Akustik Sezonu Açılmıştır ! :)

Genel, Mustafa

15 Mayıs 2016 Pazar günü, Erekli&Tunç Stüdyosu’nda akustik kayıt yaptık.

Çok değerli müzisyen kardeşim Onur Yılmaz Köse ile, yıllardır bestelediğimiz şarkılarımızın arasından sevdiğimiz birkaç tanesini seçtik, birer tane de cover ekledik repertuvarımıza.

Günhan Özmen, Özgür Bayer, Oğuz Aktaş ve Semih Burcu da enstrumanlarıyla bize katılınca, beklentilerimin çok üzerinde, çok keyifli bir hücum kayıt çıktı ortaya.

Çaldığımız bu 8 şarkıyla ilgili değişik planlarımız var tabi, ama cover’larımızdan birini şimdiden paylaşmak istedim.

İlk dinleyenler de Musikhi İşler dinleyicileri (güncel sayıları 4 veya 5) olsun diye düşündüm.

Umarım bu provasız hücum kayıt hoşunuza gider 🙂

Sevgiler,
Hündür

Reklamlar

Musikhi’den 1.Yıldönümü Hediyesi – MED CEZİR

Genel, Sanatçılar

Merhaba sevgili Musikhi İşler Müdürlüğü okuyucuları ! (2 veya 3 kişisiniz sanırım 🙂 )

Bugün, 2016’nın ilk günü ve aynı zamanda blog’umun 1.yıldönümü.

2015’in ilk gününde, yine böyle bir tatil gününde yazmaya başlamıştım. Açılış yazımda da, nasıl başladığımdan bahsetmiş, Levent Yüksel – Med Cezir albümüne atıfta bulunmuştum. Düşündüm de, bu blog’u takip edenlere, 1.yıl hediyesi olarak Med Cezir yazmak güzel olabilir. Hem albümü, hem de anıları konuşuruz bugün, olur mu ? Bir yandan dinlemeye başlayın, bir yandan da okuyun yine.

Med Cezir bir çıkış albümü. Levent Yüksel’in Türk Pop piyasasına adımını attığı albüm. Hikayesiyle giriş yapmak gerekirse; Levent Yüksel, 90’ların başında Fatih Erkoç’a bas çaldığı ve vokallik yaptığı dönemde, Maksim’de Sezen’le sahneye çıkıyor (Harun Kolçak’ın yedeği olarak – ilginç bi hikayesi var) ve müzik hayatı değişiyor tabii. Bas, kontrbass,keman, bağlama gibi birçok enstrümana hakim, Türkiye’de eşi benzeri hala bulunmayan bir ses kumaşına sahip bu sevimli adam, Sezen Aksu dergahının gözdesi oluveriyor. O yıllarda evli olduğu Sertab Erener gibi Sezen’e vokallik yapmaya başlıyor, albümlerinde söylüyor, bas gitar çalıyor. Bu birliktelik, 1993 senesinde Med Cezir albümüne dönüşüyor. Sezen söz ve müzikleri yapıp, ihaleyi deha çocuk Uzay Heparı’ya emanet ediyor. 6 aylık bir çalışma sonucu, 1993’ün Mart ayında albüm piyasaya çıkıyor.

Şöyle bir benzetme yapmak doğru olur sanırım; albümün annesi Sezen Aksu, babası da tüm düzenlemeleri yapan Uzay Heparı (nur içinde yatsın).

Ben o sıralar, 8 yaşında bir çocuğum. Klavye dersleri alıyorum (çalamıyorum), ama asıl işim deodorant mikrofonumla evde şarkı söylemek, “air gitar” çalmak falan. Bir gün, annemle birlikte Grup Vitamin kaseti almaya gidiyoruz mahalledeki kasetçiye (yoğun ısrarlarım sonucu). Annem kasetçide “oğlum adam gibi bişey dinlesene, ayıp ayıp küfürlü şeyler dinliyosun” diye hayıflanıyor. Kasetçi abi de, “abla bak bu çocuk (Levent) yeni, albümü de çok iyi” diyip Med Cezir’i satıyor bize. Benim de albümle tanışma hikayem bu.

O gün eve gelip, yarısı çekmeyen/çalışmayan bir televizyon, yarısı da kayıt  yapabilen bir kasetçalar olan, büyük ihtimalle dedelerin Hac’dan getirdiği cihazda dinliyorum ilk kez Med Cezir’i.. Büyüleniyorum..

