Musikhi’den 1.Yıldönümü Hediyesi – MED CEZİR

Genel, Sanatçılar

Merhaba sevgili Musikhi İşler Müdürlüğü okuyucuları ! (2 veya 3 kişisiniz sanırım 🙂 )

Bugün, 2016’nın ilk günü ve aynı zamanda blog’umun 1.yıldönümü.

2015’in ilk gününde, yine böyle bir tatil gününde yazmaya başlamıştım. Açılış yazımda da, nasıl başladığımdan bahsetmiş, Levent Yüksel – Med Cezir albümüne atıfta bulunmuştum. Düşündüm de, bu blog’u takip edenlere, 1.yıl hediyesi olarak Med Cezir yazmak güzel olabilir. Hem albümü, hem de anıları konuşuruz bugün, olur mu ? Bir yandan dinlemeye başlayın, bir yandan da okuyun yine.

Med Cezir bir çıkış albümü. Levent Yüksel’in Türk Pop piyasasına adımını attığı albüm. Hikayesiyle giriş yapmak gerekirse; Levent Yüksel, 90’ların başında Fatih Erkoç’a bas çaldığı ve vokallik yaptığı dönemde, Maksim’de Sezen’le sahneye çıkıyor (Harun Kolçak’ın yedeği olarak – ilginç bi hikayesi var) ve müzik hayatı değişiyor tabii. Bas, kontrbass,keman, bağlama gibi birçok enstrümana hakim, Türkiye’de eşi benzeri hala bulunmayan bir ses kumaşına sahip bu sevimli adam, Sezen Aksu dergahının gözdesi oluveriyor. O yıllarda evli olduğu Sertab Erener gibi Sezen’e vokallik yapmaya başlıyor, albümlerinde söylüyor, bas gitar çalıyor. Bu birliktelik, 1993 senesinde Med Cezir albümüne dönüşüyor. Sezen söz ve müzikleri yapıp, ihaleyi deha çocuk Uzay Heparı’ya emanet ediyor. 6 aylık bir çalışma sonucu, 1993’ün Mart ayında albüm piyasaya çıkıyor.

Şöyle bir benzetme yapmak doğru olur sanırım; albümün annesi Sezen Aksu, babası da tüm düzenlemeleri yapan Uzay Heparı (nur içinde yatsın).

Ben o sıralar, 8 yaşında bir çocuğum. Klavye dersleri alıyorum (çalamıyorum), ama asıl işim deodorant mikrofonumla evde şarkı söylemek, “air gitar” çalmak falan. Bir gün, annemle birlikte Grup Vitamin kaseti almaya gidiyoruz mahalledeki kasetçiye (yoğun ısrarlarım sonucu). Annem kasetçide “oğlum adam gibi bişey dinlesene, ayıp ayıp küfürlü şeyler dinliyosun” diye hayıflanıyor. Kasetçi abi de, “abla bak bu çocuk (Levent) yeni, albümü de çok iyi” diyip Med Cezir’i satıyor bize. Benim de albümle tanışma hikayem bu.

O gün eve gelip, yarısı çekmeyen/çalışmayan bir televizyon, yarısı da kayıt  yapabilen bir kasetçalar olan, büyük ihtimalle dedelerin Hac’dan getirdiği cihazda dinliyorum ilk kez Med Cezir’i.. Büyüleniyorum..

