Türk Popunda Hala Umut Var ! – BURAY

Sanatçılar

Bu aralar, havasız sıcak bir odadaymışsınız gibi hissettiren Türk Popunda birileri bir pencere açtı; püfür püfür esiyor, o kadar iyi geldi ki !

Kiminiz Çilek Kokusu dizisini izlerken duydu onun sesini, kiminiz kısa süre önce Youtube’da şarkısını gördü/dinledi. Belki benim gibi daha öncelerde tanıyan da olmuştur Buray Hoşsöz’ü; Ferhat Göçer’in “Unutmuş Çoktan” şarkısının söz müziğinin kime ait olduğunu öğrenmeye çalışırken (klasik takıntım) denk gelmiştim adına..

Nasıl tanıyor olursanız olun, kesinlikle bildiğinizden çok daha fazlası var onda.

İsterseniz şöyle yapalım, siz şu şarkıyı açın, dinlemeye başlayın, bir yandan da beni okuyun, olur mu?

Buray mektepli müzisyen. Doğu Akdeniz Üni’de Kompozisyon ve Galler’de Ses Mühendisliği okumuş. Kıbrıslı olup yurtdışında da okuyunca, piyasanın %1’lik diliminin sahip olduğu İngilizce/Batı müziği hakimiyetini de kazanması zor olmamış tabi.

Aslında lead vokal ama gitarı da güçlü. Uluslararası yarışmalarda dereceleri var. Sensitive Vibrations adlı grubuyla ciddi esmiş bi adam. Orada gitarları Erkan Erzurumlu’ya (adamım) bırakmış ama vokaller, besteler yine ondan.

Sahne bilgisi de var. Büyük küçük demeden bir çok venue’de çalmış, söylemiş, eşlik etmiş; CV’sinde İzel, Gökhan Tepe, Ferhat Göçer gibi sağlam orkestralar var.

Külliyatını etraflıca dinleyip gözden geçirince, çok tatlı bir arabesk/macun/TSM aroması da görüyorsunuz, ki bu gerçekten nadirdir. Şu an arkada duyduğunuz cover’ı seslendiren adam makam da yapabiliyor! (sert)

Şimdi ilk albümünü yaptı ve gerçekten güçlü de bir giriş yaptı. Ben klip şarkısı olan “Sen İstersen”i her gün 10 kere dinleyerek eskitmeye başladım. Baya dayanıklı çıktı. Şarkı teknik olarak çok dolu. Sadece söz-müzik değil, kurgusu var, tekrar tekrar dinlenilecek gibi tasarlanmış, küçük trick’ler var.

Her şey iyi güzel ! Peki Buray ne yapar ? “Buray iş yapar mı?” demiyorum; herkes iş yapıyor zaten -ne yazık ki- bu piyasada. “Buray kim olur?” diye sormak gerekir bence.

Bu kadar pozitifin arasında, net dezavantajları da var bence Buray’ın.

Öncelikle yakışıklı değil. Star enerjisi yok, sahne ışığı yok. Sempatik mi? Evet. Ama yetmez. Aşırı romantik bir şarkıyı tek gitarla okurken, dinleyen kızların yüzlerini avuçlarının içlerine alarak iç geçirecekleri bir enerjisi yok adamın (Bi John Mayer değil). Buray’da bir Ümit Sayın / Mustafa Ceceli bilgeliği ve masumiyeti var. Konserine kesin gidilir, ama sahneye “evlen benimleeeee!” diye laf atan olmaz.  Ki bence bu uzun vadede önemli.

İkinci olarak yaşlı. 31 yaşında Buray. Ben de 30 yaşındayım yanlış anlamayın, kendimi zımba gibi hissediyorum, ama pop piyasasında patlama yapacak gibi de hissetmiyorum. Buray’ın da bu bakımdan yaş dezavantajı var. 22-23 olsaydı, onun için daha iyi olurdu.

Bence yine de karşımıza çıktığı için çok şanslıyız. Kimbilir daha ne besteler yapacak, ne akustikler çalacak (JoyTurk kaydına alırlar yakında), ne sözler yazacak.

Buray bize temiz bir nefes aldırdı. Yolu açık olsun.

Albümü alın derim..