      1. Yeter ki Onursuz Olmasın Aşk (Söz :Sezen Aksu, Müzik :Onno Tunç, Düzenleme :Uzay Heparı)   Albümün ilk şarkısı; A1’ler hep önemlidir biliyorsunuz. Dikkat edin, şarkının başında, synth sesi önce sol kulağa, bir saniye sonra da hafif bir cızırtıyla sağ kulağa geliyor. İnanılmaz tatlı bir detay bence 🙂 Sözler her zamanki cüretkâr Sezen sözleri, Erdem Sökmen’in usta işi gitar girişleri, bas gitar Levent Yüksel’den, ve kesinlikle çok özel bir düzenleme. Şarkıda Levent Yüksel’in çok rahat geçtiği, ama hala çoğu vokalin transpoze yapmadan çıkamadığı dik yerler var (pare pare olsam da yenilmem). Oralarda anlıyorsun sesin kumaşını; sadece çıkmıyor, rengi de var. Mükemmel bir giriş şarkısı, hatta çok iyi bir konser başlangıç şarkısı. Klibini de hatırlayanlar hatırlar, tek kaşlı, zayıf minik, papyonlu Levent Yüksel, kendi ekseninde dönerek dumanlar içinde söylüyordu 🙂
      2. Med Cezir (Söz :Sezen Aksu, Müzik:Levent Yüksel, Düzenleme: Levent Yüksel-Uzay Heparı) Albüme adını veren şarkı. Bugün bir çok 90’lı çocuğun Med Cezir kelimesinin anlamını öğrenmesine vesile olan şarkı. Girişindeki cümbüş melodisi bile tek başına bir şarkıya bedel olan şarkı.. Levent Yüksel’in çok iyi bestelediği, efsane sözler. Levent Yüksel hem bas gitarı, hem de cümbüşü çalarak, ve yine çok iyi söyleyerek seriyi tamamlıyor. Hala da albümdeki gibi söyleyemiyor zaten. Med Cezir şarkısı, Levent Yüksel’den tek bir şarkı seçmek zorunda olsanız, eliniz titremeden seçeceğiniz şarkıdır.
      3. İstanbul (Söz :Sezen Aksu, Müzik: Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Uzay Heparı)  Albümün üçüncü şarkısında değişik bir tat geliyor damağımıza. bu tadı yaratan adam Fahir Atakoğlu şüphesiz. Sezen’in nasıl bu kadar güzel yazdığını anlayamadığımız bir başka İstanbul sözlerine çok güzel dokunmuş Fahir Atakoğlu. Kanun solosu bu şarkının merkezi bence. Çoğu meyhanenin görmezden geldiği mükemmel de bir rakı şarkısı aslında..
      4. Kadınım (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Uzay Heparı, Düzenleme: Uzay Heparı) Bu şarkı benim için albümdeki en özel şarkı sanırım. Nedeni şarkının sözleri veya müziği değil. Hatta albümde en az dinleyebildiğim şarkıdır. Ben bu albümü aldığımda ve dinlemeye başladığımda, kız kardeşim henüz 2 yaşındaydı. Evimiz 2 oda 1 salondu. Abimle biz ranzada yatıyorduk (üstte ben). Kız kardeşimiz gelince, onun minik karyolasını da bizim odaya almıştık. Ben kaset çalarımızı bir zigon sehpanın üstüne koyup, Ayşegül’ün karyolasına yanaştırırdım, Med Cezir albümünü takıp dinletirdim ona. Bazen uyurken bile kaseti takıp dinlettiğim olurdu. Bir gün yine başucunda Med Cezir çalarken, tam da “Kadınım” çalarken uyanmış Aygü. Karyola parmaklıklarının arasından elini uzatıp, “REC” tuşuna basmış. O anda kaset sesi kesilmiş tabi, kasetçalar Med Cezir kasetinin üstüne kayıt yapmaya başlamış. 10-15 saniye neler olduğunu anlayamayan Aygü, odadan anneme seslenmeye başlamış: “Anneeee.. bak!”.. Annem mutfaktan (terliklerinden adım sesleri gelerek) odaya girmiş ve hem kasetçaları tamamen kapatarak kaydı durdurmuş. Ben bunları nereden mi biliyorum? Kadınım şarkısının ilk 10 saniyesinden sonra başlayan ses kaydından tabi ! “Kadınım” şarkısının neredeyse tamamı, “Beni Bırakın”ın da başlangıcı, böyle tatlı bir sabotaja uğramış işte. Şimdi şarkıyı her dinlediğimde, o kayıttaki tatlı bebek sesini düşünüp, kaybolup giderim..
      5. Beni Bırakın  (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Onno Tunç, Düzenleme: Uzay Heparı) Sizi bilmem ama, biz 93’te bu şarkının sözlerini çözememiştik. “Sustu haykıran şehir, DOLMUŞLAR havalandı” mı diyordu, “TONGUÇLAR havalandı” mı diyordu, biz bilemezdik. Ben “DOLMUŞLAR” diye söylemeyi tercih ederdim,içime de sinmişti o yıllarda 🙂 A yüzünün bu son şarkısı, “Kadınım”dan sonraki kasvetli havayı dağıtmak için stratejik yerleştirilmiş bir görev adamıdır aslında; B yüzüne geçiştir.
      6. Tuana (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Paco De Lucia, Düzenleme: Erdem Sökmen) Bazı şarkılar, bir tek sese ait olur. O şarkı o sese zimmetlidir yani, kralı gelse daha iyi yorumlayamaz, eğreti durur. “Tuana” da Levent Yüksel şarkısıdır işte. Artık kendisi de güçlü söyleyemese de, onun kadar iyi söyleyen olmamıştır, olamayacaktır. Dehşet yetenek, İspanyol çingenesi yanıklığında ses ve hicaza yatkın bir teknik isteyen bir şarkıdır Tuana. Sadece dik değil, koşan da bir şarkıdır; nefes alamazsın. Yırtık söylemezsen havasını vermez. Çok garip çok özel bir şarkıdır. Levent Yüksel “Tuana” ile imza atar albüme. Sözler yine sinir bozucu derecede iyi. Girişteki Erdem Sökmen gitarlarının yanında, Levent’in çaldığı perdesiz bas da atlanmamalı. Müziğinin orijinali Paco de Lucia’ya (Francisco Sanchez Gomez) ait. “aaa bilmiyodum!” diyenler buradan yaksın:
      7. Uçurtma Bayramları (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Onno Tunç,  Düzenleme: Uzay Heparı) Sezen’in koptuğu şarkılar vardır; “Sarı Odalar” bunlardan biridir mesela, “Uçurtma Bayramları” da onun gibi. Ayrı bir boyutta yapılmış ağır şarkılardır. Ben küçükken yorardı beni bu şarkı, hemen geçerdim. O zamanki yengemiz Sertab’ın opera-vari vokalleri, devamlı transpozeli melodi, sözlerdeki ucu açıklık biraz ağır gelirdi belki de. Uzay’ın melankolisi de yansımıştır aslında biraz şarkıya. Şimdi ise çok daha farklı bir kulakla dinliyorum. Çok da keyif alıyorum. Bazı şarkılar farklı yaşlarda farklı dinleniyor..
      8. Dedikodu (Şiir: Orhan Veli, Müzik: Sezen Aksu Düzenleme: Uzay Heparı) Uzunca bir süre, şarkı sözlerinin bir şiir olduğunu bilmeden dinlemiştim “Dedikodu”yu. Ta ki bir gün, babamın aldığı “Orhan Veli Şiirleri” kitabını okuyana kadar. “Dedikodu”yu kitabın sayfalarında görünce “Aaa! Levent Yüksel şarkısıı!” dediğimi dün gibi hatırlıyorum. “Garip” şairin bu ısıran kelimelere sahip şiirini, ruhuna çok uygun bir müzikle Sezen süslemiş. Şarkının köprüsündeki nağmeli bölümü de ayrıca severim; bir iki defa söyleme fırsatım da olmuştur 😉  inanmayanlar burdan yaksın 🙂
      9. Bu Gece Son (Söz : Sezen Aksu, Müzik :Onno Tunç, Düzenleme: Uzay Heparı) Albüm yayınlandıktan 1 sene sonra, 1994 Mayısında, albümün babasını kaybettik. Türk popunun deha çocuğu Uzay Heparı saçma sapan bir kazada hayatını kaybetti. (Levent Yüksel’in ikinci albümünün babası da, tüm düzenlemelerini yapan Onno Tunç’tur; o albüm çıktıktan 2 gün sonra da Onno Tunç’u kaybetmiştik.. Böyle bir laneti var sanki Levent Yüksel albümlerinin..)  Benim hissiyatım, “Bu Gece Son” Uzay’ın bu albüm aracılığıyla veda şarkısıdır. Arkasından ağlayan herkese “uzun uzun seneler var önünde, gün gelir sevgilim, acıya alışırsın” der gibi gelir bana, şarkıyı her dinlediğimde..
      10. Yeniden Başla (Söz: Sezen Aksu, Müzik Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Uzay Heparı) Yine bir bölüm sonu şarkısı. Albüme tatlı bir elveda şarkısı. Kısa, basit, keyifli.. Şarkının en güzel yanı, İyi Gün Çocuk Korosu’nun yaptığı vokaller. Koronun vokalistleri olan çocukları aradım baktım, şimdi ne yapıyorlar diye merak ederek. Kimi halen müzik yapıyor, kimi bir ajansta çalışıyor, kimi evlenmiş. Çok ilginç geldi, kıskandım; Hepimiz gibi sıradan takılan gençler, zamanında Levent Yüksel albümüne söylemişler..