      1. Yeter ki Onursuz Olmasın Aşk (Söz :Sezen Aksu, Müzik :Onno Tunç, Düzenleme :Uzay Heparı)   Albümün ilk şarkısı; A1’ler hep önemlidir biliyorsunuz. Dikkat edin, şarkının başında, synth sesi önce sol kulağa, bir saniye sonra da hafif bir cızırtıyla sağ kulağa geliyor. İnanılmaz tatlı bir detay bence 🙂 Sözler her zamanki cüretkâr Sezen sözleri, Erdem Sökmen’in usta işi gitar girişleri, bas gitar Levent Yüksel’den, ve kesinlikle çok özel bir düzenleme. Şarkıda Levent Yüksel’in çok rahat geçtiği, ama hala çoğu vokalin transpoze yapmadan çıkamadığı dik yerler var (pare pare olsam da yenilmem). Oralarda anlıyorsun sesin kumaşını; sadece çıkmıyor, rengi de var. Mükemmel bir giriş şarkısı, hatta çok iyi bir konser başlangıç şarkısı. Klibini de hatırlayanlar hatırlar, tek kaşlı, zayıf minik, papyonlu Levent Yüksel, kendi ekseninde dönerek dumanlar içinde söylüyordu 🙂
      2. Med Cezir (Söz :Sezen Aksu, Müzik:Levent Yüksel, Düzenleme: Levent Yüksel-Uzay Heparı) Albüme adını veren şarkı. Bugün bir çok 90’lı çocuğun Med Cezir kelimesinin anlamını öğrenmesine vesile olan şarkı. Girişindeki cümbüş melodisi bile tek başına bir şarkıya bedel olan şarkı.. Levent Yüksel’in çok iyi bestelediği, efsane sözler. Levent Yüksel hem bas gitarı, hem de cümbüşü çalarak, ve yine çok iyi söyleyerek seriyi tamamlıyor. Hala da albümdeki gibi söyleyemiyor zaten. Med Cezir şarkısı, Levent Yüksel’den tek bir şarkı seçmek zorunda olsanız, eliniz titremeden seçeceğiniz şarkıdır.
      3. İstanbul (Söz :Sezen Aksu, Müzik: Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Uzay Heparı)  Albümün üçüncü şarkısında değişik bir tat geliyor damağımıza. bu tadı yaratan adam Fahir Atakoğlu şüphesiz. Sezen’in nasıl bu kadar güzel yazdığını anlayamadığımız bir başka İstanbul sözlerine çok güzel dokunmuş Fahir Atakoğlu. Kanun solosu bu şarkının merkezi bence. Çoğu meyhanenin görmezden geldiği mükemmel de bir rakı şarkısı aslında..
      4. Kadınım (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Uzay Heparı, Düzenleme: Uzay Heparı) Bu şarkı benim için albümdeki en özel şarkı sanırım. Nedeni şarkının sözleri veya müziği değil. Hatta albümde en az dinleyebildiğim şarkıdır. Ben bu albümü aldığımda ve dinlemeye başladığımda, kız kardeşim henüz 2 yaşındaydı. Evimiz 2 oda 1 salondu. Abimle biz ranzada yatıyorduk (üstte ben). Kız kardeşimiz gelince, onun minik karyolasını da bizim odaya almıştık. Ben kaset çalarımızı bir zigon sehpanın üstüne koyup, Ayşegül’ün karyolasına yanaştırırdım, Med Cezir albümünü takıp dinletirdim ona. Bazen uyurken bile kaseti takıp dinlettiğim olurdu. Bir gün yine başucunda Med Cezir çalarken, tam da “Kadınım” çalarken uyanmış Aygü. Karyola parmaklıklarının arasından elini uzatıp, “REC” tuşuna basmış. O anda kaset sesi kesilmiş tabi, kasetçalar Med Cezir kasetinin üstüne kayıt yapmaya başlamış. 10-15 saniye neler olduğunu anlayamayan Aygü, odadan anneme seslenmeye başlamış: “Anneeee.. bak!”.. Annem mutfaktan (terliklerinden adım sesleri gelerek) odaya girmiş ve hem kasetçaları tamamen kapatarak kaydı durdurmuş. Ben bunları nereden mi biliyorum? Kadınım şarkısının ilk 10 saniyesinden sonra başlayan ses kaydından tabi ! “Kadınım” şarkısının neredeyse tamamı, “Beni Bırakın”ın da başlangıcı, böyle tatlı bir sabotaja uğramış işte. Şimdi şarkıyı her dinlediğimde, o kayıttaki tatlı bebek sesini düşünüp, kaybolup giderim..
