunda..


Beğenmeyip silersiniz, bir daha, bir daha çalarsınız. Artık başka müzik duayamaz, başka cümle kuramaz hale gelisiniz. Zaten başka bir kişiyi de düşünemiyorsunuzdur ya, neyse.  Eğer hazırsanız, arayacağınız adam bellidir: Faruk Toksöz !

Faruk, benim çok eski arkadaşım, dostum. Beraber canlı müzik yaptık, müzik konuştuk, aşk konuştuk.. Bana çok şey öğreten, çok değerli bir adamdır. Bencil dahil, tüm bestelerimde emeği vardır.  Ona bir besteyle gidersiniz ve dersiniz ki : “Abi böyle bir şey var, hazır değil ama sen bir bakarsan…” . O bir kere dinler. Kafasında notunu verir. Beğendiyse, bitmiş halini de kafasında canlandırır.  Müthiş adamdır. “Bize gel” der, “bakarız”.. Onun “köşesine” gidersiniz bu sefer; biraz sohbet, biraz müzik, akşam evden ayrılırken cebinizde şöyle bir kayıt vardır

Farukla birlikte, Onur Yüksekol ve Altuğ Özbay’a da teşekkür etmek gerek. Her bestede, onlar da hevesle gelirler stüdyoya, ilk hücüm kayıda. Herkes müziğini ortaya koyar. “Burasını böyle çalalım abi” der Onur, “Dur bak bişey yapıcam şahane olacak” der Altuğ abim. Faruk, her şeyin ana resme uygun olduğundan emin olur. Dünyanın en zevkli 2 saatidir o hücüm kayıt.

Şarkının son hali içimize sinince, aynı ekip kanal kayıta gireriz. Stüdyo FM’de Murat abi bekler bizi. Hem kayıt yapar, hem besteyi geliştirir, hem yeni bir şeyler öğretir. Bir gün, 9-10 saat kalırsın o stüdyoda ve çıkmak da istemezsin. Heyecanın yükseldikçe yükselir. Temelden yükselişini izlediğin bina gibi, büyümesini izlediğin bir bebek gibi gelişir şarkı.  Murat Abi’nin son mixlerinden sonra, sonuç şudur:


Şarkıyı bitirmek, besteleyeni kurtarıyor bence. Şarkın, muhattabına ulaşmamış olabilir. “senden başkasıyla mutlu olabilir” senin inandığının aksine.  Hatta her şey daha da kötüye gidebilir. Önemli değil. Sen hissettin, doldun ve yazdın.. O yeter.. Yetmeli.. Ben hep öyle düşündüm. Her şey bitiyor, eskiyor, unutuluyor, ama şarkın seninle, arkadaşlarınla kalıyor.

Geride kalan beş yıl boyunca benimle birlikte Bencil’i dinleyen, “Abi Bencil dinliyoruz” diye beni arayan, şarkıyı benimle birlikte yaratan, kaydeden, beğenen herkese teşekkürler.

BENCİL

Bir kaza oldu da gördüm telveli gözlerini

Nereden bilebilirdim sevgilin olduğunu.

Ama çok fark etmez; kalbim ağlar yine pes etmez

Ama çok fark etmez; kalp bu ağlar.

 

Benden başkasıyla mutlu olamayacağına inanan

Bencil ve uslanmaz/hayalperest bir kalbim var anlayacağın

Gözlerindeki muhtemel değerimi bile hiçe sayan

Yersiz ve anlamsız bir adım atmaya çalışan.

Reenkarnasyon*a İnanır Mısınız ?

Sanatçılar

*Ruh göçü; ruhun sürekli olarak tekrar bedenlendiğine inanan spiritüalistlerin bu olaya verdiği ad.

Nereden aklıma düştü bilmem, 1-2 aydır aynı düşünce dönüyor kafamın içinde:                         “Sıla (Gençoğlu) aynı Sezen Aksu gibi değil mi yahu?”

Sezen Aksu çok şükür hala hayatta ama, sanki ruhu göçtü ve Sıla’da canlandı gibi.. (Nasıl mı? Anlatacağım)

Aynı şekilde, Gülşen de sanki Nazan Öncel’i oldu bizim dönemimizin ?

Bir dakika.. Yoksa böyle bir sanatçılar dizisi mi var, ruhları başka sanatçılara göçen? Olabilir!

Önce bir Sezen-Sıla tezimizi açıklayalım, sonrasına bakacağız..