İşte böyle bir albüm Med Cezir. Detaylarıyla, anılarıyla, hissettirdikleriyle, mümkün olduğunca da özetleyerek anlatmaya çalıştım. Bence Türk pop tarihinin en iyi 2 albümünden biri (Diğeri Tarkan – Karma). Levent Yüksel’in kesinlikle en iyi işi. O’nun, Med Cezir’den sonra ses ve üretkenlik olarak düşüşe geçtiğini görmek beni hep üzmüştür, ama yine de kalitesi bellidir.

“Best Of..” albümü gibi dopdolu, her şarkısı hit veya klasik denebilecek çok güzel bir iş gerçekten Med Cezir.

İyi ki 90’lıyım dedirten şeylerden biri;  Atari’lerin, Tsubasa’ların, Susam Sokağı’nın 90’larında, benim için köşe taşlarından biri olmuştur. Emeği geçenlerin ruhlarına sağlık!

 

Mutlu yıllar!

🙂

 

                               

 

 

 

 

“Kapış Kapış” derken, “çalabilirsin” manasında değil !

Müzik Polisi

Arayı biraz açtık biliyorum. İşler çok yoğun..

Müzik polisi arşivimizden güzel bir “arak” paylaşalım ve arayı kapatalım.

Emre Altuğ 2007 yılında “Kişiye Özel” adıyla yeni bir albüm çıkarmıştı. Yine, “İbret-i Alem” albümünü mumla aratan ve saçma sapan şarkılarla dolu bir albümdü bu. Emre Altuğ gibi, en azından benim için, bir zamanlar idol olmuş bir adamın o zamanlar ve hala yaptığı işlere akıl sır ermiyor..

Her neyse, o albümün ilk şarkısı “Kapış Kapış”ı dinlemeye başladığınız anda ilginç bir akor 4’lüsü duyarsınız. Zaylafon sesi gibi bir gitar tonuyla, 4 tekrar yapan bir akor dörtlüsü. Şarkının ilk 20 saniyesinde ve devamında da altyapıda giden bu melodiyi dinleyelim:

Şarkının devamını dinleme eziyetine katlanmayın, hemen Busta Rhymes’ın 2002 yılında yayınladığı “It Ain’t Safe No More” albümündeki  “I Know What You Want” şarkısına geçin. Mariah Carey’nin whisper vokalleriye tatlanan akılda kalıcı bir parçaydı bence. En akılda kalıcı tarafı da, şarkının altındaki sample melodiydi.

00:33’ten itibaren parçanın tamamında akan sample, bilmem bir yerlerden tanıdık geldi mi?

Çok küçük bir ton farkıyla, aynı akış.. aynı espiri..

Şehrazat (Kapış Kapış söz ve müzik) Busta’yı bir yerlerden tanıyor mu veya R&B dinler mi bilmem ama, bariz almış koymuş.

Baby if you give it to me, I give it to Emre.. 🙂

Tuğba Özerk Besteler Topluluğu (T.Ö.B.T.)

Müzik Polisi

“Müzik Polisi” başlığıyla kopya şarkıları derlemeye devam ediyoruz.

Bugünkü konuğumuz Tuğba Özerk.

Bir dönem Sezen Aksu’nun geri vokalliğini yaptıktan sonra, solo çalışmalara başlayan Özerk, 2009 ve 2011 yılındaki iki albümünü, söz ve müziği kendine ait olan parçalarla doldurdu.

Aşkın Her Hali (2009 – Avrupa Müzik): 10 şarkıdan 9’unda söz-müzik sahibi.

Aklımda Sen Varsın (2011 – Avrupa Müzik): 10 şarkıdan 10’unda sözlere, 9’unda müziklere imza attı.

Yaklaşık 2 yılda 20 besteye imza atmanın önemi bir yana, bunları nasıl yaptığınız da önemli. Tam da bu noktada kulağımıza bu iki albümden birer kopya şarkı takılıyor; “Gidesim Geldi” ve “Aklımda Sen Varsın”

Şarkıları burada paylaşalım, şöyle de bir taktik verelim:

1.şarkıyı 1:03’e kadar dinleyin. Orada durup, 2.şarkıyı da 1:04’ten başlatın. Kısacası, 2. şarkının nakaratını, 1. şarkının nakaratının yerine yapıştırmış olacaksınız.. bakalım ne oluyor 🙂

Yaptığınız geçişte yalnızca küçük bir ton farkı hissedeceksiniz, Fa’dan Mi’ye bir düşüş var akışta, ondan. (Zaten iki şarkının nakaratları, akor dizelerini bir nota düşürerek ve o şekilde kopyalayarak yaratılmış)

İsterseniz tam tersi şekilde, 2. şarkının giriş’ini dinleyip, 1’in nakaratına da geçebilirsiniz. Sonuç aynı..

Hatta, her iki şarkının söz girişlerini aynı anda başlatıp (denk getirebilirseniz), şarkıları aynı anda bile çalabilirsiniz.. Çünkü şarkıların verse/giriş akışları da aynı..