Reklamlar

Ses Yetenek Yarışmaları ve “İlyas Yalçıntaş” Vakası

Sanatçılar

Ben yetenek yarışmalarını sevmem ve izlemem..

Elemelerdeki “aşırı yeteneksizler” canımı sıkar. Jürilerin aklı başka şeylerdedir. Halk oylamalarını haksız bulurum. Abidin’li, Bayhan’lı ilk yarışmadan beri bu böyledir benim için (ki o sezon belki de en iyisiydi).

Yetenekli adamlar çıkmaz mı? Çıkar. Yarışma başlangıcında hit olurlar, sonra, yarışma dahilinde harcanmadılarsa, ve birinci olurlarsa, bir albümleri çıkar (belki), kimse almaz, satmaz.. Yok olup giderler.. BBG Tarık nerede? Popstar Abidin nerede? Popstar Alaturka Selçuk nerede? O Ses Türkiye Mustafa Bozkurt nerede? Ben söyleyeyim; yerel kanallarda veya Bostancı barlarındalar.. Ayda Mosharraf  diye bir kız çıkmıştı geçen yıl, hepimiz “yok böyle bir ses!” dedik, hakikaten yok oldu..

İstisnalar olmadı mı? Oldu. Akademi Türkiye’den rahmetli Barış Akarsu çıkmıştı, belki bir yerlere gelebilirdi.. Özgür Çevik çıktı, bence yetenekli ama müzik yapmıyor. Oğuz Berkay, Murat Boz’un desteğiyle bir şeyler yapmaya çalıştı ama, işi zor..

52e24d24e26248ee1e000056popstar-abidin-kimdirmaxresdefault (1)maxresdefault13297269012267344914586671-158276_117820624965570_117819848298981_8615_1345_b

hqdefaultHerhalde bu yarışmalardan çıkan en büyük başarı hikayesi İrem Derici; onun da yarışmadan yana yüzü gülmemişti. 2011 yılındaki O Ses Türkiye’de Hülya Avşar’dan başka hiçbir jürinin desteklemediği İrem, yarı finalde de elendi. Ama çok doğru adımlar atarak “kendi kendine” yükseldi ve şu anda Türkiye’nin en ciddi yeni popstar adayı..

Kısacası bu tip yarışmalar (hatta Eurovision gibi büyük organizasyonlar bile), yarışmacısına yarardan çok zarar veriyorlar. “Yine de neden yapılıyorlar?” derseniz, bunlar bir tür “müzik futbol turnuvası”; insanlar o bireysel mücadeleyi, acıklı hikayeleri, jürinin hakaretlerini vs seviyorlar. Sorumluluk almadan müzik dinleyip, sonra rahatça çöpe atıyorlar, konu kapanıyor..

Benim bu konuyu ele alma nedenim ise İlyas Yalçıntaş.

2014 yılı başında, yine önyargılı bir şekilde yaklaştığım bir “franchise” yetenek yarışması başlamıştı (X Factor) ve ben tabii ki protesto ediyordum kendimce.. Şöyle göz ucuyla bir jürilere bakmıştım, birazcık da konsepte.. Notum olumsuzdu..

Bir ara, günlük Youtube gezintilerim sırasında, gözüm “İlyas Yalçıntaş – İncir” diye bir link’e takıldı. Linkteki küçük thumbnail’de gözüken genç-sempatik tip, bir “acaba?” dedirtti.ilyas incir

Şarkının adı “İncir” ; “Sedat Yeğin’in 2011’de, Prova albümünde söylediği ve sözlerini beğenmeme rağmen müziğini/yorumunu tutmadığım İncir olabilir mi?” diye düşünerek tıkladım. Karşıma şöyle bir şey çıktı;

Yukardaki 7 dakikalık klip bittiğinde ben de bitmiştim. (Abartmıyorum)

Genç, mahcup, karakterli, yakışıklı bir adam. Acayip sade, net. Tarzı ve duruşuyla ilgili detaylı analiz yapmak istemiyorum, ama ağzını açıp şarkıya başladığı 01:40’a kadar, her şeyiyle “tamam” bir adam. Şarkıya başlayacağı o an diyorsun ki, “hadi koçum, adam gibi bir şey çık, lütfen!”