      5. Beni Bırakın  (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Onno Tunç, Düzenleme: Uzay Heparı) Sizi bilmem ama, biz 93’te bu şarkının sözlerini çözememiştik. “Sustu haykıran şehir, DOLMUŞLAR havalandı” mı diyordu, “TONGUÇLAR havalandı” mı diyordu, biz bilemezdik. Ben “DOLMUŞLAR” diye söylemeyi tercih ederdim,içime de sinmişti o yıllarda 🙂 A yüzünün bu son şarkısı, “Kadınım”dan sonraki kasvetli havayı dağıtmak için stratejik yerleştirilmiş bir görev adamıdır aslında; B yüzüne geçiştir.
      6. Tuana (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Paco De Lucia, Düzenleme: Erdem Sökmen) Bazı şarkılar, bir tek sese ait olur. O şarkı o sese zimmetlidir yani, kralı gelse daha iyi yorumlayamaz, eğreti durur. “Tuana” da Levent Yüksel şarkısıdır işte. Artık kendisi de güçlü söyleyemese de, onun kadar iyi söyleyen olmamıştır, olamayacaktır. Dehşet yetenek, İspanyol çingenesi yanıklığında ses ve hicaza yatkın bir teknik isteyen bir şarkıdır Tuana. Sadece dik değil, koşan da bir şarkıdır; nefes alamazsın. Yırtık söylemezsen havasını vermez. Çok garip çok özel bir şarkıdır. Levent Yüksel “Tuana” ile imza atar albüme. Sözler yine sinir bozucu derecede iyi. Girişteki Erdem Sökmen gitarlarının yanında, Levent’in çaldığı perdesiz bas da atlanmamalı. Müziğinin orijinali Paco de Lucia’ya (Francisco Sanchez Gomez) ait. “aaa bilmiyodum!” diyenler buradan yaksın:
      7. Uçurtma Bayramları (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Onno Tunç,  Düzenleme: Uzay Heparı) Sezen’in koptuğu şarkılar vardır; “Sarı Odalar” bunlardan biridir mesela, “Uçurtma Bayramları” da onun gibi. Ayrı bir boyutta yapılmış ağır şarkılardır. Ben küçükken yorardı beni bu şarkı, hemen geçerdim. O zamanki yengemiz Sertab’ın opera-vari vokalleri, devamlı transpozeli melodi, sözlerdeki ucu açıklık biraz ağır gelirdi belki de. Uzay’ın melankolisi de yansımıştır aslında biraz şarkıya. Şimdi ise çok daha farklı bir kulakla dinliyorum. Çok da keyif alıyorum. Bazı şarkılar farklı yaşlarda farklı dinleniyor..
      8. Dedikodu (Şiir: Orhan Veli, Müzik: Sezen Aksu Düzenleme: Uzay Heparı) Uzunca bir süre, şarkı sözlerinin bir şiir olduğunu bilmeden dinlemiştim “Dedikodu”yu. Ta ki bir gün, babamın aldığı “Orhan Veli Şiirleri” kitabını okuyana kadar. “Dedikodu”yu kitabın sayfalarında görünce “Aaa! Levent Yüksel şarkısıı!” dediğimi dün gibi hatırlıyorum. “Garip” şairin bu ısıran kelimelere sahip şiirini, ruhuna çok uygun bir müzikle Sezen süslemiş. Şarkının köprüsündeki nağmeli bölümü de ayrıca severim; bir iki defa söyleme fırsatım da olmuştur 😉  inanmayanlar burdan yaksın 🙂
      9. Bu Gece Son (Söz : Sezen Aksu, Müzik :Onno Tunç, Düzenleme: Uzay Heparı) Albüm yayınlandıktan 1 sene sonra, 1994 Mayısında, albümün babasını kaybettik. Türk popunun deha çocuğu Uzay Heparı saçma sapan bir kazada hayatını kaybetti. (Levent Yüksel’in ikinci albümünün babası da, tüm düzenlemelerini yapan Onno Tunç’tur; o albüm çıktıktan 2 gün sonra da Onno Tunç’u kaybetmiştik.. Böyle bir laneti var sanki Levent Yüksel albümlerinin..)  Benim hissiyatım, “Bu Gece Son” Uzay’ın bu albüm aracılığıyla veda şarkısıdır. Arkasından ağlayan herkese “uzun uzun seneler var önünde, gün gelir sevgilim, acıya alışırsın” der gibi gelir bana, şarkıyı her dinlediğimde..
      10. Yeniden Başla (Söz: Sezen Aksu, Müzik Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Uzay Heparı) Yine bir bölüm sonu şarkısı. Albüme tatlı bir elveda şarkısı. Kısa, basit, keyifli.. Şarkının en güzel yanı, İyi Gün Çocuk Korosu’nun yaptığı vokaller. Koronun vokalistleri olan çocukları aradım baktım, şimdi ne yapıyorlar diye merak ederek. Kimi halen müzik yapıyor, kimi bir ajansta çalışıyor, kimi evlenmiş. Çok ilginç geldi, kıskandım; Hepimiz gibi sıradan takılan gençler, zamanında Levent Yüksel albümüne söylemişler..