Bu şarkılar fotokopi !

Coming Up Next: Serdar Ortaç  🙂

Ses Yetenek Yarışmaları ve “İlyas Yalçıntaş” Vakası

Sanatçılar

Ben yetenek yarışmalarını sevmem ve izlemem..

Elemelerdeki “aşırı yeteneksizler” canımı sıkar. Jürilerin aklı başka şeylerdedir. Halk oylamalarını haksız bulurum. Abidin’li, Bayhan’lı ilk yarışmadan beri bu böyledir benim için (ki o sezon belki de en iyisiydi).

Yetenekli adamlar çıkmaz mı? Çıkar. Yarışma başlangıcında hit olurlar, sonra, yarışma dahilinde harcanmadılarsa, ve birinci olurlarsa, bir albümleri çıkar (belki), kimse almaz, satmaz.. Yok olup giderler.. BBG Tarık nerede? Popstar Abidin nerede? Popstar Alaturka Selçuk nerede? O Ses Türkiye Mustafa Bozkurt nerede? Ben söyleyeyim; yerel kanallarda veya Bostancı barlarındalar.. Ayda Mosharraf  diye bir kız çıkmıştı geçen yıl, hepimiz “yok böyle bir ses!” dedik, hakikaten yok oldu..

İstisnalar olmadı mı? Oldu. Akademi Türkiye’den rahmetli Barış Akarsu çıkmıştı, belki bir yerlere gelebilirdi.. Özgür Çevik çıktı, bence yetenekli ama müzik yapmıyor. Oğuz Berkay, Murat Boz’un desteğiyle bir şeyler yapmaya çalıştı ama, işi zor..

52e24d24e26248ee1e000056popstar-abidin-kimdirmaxresdefault (1)maxresdefault13297269012267344914586671-158276_117820624965570_117819848298981_8615_1345_b

hqdefaultHerhalde bu yarışmalardan çıkan en büyük başarı hikayesi İrem Derici; onun da yarışmadan yana yüzü gülmemişti. 2011 yılındaki O Ses Türkiye’de Hülya Avşar’dan başka hiçbir jürinin desteklemediği İrem, yarı finalde de elendi. Ama çok doğru adımlar atarak “kendi kendine” yükseldi ve şu anda Türkiye’nin en ciddi yeni popstar adayı..

Kısacası bu tip yarışmalar (hatta Eurovision gibi büyük organizasyonlar bile), yarışmacısına yarardan çok zarar veriyorlar. “Yine de neden yapılıyorlar?” derseniz, bunlar bir tür “müzik futbol turnuvası”; insanlar o bireysel mücadeleyi, acıklı hikayeleri, jürinin hakaretlerini vs seviyorlar. Sorumluluk almadan müzik dinleyip, sonra rahatça çöpe atıyorlar, konu kapanıyor..

Benim bu konuyu ele alma nedenim ise İlyas Yalçıntaş.

2014 yılı başında, yine önyargılı bir şekilde yaklaştığım bir “franchise” yetenek yarışması başlamıştı (X Factor) ve ben tabii ki protesto ediyordum kendimce.. Şöyle göz ucuyla bir jürilere bakmıştım, birazcık da konsepte.. Notum olumsuzdu..

Bir ara, günlük Youtube gezintilerim sırasında, gözüm “İlyas Yalçıntaş – İncir” diye bir link’e takıldı. Linkteki küçük thumbnail’de gözüken genç-sempatik tip, bir “acaba?” dedirtti.ilyas incir

Şarkının adı “İncir” ; “Sedat Yeğin’in 2011’de, Prova albümünde söylediği ve sözlerini beğenmeme rağmen müziğini/yorumunu tutmadığım İncir olabilir mi?” diye düşünerek tıkladım. Karşıma şöyle bir şey çıktı;

Yukardaki 7 dakikalık klip bittiğinde ben de bitmiştim. (Abartmıyorum)

Genç, mahcup, karakterli, yakışıklı bir adam. Acayip sade, net. Tarzı ve duruşuyla ilgili detaylı analiz yapmak istemiyorum, ama ağzını açıp şarkıya başladığı 01:40’a kadar, her şeyiyle “tamam” bir adam. Şarkıya başlayacağı o an diyorsun ki, “hadi koçum, adam gibi bir şey çık, lütfen!”

Ve şarkıya başlıyor.. Çok yüksek bir giriş ! Tüyler diken diken. Kulak inanılmaz, “tuşe”yi top kontrol eder gibi kontrol ediyor, ses tonu inanılmaz; hem peslerde, hem tizlerde. Nefesi çok iyi, gitara hakim.. Şarkıyı hissederek, yaşayarak, baştan yaratıyor..

Jüri’deki durum şu; Armağan Çağlayan gibi “kalite” ile “çakma”yı çok iyi ayırabilen bir adam, daha şarkı devam ederken, kolları yukarıda tebrik alkışları yapıyor. Ziynet Sali çocuğa hafif aşık olmuş bir şekilde “bu şarkıyı hemen kapıp, sıradaki ilk albümüme koyarım” düşüncesinde. Emre Aydın, şarkının sözlerine takmış durumda (kendi de söz fetişidir), resmen ezberliyor sözleri. Ömer Karacan hayran-gururlu şekilde pür dikkat..

Şarkıyı jüriden kimse daha önce dinlememiş (sanıyorum). Seyircilerden belki bir elin parmakları kadar kişi biliyordur. Ama saniyesinde reaksiyon alıyor şarkı, salondaki herkesten..

Şarkı bitince ortalık alkış kıyamet. İlyas dişlerini saklayarak gülümsüyor; mahcup.. Herkes çok doğru ve gerçekçi yorumlarla tebrik ediyor İlyas’ı. Bu sıradan giyimli, sessiz çocuk çekip gidince bile, etkisinden çıkamamış şekilde yorumlara devam ediyorlar..

Ben videoyu ve şarkıyı zilyon kere baştan dinliyorum. Zilyon kere.. İlyas’ın hikayesini, daha önceki yorumlarını araştırıp buluyorum. İncir’in söz yazarına bestecisine kadar öğreniyorum. İlyas, sosyal medyada, sanal ortamda uçuyor; tweet’ler, takipçiler, tebrikler.. O yine alçak gönüllü, sakin.