Ve şarkıya başlıyor.. Çok yüksek bir giriş ! Tüyler diken diken. Kulak inanılmaz, “tuşe”yi top kontrol eder gibi kontrol ediyor, ses tonu inanılmaz; hem peslerde, hem tizlerde. Nefesi çok iyi, gitara hakim.. Şarkıyı hissederek, yaşayarak, baştan yaratıyor..

Jüri’deki durum şu; Armağan Çağlayan gibi “kalite” ile “çakma”yı çok iyi ayırabilen bir adam, daha şarkı devam ederken, kolları yukarıda tebrik alkışları yapıyor. Ziynet Sali çocuğa hafif aşık olmuş bir şekilde “bu şarkıyı hemen kapıp, sıradaki ilk albümüme koyarım” düşüncesinde. Emre Aydın, şarkının sözlerine takmış durumda (kendi de söz fetişidir), resmen ezberliyor sözleri. Ömer Karacan hayran-gururlu şekilde pür dikkat..

Şarkıyı jüriden kimse daha önce dinlememiş (sanıyorum). Seyircilerden belki bir elin parmakları kadar kişi biliyordur. Ama saniyesinde reaksiyon alıyor şarkı, salondaki herkesten..

Şarkı bitince ortalık alkış kıyamet. İlyas dişlerini saklayarak gülümsüyor; mahcup.. Herkes çok doğru ve gerçekçi yorumlarla tebrik ediyor İlyas’ı. Bu sıradan giyimli, sessiz çocuk çekip gidince bile, etkisinden çıkamamış şekilde yorumlara devam ediyorlar..

Ben videoyu ve şarkıyı zilyon kere baştan dinliyorum. Zilyon kere.. İlyas’ın hikayesini, daha önceki yorumlarını araştırıp buluyorum. İncir’in söz yazarına bestecisine kadar öğreniyorum. İlyas, sosyal medyada, sanal ortamda uçuyor; tweet’ler, takipçiler, tebrikler.. O yine alçak gönüllü, sakin.

Şu önemli; İlyas bir “bar müzisyeni”. Bu ne demek? Bir kere, seyirciden “soyutlanıp” çalabiliyor demek. Enstrüman hakimiyeti, yüksek olmasa bile (ki yüksek) oturmuş demek. Hangi şarkı sesine gider, hangi şarkı gitmez bilmek demek. Ve en önemlisi, müzik profesyonelliğinin en kötü noktasında olmak demek; oradan sadece yukarı çıkarsın!

O haftadan sonra, sevgiliden mektup bekler gibi yarışmanın yeni finallerinden performanslar düşmüş mü diye beklemeye başlıyorum ki, sonunda İlyas yine çıkıyor meydana. Bu sefer durum daha vahim, benim karnım gurulduyor heyecandan; “saçmalarsa bittik!” (bana ne oluyorsa!). Tıklıyoruz link’e, sonuç şu:

Olay bitmiş.. Ben yumruk hareketiyle “Yess!” falan yapıyorum kendi kendime.. (abartmıyorum)

Şimdi, ben Soner Sarıkabadayı’yı severim. Sadem’i  de severim; defalarca dinlemişimdir..  Ama bu yorumdan beri, bir daha Soner Sarıkabadayı’dan dinlemedim Sadem’i. İlyas yine şarkıyı aldı, nüfusuna geçirdi çünkü..

İlyas sahneye yine basit çıkıyor. Ziynet Sali’nin çapkın iltifatlarını aynı kapalı sırıtışla savuşturup, şarkıya giriyor. 5. saniyede ses tonuna alkış alıyor, 30 saniyede yükselişine (diğer yarışmacılar, içerde ve sahnede çaresiz, ağızları açık bakıyorlar aradaki yetenek uçurumuna). Oynuyor şarkıyla İlyas. Tonunun kumaşını kimseye benzetemiyorsun.. Biraz Ahmet Kaya var, çok hafif Kıraç, biraz Doğan Canku var.. Acayip bir ses. Kontrolü çok iyi. Şarkıyı zaten çok iyi seçmiş (seçilmiş?).