İşte böyle bir albüm Med Cezir. Detaylarıyla, anılarıyla, hissettirdikleriyle, mümkün olduğunca da özetleyerek anlatmaya çalıştım. Bence Türk pop tarihinin en iyi 2 albümünden biri (Diğeri Tarkan – Karma). Levent Yüksel’in kesinlikle en iyi işi. O’nun, Med Cezir’den sonra ses ve üretkenlik olarak düşüşe geçtiğini görmek beni hep üzmüştür, ama yine de kalitesi bellidir.

“Best Of..” albümü gibi dopdolu, her şarkısı hit veya klasik denebilecek çok güzel bir iş gerçekten Med Cezir.

İyi ki 90’lıyım dedirten şeylerden biri;  Atari’lerin, Tsubasa’ların, Susam Sokağı’nın 90’larında, benim için köşe taşlarından biri olmuştur. Emeği geçenlerin ruhlarına sağlık!

 

Mutlu yıllar!

🙂

 

                               

 

 

 

 

Reklamlar

Arap Müzikleri, Türkçe Sözler * الموسيقى العربية، كلمات تركية

Müzik Polisi, Şarkılar

Hem dilimizin, hem de kültürümüzün Arapçadan ve Arap kültüründen etkilendiği aşikâr.

Her ne kadar “Aşikâr” sözcüğü Farsça olsa bile, bu yazıyı bitirene kadar onlarca Arapça kelime sarf edeceğimden eminim.

Biz Doğu’lu bir milletiz, “Oriental”ız bir nevi.. Güneyden esen sıcak rüzgarlar hakim oluyor bazen ruhumuza ve bu da müzik zevkimizi etkiliyor; Arap ezgilerini seviyoruz biz (İst. Kai. Bozmaz).

Araplar da bu işi iyi yapıyorlar, ve bize benzer şekilde yapıyorlar. Şimdi Farabî’den başlayıp Arap müziğinin kökenine gitmeyelim ama, bam telimize dokunan çalgılarımız (ud, davul, ney, kanun) hep ortak. Taksim’lerimiz, Makam’larımız, ezgi kalıplarımız benzer..  Bizim bildiğimiz büyüdğümüz müzikler bunlar.. Sözün özü, Arapça bir müziği duyduğumuzda, gayda ile çalınan bir İskoç ezgisini duymamıza göre farklı hissetmemiz çok doğal, biyolojik, kalıtsal..

Hal böyle olunca, Türk Pop müziğinin içindeki insanlar Arap bestelerini transfer etmeyi gayet mantıklı, faydalı -ve ekonomik- buluyorlar tabi. Aslında aynı şey karşı taraf için de geçerli; hit olmuş bir Türk bestesi, Arapça sözlerle, Mısır listelerinde iyi işler yapabiliyor.

İsterseniz elimizdeki envantere şöyle bir göz atalım. Herhalde yüzlerce Arap bestesi vardır tarihimizde ama, ben çok sevdiğim ve sizleri de şaşırtacak parçaları koymak istiyorum.  Başlıyoruz!