Şu önemli; İlyas bir “bar müzisyeni”. Bu ne demek? Bir kere, seyirciden “soyutlanıp” çalabiliyor demek. Enstrüman hakimiyeti, yüksek olmasa bile (ki yüksek) oturmuş demek. Hangi şarkı sesine gider, hangi şarkı gitmez bilmek demek. Ve en önemlisi, müzik profesyonelliğinin en kötü noktasında olmak demek; oradan sadece yukarı çıkarsın!

O haftadan sonra, sevgiliden mektup bekler gibi yarışmanın yeni finallerinden performanslar düşmüş mü diye beklemeye başlıyorum ki, sonunda İlyas yine çıkıyor meydana. Bu sefer durum daha vahim, benim karnım gurulduyor heyecandan; “saçmalarsa bittik!” (bana ne oluyorsa!). Tıklıyoruz link’e, sonuç şu:

Olay bitmiş.. Ben yumruk hareketiyle “Yess!” falan yapıyorum kendi kendime.. (abartmıyorum)

Şimdi, ben Soner Sarıkabadayı’yı severim. Sadem’i  de severim; defalarca dinlemişimdir..  Ama bu yorumdan beri, bir daha Soner Sarıkabadayı’dan dinlemedim Sadem’i. İlyas yine şarkıyı aldı, nüfusuna geçirdi çünkü..

İlyas sahneye yine basit çıkıyor. Ziynet Sali’nin çapkın iltifatlarını aynı kapalı sırıtışla savuşturup, şarkıya giriyor. 5. saniyede ses tonuna alkış alıyor, 30 saniyede yükselişine (diğer yarışmacılar, içerde ve sahnede çaresiz, ağızları açık bakıyorlar aradaki yetenek uçurumuna). Oynuyor şarkıyla İlyas. Tonunun kumaşını kimseye benzetemiyorsun.. Biraz Ahmet Kaya var, çok hafif Kıraç, biraz Doğan Canku var.. Acayip bir ses. Kontrolü çok iyi. Şarkıyı zaten çok iyi seçmiş (seçilmiş?).

Jüri yine teslim.. Ziynet Sali dudaklarını ısırıyor (!), ağlayacak gibi (Şarkı sonrası yorumlarında saçmalıyor zaten). Emre Aydın, Armağan, Ömer Karacan o an kağıt getirseler imzalayacaklar; “bu çocuk bu yarışmayı burada bıraksa bile birinci” diye..

Artık benim için geri sayım başlamış durumda. Ben albümü beklemeye başlıyorum. “Önce, Gülben Ergen – Oğuzhan Koç (Giden Günlerim Oldu) tarzı bir Ziynet-İlyas (İncir) düeti gelir” diyorum içimden.. Sonra da solo albüm çıkar.. Jolly Joker’e gideriz akustik dinlemeye. Arabada dinleriz, TV’de canlı yayınlarda dinleriz.. “Oh be!” diyorum, taze bir ses geldi!

İlyas’ın bir sonraki yarışma performansı “Bile Bile” oluyor. Sesine önceki iki şarkı kadar yakışmasa da, gitar altyapısıyla söylemese de, çok cesur bir şarkı seçimi olsa da, altından kalkıyor.. Ziynet’in ekibinde, bir sonraki aşamaya geçiyor yarışmada. Sosyal medya yükselişi devam ediyor bir yandan. Akıllı bir şekilde hiçbir yerde harcatmıyor, ucuzlatmıyor kendini (zaten yarışma haricinde söylemesi yasaktı muhtemelen ?).

Derken.. Derken, 2014 Mart ayı sonunda bir ara elektrikler gidiyor. İlyas yok, İlyas kayıp.. Bir bakıyoruz, yarışma kaldırılmış, ertelenmiş, bir şey olmuş.. “Ee? N’oldu bizim İlyas’a?!”

Albüm çalışmalarına başladığını duyduk, ses çıkmadı, normal, bir hazırlık süresi olacaktı.. Febyo Taşel ile çalıştığını yayınladı; süper haber, iyi bir iş çıkacak demektir.. 2014 Eylül’de “az kaldı, albüm çıkıyor” demişti İlyas. Yapımcısı Fadıl Dinçer (565 Yapım) “İlyas’ın albümü sonbaharda çıkıyor” demişti. Hayranları sabırsız bekliyordu. Bari bir ipucu, bir “teaser” gelseydi yeni albümden! Bu arada, Ağustos sonu civarı, Youtube’da iki video yayınladı İlyas. Kendi çıplak sesiyle, hücum kayıt yapılmış iki şarkı: “Söyledim Sana Yar” ve “Seni Bana Sor Şimdi”.

Her iki şarkı da tam birer hayal kırıklığı ! Kayıt kalitesinden falan bahsetmiyorum. Sözler, müzik, yorum..  Kötü değil, felaket ! (burada paylaşmıyorum bile). İlyas bu şarkılardan herhangi biriyle o jürilerin karşısına çıksaydı 2014 yılı başında, şarkılar biterdi ve jüriler “teşekkürler canım, bye bye” derlerdi sadece.. O derece hissiz, İlyas’sız olmuşlardı..

Biz bir süre daha yaramıza “İncir” bastık, çaresiz, hayıflanarak.. Sonra Kasım  2014’te “Yol Arkadaşım” cover’ı düştü sanal ortama.. Eli yüzü çok daha düzgün bir kayıt ve yorumdu bu sefer, ama ne telafi etti, ne tedavi etti.. Umutlandırdı biraz; “böyle parçalar olacaksa, albüm beklemeye değer” dedim en fazla..

Aralık ayında, ENBE ile çalışacağını, sahneye çıkacağını ve albümlerinde söyleyeceğini duyduk. Yılbaşında Sapanca’da bir mekanda çıkmış söylemiş. “Düğün Şarkıcıları”na katılması ona ne katacak bilmiyorum, ama en azından profesyonel bir çalışmada sesini duyacağız. Sonrasında Aslı Güngör civarı vasat bir seviyede takılıp kalmasından korkarım..

Solo albüm ne olacak, ne zaman olacak hala bekliyorum. Arkasında kim duruyor, duracak, onu da merak ediyorum..

Umarım, sesiyle, karakteriyle, fiziğiyle, tarzıyla bu “kaliteli kumaş” harcanıp gitmez..