Jüri yine teslim.. Ziynet Sali dudaklarını ısırıyor (!), ağlayacak gibi (Şarkı sonrası yorumlarında saçmalıyor zaten). Emre Aydın, Armağan, Ömer Karacan o an kağıt getirseler imzalayacaklar; “bu çocuk bu yarışmayı burada bıraksa bile birinci” diye..

Artık benim için geri sayım başlamış durumda. Ben albümü beklemeye başlıyorum. “Önce, Gülben Ergen – Oğuzhan Koç (Giden Günlerim Oldu) tarzı bir Ziynet-İlyas (İncir) düeti gelir” diyorum içimden.. Sonra da solo albüm çıkar.. Jolly Joker’e gideriz akustik dinlemeye. Arabada dinleriz, TV’de canlı yayınlarda dinleriz.. “Oh be!” diyorum, taze bir ses geldi!

İlyas’ın bir sonraki yarışma performansı “Bile Bile” oluyor. Sesine önceki iki şarkı kadar yakışmasa da, gitar altyapısıyla söylemese de, çok cesur bir şarkı seçimi olsa da, altından kalkıyor.. Ziynet’in ekibinde, bir sonraki aşamaya geçiyor yarışmada. Sosyal medya yükselişi devam ediyor bir yandan. Akıllı bir şekilde hiçbir yerde harcatmıyor, ucuzlatmıyor kendini (zaten yarışma haricinde söylemesi yasaktı muhtemelen ?).

Derken.. Derken, 2014 Mart ayı sonunda bir ara elektrikler gidiyor. İlyas yok, İlyas kayıp.. Bir bakıyoruz, yarışma kaldırılmış, ertelenmiş, bir şey olmuş.. “Ee? N’oldu bizim İlyas’a?!”

Albüm çalışmalarına başladığını duyduk, ses çıkmadı, normal, bir hazırlık süresi olacaktı.. Febyo Taşel ile çalıştığını yayınladı; süper haber, iyi bir iş çıkacak demektir.. 2014 Eylül’de “az kaldı, albüm çıkıyor” demişti İlyas. Yapımcısı Fadıl Dinçer (565 Yapım) “İlyas’ın albümü sonbaharda çıkıyor” demişti. Hayranları sabırsız bekliyordu. Bari bir ipucu, bir “teaser” gelseydi yeni albümden! Bu arada, Ağustos sonu civarı, Youtube’da iki video yayınladı İlyas. Kendi çıplak sesiyle, hücum kayıt yapılmış iki şarkı: “Söyledim Sana Yar” ve “Seni Bana Sor Şimdi”.

Her iki şarkı da tam birer hayal kırıklığı ! Kayıt kalitesinden falan bahsetmiyorum. Sözler, müzik, yorum..  Kötü değil, felaket ! (burada paylaşmıyorum bile). İlyas bu şarkılardan herhangi biriyle o jürilerin karşısına çıksaydı 2014 yılı başında, şarkılar biterdi ve jüriler “teşekkürler canım, bye bye” derlerdi sadece.. O derece hissiz, İlyas’sız olmuşlardı..

Biz bir süre daha yaramıza “İncir” bastık, çaresiz, hayıflanarak.. Sonra Kasım  2014’te “Yol Arkadaşım” cover’ı düştü sanal ortama.. Eli yüzü çok daha düzgün bir kayıt ve yorumdu bu sefer, ama ne telafi etti, ne tedavi etti.. Umutlandırdı biraz; “böyle parçalar olacaksa, albüm beklemeye değer” dedim en fazla..

Aralık ayında, ENBE ile çalışacağını, sahneye çıkacağını ve albümlerinde söyleyeceğini duyduk. Yılbaşında Sapanca’da bir mekanda çıkmış söylemiş. “Düğün Şarkıcıları”na katılması ona ne katacak bilmiyorum, ama en azından profesyonel bir çalışmada sesini duyacağız. Sonrasında Aslı Güngör civarı vasat bir seviyede takılıp kalmasından korkarım..

Solo albüm ne olacak, ne zaman olacak hala bekliyorum. Arkasında kim duruyor, duracak, onu da merak ediyorum..

Umarım, sesiyle, karakteriyle, fiziğiyle, tarzıyla bu “kaliteli kumaş” harcanıp gitmez..