Amr Diab, Mısır’ın en önemli Pop yıldızlarından. Söz, beste ve icrasıyla ciddi  başarılı bir adam. 2004’te yayınladığı “Leily Nahary” Albümündeki “Rihet el Habayeb” şarkısını, bakalım bir yerlerden çıkarabilecek misiniz?

Rober Hatemo, 2006’da yayınladığı “Sihirli Değnek” adlı albümdeki “Beyaz ve Sen” şarkısının sözlerini, Mohamed Yehya’nın bu bestesine yazmıştı. Hoş, albümde     “söz-müzik:Rober Hatemo” yazar ama “basım hatası” diyelim 😉

Amr Diab’dan bir şarkı daha yapalım. 1994’teki “We Yeloumouni” şarkısını, 90 kuşağı yaşıtlarım, dinleyince hemen yakalayacaktır.

Bu besteyi de Aşkın Nur Yengi, 1997’de yayınladığı “Haberci” albümünde kullanmıştı ve     “Gel Yabani” şarkısı çıkmıştı karşımıza. Buram buram Arap ezgisi kokan bir şarkıydı.

Amr Diab aynı zamanda Mustafa Sandal’ın “Hatırla Beni”; Murat Başaran’ın “Yetti Gari”; Ebru Gündeş’in “Hayatta Başarılar Diliyorum”  şarkılarının da ilk sahibi.. liste uzar gider..

Bu arada bizim taraftan en çok şarkı alan adamlardan biri de Mustafa Sandal’dır, onu da söylemek lazım. 2007’de yayınladığı “Devamı Var” albümünün çok sevdiğim şarkılarından “Herkes Mecbur” un sözleri Sinan Akçıl’a aitken (albümü Sinan-Musti beraber yaptı zaten) , müziği de Narwan Khoury’den gelmiştir. Aynı besteyi Elissa, “Fatet Seneen” adlı şarkısında (2005 – Albüm: Bastanak) kullanmıştı.

Musti’nin güzel transferlerinden biri de, yine Elissa’nın Bastanak albümünden, albüme de adını veren “Bastanak” bestesi. Lübnan’dan güzel bir beste daha, yine “Devamı Var” albümüne katılmıştı ve biz de onu “Farketmez” olarak dinlemiştik.

Biraz da bizden oraya gidenlere bakalım:

Assi el Hellani’nin , “Sa’alou Ainayeh” şarkısı mesela, -büyük üstad- Murat Başaran’ın bestesindendir. Bizim “Karam” diye bildiğimiz ve Hakan Peker’in “İlla Ki” (2000) albümünü uçuran o oynak şarkı hani..

İbrahim Tatlıses’in “Tek Tek”(2003) albümünden de iki beste sınırın diğer tarafına geçmişti; Tabi Tabi (Diana – Habbak Kawini) & Usta (Fadel Shaker – Allahou A’lam).

Hadi güzel bir şarkıyla kapatalım. Gülşen’in, aynı isimli albümünden, “Of Of” şarkısı, Nelly Makdessi’ye gidiyor ve direkt “Ouf Ouf” olarak ! 🙂  Neyse, yine biz de boş durmamışız 😀

Herkese “Arap ezgileri tadında” mutlu günler !

Bestelenişinin 5.Yılında “Bencil”i Anmak Ve Anlamak :)

Mustafa

2015 Şubat.. Bencil’i besteleyeli  5 yıl olmuş.. Zaman gerçekten hızlı ilerliyor..

Ben popstar değilim; sanatçı bile sayılmam aslında. Ama bir zamanlar, bu işlere biraz daha fazla ilgiliyken, ve beste yapmak biraz daha “olağan” iken, “Bencil” diye bir şarkı yapmıştım.  2005 yılından beri besteler yapıp kaydediyordum arkadaşlarımla. Hepsi farklı hikayeler anlatan, farklı tarzlarda şarkılardı.