Reenkarnasyon*a İnanır Mısınız ?

Sanatçılar

*Ruh göçü; ruhun sürekli olarak tekrar bedenlendiğine inanan spiritüalistlerin bu olaya verdiği ad.

Nereden aklıma düştü bilmem, 1-2 aydır aynı düşünce dönüyor kafamın içinde:                         “Sıla (Gençoğlu) aynı Sezen Aksu gibi değil mi yahu?”

Sezen Aksu çok şükür hala hayatta ama, sanki ruhu göçtü ve Sıla’da canlandı gibi.. (Nasıl mı? Anlatacağım)

Aynı şekilde, Gülşen de sanki Nazan Öncel’i oldu bizim dönemimizin ?

Bir dakika.. Yoksa böyle bir sanatçılar dizisi mi var, ruhları başka sanatçılara göçen? Olabilir!

Önce bir Sezen-Sıla tezimizi açıklayalım, sonrasına bakacağız..

Hem Sezen hem Sıla, ikisi de:

  • Denizli doğlumlular.. aralarında 80km olan iki  farklı ilçeden çıktılar ve her ikisi de önce İzmir’de, sonra İstanbul’da yaşadı..
  • Söz yazıyorlar, ve yazdıkları sözler bence çok benziyor. Dikkat ederseniz, yazdıkları sözler hep gerçekçi, yoğun, kadın ve bireysel sözler. Yazdıklarındaki genel tatlar çok benzer. Sezen’in söz gücü bariz üstün olmakla birlikte, ikilinin birçok eserini eşleştirmek mümkün: Kalbim Ege’de KaldıEgeli Lodos,  Yine mi Güzeliz Yine mi Çiçek-Vur Kadehi Ustam gibi ağır tonda, “yeri geldi mi rakısını da içen Ege kadını” şarkıları da var; erkekleri ve ilişkileri ti’ye alan Onu Alma Beni Al-Vaziyetler ,  Seni Yerler –…Dan Sonra gibi şarkıları da. Liste uzar gider..
  • Bir müzik ekürisini (tercihen erkek) yanlarına alarak ve adeta onlarla “bir” olarak çalışıyorlar, yaratıyorlar.. Sezen’in ilk yıllarındaki Uzay Heparı’sı 😦 , Sıla’nın Ozan Doğulu’suydu belki.. Sezen’in Onno’su :(, Sıla’nın Efe Bahadır’ıydı.. Her ikisinin de müzik hayatından bu adamları çıkarsaydınız, bugün oldukları kişi olamazlardı..
  • Sanatçılar yaratıyorlar. Sezen’in 40 yıllık sanat yaşantısında yoktan var ettiği, albümlerini baştan sona üstlendiği yıldızlar saymakla bitmez; Levent, Aşkın, Sertab.. Sıla da, kendisi daha çok genç ve yolun başında olmasına rağmen, Gökhan Keser’in piyasaya çıkmasına büyük destek oldu. Gökhan da tıpkı Levent/Aşkın/Sertab gibi “mentor”unun bir dönem geri vokalliğini yapmıştı.
  • Her şeyden öte ve hepsinden önce, tarzları benziyor. İkisi de kadınsı, çekici, bunalım, aşık, cesur ve “İzmirli” kadınlar.. Sezen’in hala yaşlanmaması gibi, Sıla’nın da bundan 30 sene sonra hala kendine hayran bırakıyor olacağından eminim..

(Özel hayatlarıyla ilgili bilinen/bilinmeyen benzerlikleri, “özel” oldukları için yazmıyorum. Müzik dışı konular..)

Bu tip reenkarnasyon şüphesi uyandıran bir çok örnek var tabii. Yazının başında da bahsettim ya, Türk Pop’unun “Sokak Kızı”  lakaplı sanatçısı Nazan Öncel, sanki Gülşen’e el vermiş gibi (Gülşen’in ilk klip şarkısı “Be Adam”da sokak kızı olması bir mesaj mıdır, bilinmez). Bu iki hatun da, Türk pop müziğine argo sözleri, sokak ağzını, konuşma dilini sokan, söz ve içerik olarak cüretkâr şarkılara imza attılar : Erkekler de YanarÖnsöz,  Hay HayYatcaz Kalkcaz Ordayım,  Aşkım Baksana Bana-Bi’ Güzellik Yapsana,  Omzumda Ağla-En Şahanesinden..

Gülşen de zaten Nazan Öncel’in işlerini seviyor.. “Of Of”u aldı zirve yaptı, şarkı hit oldu; “Dillere Düşeceğiz Seninle”yi yeniden sevdirdi.. Ruhları benzeyen bir diğer ikili de Nazan Öncel ve Gülşen bana göre..

Daha mı? Listeyi genişletebiliriz.. Birbirine aşırı benzeyen, bariz reenkarnasyonlar da var, hafif andıranlar da, “wannabe”ler de

Erkan Oğur – Erdem Ergün (birer şarkılarını dinleyin, şaşıracaksınız), Zerrin Özer – Işın Karaca (çok benzemiyorlar mı !), Ümit Sayın-Bahadır Tatlıöz (favori benzerliklerimden), Neşe Karaböcek – Göksel, Müslüm Gürses – Selçuk Demirelli (sesler aynı), Burak Kut – Murat Dalkılıç (benzer fonksiyonlar), Çelik- Soner Sarıkabadayı (ilginç yorum tarzı, bestecilik)   vee Tarkan – Murat Boz (bir fırın ekmek derler ya, onu iki yap sen..)

Ben de bi’dahaki hayatımda Mustafa Sandal olmak istiyorum  🙂

Film ve Spor Meraklılarına “En Gaz Fitness’lık Yabancı Soundtrack Parçaları” VOL 1

Şarkılar

Başlıktaki tanım çok detaylı oldu farkındayım 🙂  Ne yapabilirim ?! Binlerce şarkı var, filtreleme yapmak lazım !

Bugün dedim ki,

– fitness yaparken dinleyebileceğiniz, gaz veren, motive eden,

– yabancı (evet, yabancı müzik de konuşacağız burada)

– ve bir filmin soundtrack’inde yer almış

şarkılardan bir liste oluşturalım. Spor yapan ziyaretçilerimiz playlistlerine eklesinler, dinlesinler.. İşte 10 şarkılık Vol 1 listesi !