Hem Sezen hem Sıla, ikisi de:

  • Denizli doğlumlular.. aralarında 80km olan iki  farklı ilçeden çıktılar ve her ikisi de önce İzmir’de, sonra İstanbul’da yaşadı..
  • Söz yazıyorlar, ve yazdıkları sözler bence çok benziyor. Dikkat ederseniz, yazdıkları sözler hep gerçekçi, yoğun, kadın ve bireysel sözler. Yazdıklarındaki genel tatlar çok benzer. Sezen’in söz gücü bariz üstün olmakla birlikte, ikilinin birçok eserini eşleştirmek mümkün: Kalbim Ege’de KaldıEgeli Lodos,  Yine mi Güzeliz Yine mi Çiçek-Vur Kadehi Ustam gibi ağır tonda, “yeri geldi mi rakısını da içen Ege kadını” şarkıları da var; erkekleri ve ilişkileri ti’ye alan Onu Alma Beni Al-Vaziyetler ,  Seni Yerler –…Dan Sonra gibi şarkıları da. Liste uzar gider..
  • Bir müzik ekürisini (tercihen erkek) yanlarına alarak ve adeta onlarla “bir” olarak çalışıyorlar, yaratıyorlar.. Sezen’in ilk yıllarındaki Uzay Heparı’sı 😦 , Sıla’nın Ozan Doğulu’suydu belki.. Sezen’in Onno’su :(, Sıla’nın Efe Bahadır’ıydı.. Her ikisinin de müzik hayatından bu adamları çıkarsaydınız, bugün oldukları kişi olamazlardı..
  • Sanatçılar yaratıyorlar. Sezen’in 40 yıllık sanat yaşantısında yoktan var ettiği, albümlerini baştan sona üstlendiği yıldızlar saymakla bitmez; Levent, Aşkın, Sertab.. Sıla da, kendisi daha çok genç ve yolun başında olmasına rağmen, Gökhan Keser’in piyasaya çıkmasına büyük destek oldu. Gökhan da tıpkı Levent/Aşkın/Sertab gibi “mentor”unun bir dönem geri vokalliğini yapmıştı.
  • Her şeyden öte ve hepsinden önce, tarzları benziyor. İkisi de kadınsı, çekici, bunalım, aşık, cesur ve “İzmirli” kadınlar.. Sezen’in hala yaşlanmaması gibi, Sıla’nın da bundan 30 sene sonra hala kendine hayran bırakıyor olacağından eminim..

(Özel hayatlarıyla ilgili bilinen/bilinmeyen benzerlikleri, “özel” oldukları için yazmıyorum. Müzik dışı konular..)

Bu tip reenkarnasyon şüphesi uyandıran bir çok örnek var tabii. Yazının başında da bahsettim ya, Türk Pop’unun “Sokak Kızı”  lakaplı sanatçısı Nazan Öncel, sanki Gülşen’e el vermiş gibi (Gülşen’in ilk klip şarkısı “Be Adam”da sokak kızı olması bir mesaj mıdır, bilinmez). Bu iki hatun da, Türk pop müziğine argo sözleri, sokak ağzını, konuşma dilini sokan, söz ve içerik olarak cüretkâr şarkılara imza attılar : Erkekler de YanarÖnsöz,  Hay HayYatcaz Kalkcaz Ordayım,  Aşkım Baksana Bana-Bi’ Güzellik Yapsana,  Omzumda Ağla-En Şahanesinden..

Gülşen de zaten Nazan Öncel’in işlerini seviyor.. “Of Of”u aldı zirve yaptı, şarkı hit oldu; “Dillere Düşeceğiz Seninle”yi yeniden sevdirdi.. Ruhları benzeyen bir diğer ikili de Nazan Öncel ve Gülşen bana göre..

Daha mı? Listeyi genişletebiliriz.. Birbirine aşırı benzeyen, bariz reenkarnasyonlar da var, hafif andıranlar da, “wannabe”ler de

Erkan Oğur – Erdem Ergün (birer şarkılarını dinleyin, şaşıracaksınız), Zerrin Özer – Işın Karaca (çok benzemiyorlar mı !), Ümit Sayın-Bahadır Tatlıöz (favori benzerliklerimden), Neşe Karaböcek – Göksel, Müslüm Gürses – Selçuk Demirelli (sesler aynı), Burak Kut – Murat Dalkılıç (benzer fonksiyonlar), Çelik- Soner Sarıkabadayı (ilginç yorum tarzı, bestecilik)   vee Tarkan – Murat Boz (bir fırın ekmek derler ya, onu iki yap sen..)

Ben de bi’dahaki hayatımda Mustafa Sandal olmak istiyorum  🙂