Ama Bencil, içlerinde benim için en özel olan, en çok sevdiğim, en içime sinendi. 2010 yılından bu yana, arkadaşlar arasında sevildi, dinlenildi. Küçük arkadaş çevremizin hit şarkısı oldu, ben de albümsüz afişsiz bir sanatçı oldum. Her şey son derece mütevazi yani   🙂

Bu yıl dedim ki, hazır böyle bir blog’a da başlamışken, hayranlarıma Bencil’i anlatayım. Ben nasıl yazdım besteledim, size nasıl ulaştı, her şeyi açıklıyorum   🙂

Beste yapmak için, bestenizin söz konusu her neyse, beyninizde ve kalbinizde “kanun çıkarıp onaylatabilecek çoğunluğa sahip olmalı”. Bu bir aşk da olabilir, bir arkadaş da olabilir, politik bir konu da olabilir, her şey olabilir… Önemli olan, onun içinizde baskın çıkması. Yemek yerken ağzınıza onun tadının gelmesi… Yukarıda “beste yapmak biraz daha olağan iken” diye geçmiş zamanlardan behsetmemin nedeni buydu.

2010 yılının ilk ayında, benim beynim ve kalbim de aynen böyle işgal altındaydı. Nasıl ve neden ortaya çıktığı, nasıl ve neden kaybedildiği halen belli olmayan bir hikayem vardı ve akıl sağlığımı korumak için, bir şeyleri yazmak ve müziğe çevirmek zorundaydım. Ben de Bencil’i yaptım.

Besteye başlamak için herkes farklı şeylere ihtiyaç duyar. Kimi bir iki notayı yan yana getirir, kimi bir iki sözü,  kimi  olduğu gibi anlatmaya başlar hikayesini.. Ben şöyle başladım “Bence benden başkasıyla mutlu olamazsın” (Ne kadar bencilce bir düşünce değil mi?) . Bu cümle ortaya çıktıktan sonra, benim için şarkının müziği, temposu, tonu, akışı, her şeyi belliydi artık.

Beste “yapmak zorunda olduğunuzda”, ve ana cümleniz de içinize düştüğünde, yanınızda ses kaydedebileceğiz bir cihaz olsa iyi olur. Çünkü o his ve o ana cümle, ilgili notaları ve cümleleri ve sözcükleri dev bir mıknatıs gibi uzak mesafelerden kendine doğru çekmeye başlar.  Fincanınızdaki Türk kahvesini bitirince, “telveli göz”  gelir yapışır mıknatısa mesela; malum cümleyi yazarsınız..

Sonra, evinizdeki köşenize gidersiniz, karşınıza bir fotoğraf açarsınız, o fotoğrafın önüne bir kadeh, onun önüne de bir kayıt cihazı..  Eğer hazırsanız, şöyle bir şey çıkar gecenin sonunda..


Beğenmeyip silersiniz, bir daha, bir daha çalarsınız. Artık başka müzik duayamaz, başka cümle kuramaz hale gelisiniz. Zaten başka bir kişiyi de düşünemiyorsunuzdur ya, neyse.  Eğer hazırsanız, arayacağınız adam bellidir: Faruk Toksöz !

Faruk, benim çok eski arkadaşım, dostum. Beraber canlı müzik yaptık, müzik konuştuk, aşk konuştuk.. Bana çok şey öğreten, çok değerli bir adamdır. Bencil dahil, tüm bestelerimde emeği vardır.  Ona bir besteyle gidersiniz ve dersiniz ki : “Abi böyle bir şey var, hazır değil ama sen bir bakarsan…” . O bir kere dinler. Kafasında notunu verir. Beğendiyse, bitmiş halini de kafasında canlandırır.  Müthiş adamdır. “Bize gel” der, “bakarız”.. Onun “köşesine” gidersiniz bu sefer; biraz sohbet, biraz müzik, akşam evden ayrılırken cebinizde şöyle bir kayıt vardır

Farukla birlikte, Onur Yüksekol ve Altuğ Özbay’a da teşekkür etmek gerek. Her bestede, onlar da hevesle gelirler stüdyoya, ilk hücüm kayıda. Herkes müziğini ortaya koyar. “Burasını böyle çalalım abi” der Onur, “Dur bak bişey yapıcam şahane olacak” der Altuğ abim. Faruk, her şeyin ana resme uygun olduğundan emin olur. Dünyanın en zevkli 2 saatidir o hücüm kayıt.