– Survivor – Eye Of The Tiger (Rocky IV): Bu parça herhalde bireysel sporların milli marşı gibi bir şey. Dünyada bu şarkıyı duyduğu anda şınav çekmeye başlamayan biri varsa, ya 5 yaşından gençtir ya da 80 yaşından yaşlıdır diyorum ve birinci sırayı ona veriyorum.

– AC/DC – Back in Black (Iron Man II): AC/DC’nin bu aşırı gaz şarkısı, OST albümündeki tüm AC/DC şarkılarının arasından sıyrılıyor bence.

– Dropkick Murphys – Shipping Up To Boston (The Departed): Kelt’lerin hırslı adamlar olduğunu hepimiz biliyoruz. İşte bu yüzden tereddüt etmeden bu şarkıyı listeye aldık. Hareketli İskoç ezgileri spor yaparken çok işe yarar benden söylemesi !

– Charli XCX – Boom Clap (Fault in Our Stars): Araya bir sürpriz at koymak istedim 🙂 Geçen yılın beğenilen yapımlarından biri olan F.i.O.S’da pat diye karşımıza çıkan bu İngiliz-İsveç yapımı şarkı, bence güzel bir motivasyon şarkısı.

– Kenny Loggins – Danger Zone (Top Gun): Filmin bayrak şarkısı. 80’lerde doğmuş her çocuğun jet pilotu olma hayallerine kapılamasına neden olan bu filmin, “Take My Breath Away” kadar önemli bir soundtrack parçasıydı. Şarkıyı HIMYM’dan bir Barney klasiği sahne ile hatırlayalım mı ? 🙂

– The Power of Love – Huey Lewis & The News (Back To The Future I): Belki de filme aşık olduğum içindir, ama bu şarkıda kesinlikle çok enerjik bir şey var. Benim bir numaralı koşu şarkımdır; listeye aldım ! Huey Lewis’in diğer işlerini de dinleyin derim. PS: Huey’nin filmde küçük bir rolü de var: Marty’nin müzik grubunu beğenmeyen, megafonla konuşan, gözlüklü jüri 🙂

– Lose Yourself – Eminem (8 Mile): Listeye güzel bir rap şarkısı almasaydım olmazdı. “Lose Yourself”, bir kişisel gelişim hikayesinin ve mücadelenin anatıldığı filmin ruhuna uygun bir şarkı. Eminem’in en karakteristik işlerinden biri..

– Stronger – Kanye West & Daft Punk (Never Back Down):  Kanye West’in Graduation albümünde yer verdiği, bir Daft Punk sample’ı üzerine yapılmış bu çalışma, tamamı gaz olan filmin bence en güzel parçasıydı. Listemize de cuk oturdu bence. Daft Punk’ın dahil olduğu hangi iş kötü oldu ki zaten?

– You Know My Name – Chris Cornell (007-Casino Royale):  Filmin “opening credits” kısmında yani en başında şak diye koymuşlardı şarkıyı hatırlarsanız. Framestore CFC’nin mükemmel animasyonuyla birlikte başlı başına bir film gibiydi. Parçanın “rock versiyonunu” tavsiye ederim.

– Take a Look Around – Limp Bizkit (Mission Impossible II): Listemizin son şarkısı (sonuncu olması en son tercih edilen olması anlamına gelmiyor), Limp Bizkit’in “MI 2” için yaptığı bir düzenleme. Lalo Schifrin’e ait ana temaya yaptıkları düzenleme, “Metallica – I Disappear” ile birlikte filmin sıradışı şarkılarından. Dumbell’larınızı elinize aldığınızda ihtiyacınız olacak güzel şarkılardan biri.

Benim ilk listem böyleydi… İkinci 10’lumu yapmak için sabırsızlanıyorum şimdiden.

Herkese iyi sporlar !   🙂

İyi ki doğdun Barış Manço Amca ! 02.01.1943 – Yaş 73!

Sanatçılar

Barış Manço, “beni öldüğüm günde değil, doğduğum günde anın” demiş yaşarken..

Biz de onu, isteği üzerine, doğduğu günde analım.. Türkiye’nin bence en büyük sanatçısıydı.. Geçmişinden birçok detay verilebilir ama ben burada bir tek soruya yer vermek isterim:

Şu an Türkiye’de, onun kariyerinde, onun seviyesinde olup da, TRT’de (veya başka bir kanalda) çocuklara özel bir sabah programı yapabilecek kaç sanatçı var?

“Yaparım” diyen, kimbilir nasıl maddi koşullar ister?

Hangisi onun kadar içten, kalpten yapabilir?

İşte Barış Amca’nın farkı buydu.. 5 yaşında bir çocuk için bile dünyaları ifade ediyordu; Süper Babanne’ydi, Arkadaşım Eşek’ti, A de bakiyim AYI’ydı..

Allah rahmet eylesin..

İlkokul 5.sınıfta, sınıf arkadaşlarımla sahnelemek için neredeyse 1 yıl boyunca çalıştığımız şu şarkısı/klibiyle noktalayalım.. Ve, kesinlikle ayrı bir Manço başlığı atacağımızın sözünü verelim..

NOT: şarkı bir deyim/atasözü/alıntı sözlüğü olarak tasarlanmış.. yaklaşık 10-15 tane “gömülü” söz var. (eline, beline, diline sahip olmak.. Sabrın sonu selamet.. vs) Burada da eğitime devam ediyor yani Barış Amcamız.. Güzel adam…

Mavi Ekran Verdiren Saçma Şarkı Sözleri : VOL 1

Müzik Polisi

2015 yılına adım attık.. Artık insanoğlu, kainatın bir çok sırrına haiz.. Bilim ve felsefe, tarihin en olgun noktasında.. 2014’te, bir kuyruklu yıldıza uzay aracı indirmeyi bile başardık. Kısacası artık insanoğlunun bilmediği çok az şey var.. Ancak, bir tek konu hala gizemini koruyor:

“Aşk bu, kızılötesi, yaralı müzesi, hareket edemem..”  NE DEMEK !!?

….

Böyle sözler, kelimeler, cümleler vardır şarkılarda. Bir anda (sözlere dikkat ederek dinliyorsan), beyninden vurulmuş gibi olursun, mavi ekran verirsin.. O anda öyle bir “höö?” olursun ki, şarkının müziği uğultulu bir şekilde akmaya devam eder ama sözler devam etmez. Sen o cümlede/sözde kalırsın; “ne demek şimdi bu?!” sorusuyla birlikte kalırsın..