Şarkının son hali içimize sinince, aynı ekip kanal kayıta gireriz. Stüdyo FM’de Murat abi bekler bizi. Hem kayıt yapar, hem besteyi geliştirir, hem yeni bir şeyler öğretir. Bir gün, 9-10 saat kalırsın o stüdyoda ve çıkmak da istemezsin. Heyecanın yükseldikçe yükselir. Temelden yükselişini izlediğin bina gibi, büyümesini izlediğin bir bebek gibi gelişir şarkı.  Murat Abi’nin son mixlerinden sonra, sonuç şudur:


Şarkıyı bitirmek, besteleyeni kurtarıyor bence. Şarkın, muhattabına ulaşmamış olabilir. “senden başkasıyla mutlu olabilir” senin inandığının aksine.  Hatta her şey daha da kötüye gidebilir. Önemli değil. Sen hissettin, doldun ve yazdın.. O yeter.. Yetmeli.. Ben hep öyle düşündüm. Her şey bitiyor, eskiyor, unutuluyor, ama şarkın seninle, arkadaşlarınla kalıyor.

Geride kalan beş yıl boyunca benimle birlikte Bencil’i dinleyen, “Abi Bencil dinliyoruz” diye beni arayan, şarkıyı benimle birlikte yaratan, kaydeden, beğenen herkese teşekkürler.

BENCİL

Bir kaza oldu da gördüm telveli gözlerini

Nereden bilebilirdim sevgilin olduğunu.

Ama çok fark etmez; kalbim ağlar yine pes etmez

Ama çok fark etmez; kalp bu ağlar.

 

Benden başkasıyla mutlu olamayacağına inanan

Bencil ve uslanmaz/hayalperest bir kalbim var anlayacağın

Gözlerindeki muhtemel değerimi bile hiçe sayan

Yersiz ve anlamsız bir adım atmaya çalışan.

Mavi Ekran Verdiren Saçma Şarkı Sözleri : VOL 1

Müzik Polisi

2015 yılına adım attık.. Artık insanoğlu, kainatın bir çok sırrına haiz.. Bilim ve felsefe, tarihin en olgun noktasında.. 2014’te, bir kuyruklu yıldıza uzay aracı indirmeyi bile başardık. Kısacası artık insanoğlunun bilmediği çok az şey var.. Ancak, bir tek konu hala gizemini koruyor:

“Aşk bu, kızılötesi, yaralı müzesi, hareket edemem..”  NE DEMEK !!?

….

Böyle sözler, kelimeler, cümleler vardır şarkılarda. Bir anda (sözlere dikkat ederek dinliyorsan), beyninden vurulmuş gibi olursun, mavi ekran verirsin.. O anda öyle bir “höö?” olursun ki, şarkının müziği uğultulu bir şekilde akmaya devam eder ama sözler devam etmez. Sen o cümlede/sözde kalırsın; “ne demek şimdi bu?!” sorusuyla birlikte kalırsın..

Benim tavsiyem: çözmeye çalışma !  Bırak ! Arkadaş belli ki orada CIA adına şifreli bir mesaj taşıyor.. Türkiye’de görev yapan gizli bir CIA ajanı o şifreyi kırıp buradaki görevlerini falan öğreniyor.. Sen işine bak !

Şaka bir yana, şarkılarımız böyle özensiz (en hafif tabiriyle) sözlerle dolu. Müzik ruhun gıdasıysa, bunlar da kaçak et. Bunlar kanserojen madde. Birkaçını burada sıralayınca, belki siz de mavi ekrana geçeceksiniz 🙂

Bakalım nelere maruz kalmışız:

1- Birinciliği tabii ki “Kızılötesi aşkıyla yaralı müzesinde hareketsiz kalan” Karabiberim’e veriyorum.

2- Ferhat Göçer’in aşıkları coşturan, düğünlere açılış şarkısı olan, o çok romantik şarkısını dinlemişsinizdir? : Cennet.. “Dünyaya bir daha gelsem sevgilim, arar bulurum yine seni severim…” 

Sözleri Aslı(Zen) Yentur’a ait olan bu romantik slow şarkıyı, kimbilir kaç masum hemcinsim hoşlandığı kıza, sevgilisine, karısına ithaf etti..

Nasıl etmesin kardeşim şu sözlere bak: “Cenneti değişmem saçının teline..” bi’ saniye.. ne yapmam ne yapmam?

(aynen böyle mavi ekran olmuştum şarkıyı ilk duyduğumda)

Şimdi arkadaş diyor ki: Cenneti diyor, saçının teline değişmem diyor.. Cennet mi, saçının teli mi deseler, net “Cennet” derim diyor yani..

Bence haklı.. bunun hurîsi var, nehirleri var, tropikal meyvesi var, var da var.. Bir saç teline değişmek mantıksız olur.

Ferhat Göçer de cerrah bu arada.. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Devlet Konservatuarı Şan Bölümünü bitirmiş gelmiş bir adam. Demiyor ki “Aslı’cım, biz burada ‘CennetE değişmem saçının telinİ‘ yazalım, belki bunu bir fark eden olur” ..

Böylece Cennet, 2007’den beri bu haliyle dilimizde, kulağımızda gezmeye devam ediyor..

3- Üçüncü sıramızda Faruk K.’nın “Honki Ponki” şarkısına yer vermek istiyorum.. Aslında bu şarkı Faruk K.’nın değil,  2013 yılında kaybettiğimiz Şenay’ın (Şenay Yüzbaşıoğlu http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eenay ) . Hem dinleyin hem okuyun:

Dahası, şarkının sözleri de yapımcı, oyuncu, tiyatro sanatçısı çok değerli sanat insanı Lale Oraloğlu’na ait (http://tr.wikipedia.org/wiki/Lale_Oralo%C4%9Flu ). Kendisini de 2007 yılında kaybettik.

Her iki sanatçımıza da Allah’tan rahmet dileyelim tabii, ancak şarkının sözleri olacak gibi değil. Eğlenmişler diye tahmin ediyorum. (ya da benim CIA teorisi daha tutarlı)

Faruk K.’nın büyük cesareti bu şarkıyı tekrar seslendirmek olmuş.. İki defadan fazla ard arda dinlemeyin, çarpım tablosunu falan unutturabilir..

4- Bu maddeyi son madde yapalım ve toparlayalım isterseniz.

İsmail YK’nın “90-60-90” şarkısının sözlerini tamamen dahil edebiliriz aslında. Ama benim “dabılyu dabılyu dabılyu nokta bomba bomba nokta kom” kısmına ayrı bir sempatim var.. (bu adrese giderseniz, sizi İsmail YK’nın resmi web sitesine yöneltiyor; yazdım denedim)

Atilla Taş’ın çok iyi şarkıları vardı.. Ham Çökelek, Kırmızılım falan çok ciddi mavi ekranlar barındırıyordu. (Hep Doktor Erol Bey’in işleri tabi)

Deniz Seki’nin son hiti “İyisin Tabii” de bence ciddi boş sözler içeriyor. İsra Gülümser’in yazdığı sözlerde “.. İhanetin dizlerinde damlalar savrulur..” gibi bir bölüm var ki, hala çözebilmiş değilim..

Neyse.. VOL 1’i burada noktalayalım.

“Müzik Polisi” başlığı altında tekar mavi ekranlarımızı paylaşmak üzere..

-Kızılötesi Yaralı Müzesinde hareketsiz kalın. -Roger that Langley !

-Tüm ajanlar: Kızılötesi Yaralı Müzesi’nde hareketsiz kalın!
-Roger that Langley !