Benim tavsiyem: çözmeye çalışma !  Bırak ! Arkadaş belli ki orada CIA adına şifreli bir mesaj taşıyor.. Türkiye’de görev yapan gizli bir CIA ajanı o şifreyi kırıp buradaki görevlerini falan öğreniyor.. Sen işine bak !

Şaka bir yana, şarkılarımız böyle özensiz (en hafif tabiriyle) sözlerle dolu. Müzik ruhun gıdasıysa, bunlar da kaçak et. Bunlar kanserojen madde. Birkaçını burada sıralayınca, belki siz de mavi ekrana geçeceksiniz 🙂

Bakalım nelere maruz kalmışız:

1- Birinciliği tabii ki “Kızılötesi aşkıyla yaralı müzesinde hareketsiz kalan” Karabiberim’e veriyorum.

2- Ferhat Göçer’in aşıkları coşturan, düğünlere açılış şarkısı olan, o çok romantik şarkısını dinlemişsinizdir? : Cennet.. “Dünyaya bir daha gelsem sevgilim, arar bulurum yine seni severim…” 

Sözleri Aslı(Zen) Yentur’a ait olan bu romantik slow şarkıyı, kimbilir kaç masum hemcinsim hoşlandığı kıza, sevgilisine, karısına ithaf etti..

Nasıl etmesin kardeşim şu sözlere bak: “Cenneti değişmem saçının teline..” bi’ saniye.. ne yapmam ne yapmam?

(aynen böyle mavi ekran olmuştum şarkıyı ilk duyduğumda)

Şimdi arkadaş diyor ki: Cenneti diyor, saçının teline değişmem diyor.. Cennet mi, saçının teli mi deseler, net “Cennet” derim diyor yani..

Bence haklı.. bunun hurîsi var, nehirleri var, tropikal meyvesi var, var da var.. Bir saç teline değişmek mantıksız olur.

Ferhat Göçer de cerrah bu arada.. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Devlet Konservatuarı Şan Bölümünü bitirmiş gelmiş bir adam. Demiyor ki “Aslı’cım, biz burada ‘CennetE değişmem saçının telinİ‘ yazalım, belki bunu bir fark eden olur” ..

Böylece Cennet, 2007’den beri bu haliyle dilimizde, kulağımızda gezmeye devam ediyor..

3- Üçüncü sıramızda Faruk K.’nın “Honki Ponki” şarkısına yer vermek istiyorum.. Aslında bu şarkı Faruk K.’nın değil,  2013 yılında kaybettiğimiz Şenay’ın (Şenay Yüzbaşıoğlu http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eenay ) . Hem dinleyin hem okuyun:

Dahası, şarkının sözleri de yapımcı, oyuncu, tiyatro sanatçısı çok değerli sanat insanı Lale Oraloğlu’na ait (http://tr.wikipedia.org/wiki/Lale_Oralo%C4%9Flu ). Kendisini de 2007 yılında kaybettik.

Her iki sanatçımıza da Allah’tan rahmet dileyelim tabii, ancak şarkının sözleri olacak gibi değil. Eğlenmişler diye tahmin ediyorum. (ya da benim CIA teorisi daha tutarlı)

Faruk K.’nın büyük cesareti bu şarkıyı tekrar seslendirmek olmuş.. İki defadan fazla ard arda dinlemeyin, çarpım tablosunu falan unutturabilir..

4- Bu maddeyi son madde yapalım ve toparlayalım isterseniz.

İsmail YK’nın “90-60-90” şarkısının sözlerini tamamen dahil edebiliriz aslında. Ama benim “dabılyu dabılyu dabılyu nokta bomba bomba nokta kom” kısmına ayrı bir sempatim var.. (bu adrese giderseniz, sizi İsmail YK’nın resmi web sitesine yöneltiyor; yazdım denedim)

Atilla Taş’ın çok iyi şarkıları vardı.. Ham Çökelek, Kırmızılım falan çok ciddi mavi ekranlar barındırıyordu. (Hep Doktor Erol Bey’in işleri tabi)

Deniz Seki’nin son hiti “İyisin Tabii” de bence ciddi boş sözler içeriyor. İsra Gülümser’in yazdığı sözlerde “.. İhanetin dizlerinde damlalar savrulur..” gibi bir bölüm var ki, hala çözebilmiş değilim..

Neyse.. VOL 1’i burada noktalayalım.

“Müzik Polisi” başlığı altında tekar mavi ekranlarımızı paylaşmak üzere..

-Kızılötesi Yaralı Müzesinde hareketsiz kalın. -Roger that Langley !

-Tüm ajanlar: Kızılötesi Yaralı Müzesi’nde hareketsiz kalın!
-Roger that Langley !

Tarkan’ın Transpoze* Takıntısı

Şarkılar

*Makam dizilerini, ses aralıkları aynı kalarak başka ses tonlarına taşımaya(aktarmaya) transpoze, göçürme(şed) denir.

Tarkan’ın bütün diskografisini tarayan birisi (ben), transpozisyonun sıkça kullanıldığını fark edebilir. Bu hareket Türk Pop (veya diğer) şarkılarında çok kullanılmaz. Vokaller, şarkı içinde bunu çok kullanmazlar. Genelde şarkılar aynı pozisyonla başla ve biter.

Tarkan bunu ilk albümünden beri yer yer yapıyor, ve çok da güzel yapıyor.

Hem daha önce dikkat etmeyenler için, hem de transpozisyona yabancı okurlar için örneklerimizi sıralayalım. İşte şarkılar, ve transpoze saniyeleri:

Gül Döktüm Yollarına – Aacayipsin/1994  (geçişler 03:20 ve 03:40)

Burada duble yapmış, tutamamış kendini 🙂

Bekle – Aacayipsin/1994 (geçişler 04:37 ve 04:56)

Yine bir duble gelmiş.. Vites yükseltir gibi değil mi ?

Salına Salına Sinsice – Ölürüm Sana/1997 (geçiş 03:03)

Hadi son bir tane daha yapalım..

Beni Anlama – Ölürüm Sana/1997 (geçiş 03:40-04:00)

Listeyi daha da uzatabiliriz aslında, ama şimlik bu kadar yeter..

Sizin de kulağınıza takılırsa, yazın, bilelim 🙂