Burası Muş mudur; Huş mudur ?

Şarkılar

“Doğa İçin Çal”, çok sevdiğim bir proje. Bu hafta 7. videolarını yayınladılar. “Yemen Türküsü”nü yorumlamışlar; yine çok iyi sesler, enstrümanlar bir araya gelmiş . Keyifle dinledim, tekrar tekrar. Buraya bırakayım, isteyen dinlesin okurken..

Her şey iyi hoş ama, bir şey dikkatimi çekti türkünün yorumunda: Tüm solistler istisnasız “burası HUŞ’TUR, yolu yokuştur” diye okumuş sözleri (?)

-Burası MUŞ değil miydi? HUŞ nereden çıktı ?

 

Dilerseniz olaya burada açıklık getirelim. Son söyleyeceğimi başta söyleyeyim; BURASI KESİNLİKLE MUŞ’TUR 🙂

Türkü 1944 yılında derlenen bir türkü. Aslında bir ağıt olarak besteleniyor. Sözleri bilenlerin veya şimdi okuyanların da tahmin edeceği üzere, Birinci Dünya Savaşı’nda açılan Yemen Cephesi’ne gönderilern Osmanlı askerlerini konu alan bir ağıt. Bestelenişi de bu tarihlerde. (Meraklısına, sözlerin tamamı yazının sonunda)

Muş (o zamanlar  Bitlis Vilayetine bağlı bir sancak),  Yemen cephesine en çok asker gönderen illerden biri. Belirli cephelere, belirli illerden konsantre olmuş birlikler gönderilmiştir Osmanlı’da hep. Buraya birlik-sevk tanzimine giden Askerlik Şubesi Başkanı ve müzisyen Yüzbaşı Selahattin Ethem Bey, bölgede bulunduğu sırada gördükleriyle, duyduklarıyla yakıyor bu ağıtı.

Yemen’den gelen mektupların arasına, -koparacak çiçek bulamadıkları için- çimen (çemen) koparıp koyan askerlere ithafen “ano Yemen’dir, gülü çemendir”  diye yazan Yüzbaşı, “havada bulut yok bu ne dumandır” derken Muş ovalarının sisinden bahseder. Türkünün sözlerinin tamamına baktığınızda “Muş’tan başka yok mudur vilayet?” diye soran sitemkar annelerin/eşlerin sözleri vardır.

 

“HUŞ nereden çıktı peki?” derseniz, açıklaması basit. Huş, Yemen/Aden yakınlarındaki bir kalenin ismi. Huş Kalesi, Osmanlı askerlerinin tahkimlendiği bir kale. Zamanla, türkünün Muş’u, yanılgıyla Huş’a çevrilmiş. Bir çok kaynak da bunu destklemiş aslında.

Ancak, türkünün Muş’ta bestelendiği açık iken, “burası Muş’tur” denmesi mantıken de doğu olan. Muş’ta bekleyenlerin ağzından yazılmış bir türkü bu; Muş’tan cepheye gidenlerin dönmediği anlatılıyor.

Kışlanın önünde sıra söğütler, Zabitler oturmuş asker ögütler, Yemen’e gidecek bu koç yigitler..

Sözlerde Muş değil Huş olsaydı, “Orası Huş’tur – giden dönmüyor” denirdi değil mi ?  🙂

Uzun süredir her iki tarafa da gidip gelen bir tartışma bu. “Burası Muş’tur, havası hoştur” diye söyleyen de var bu arada, o da ilginç..

Doğa için çalan, söyleyen, düzenleyen herkesin ellerine sağlık, ama sözler yanlış olmuş.. Olsun 🙂

 

Havada bulut yok bu ne dumandır

Mahlede ölüm yok bu ne şivandır

Bu yemen elleri ne de yamandır

 

Ano Yemen´dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir

Burası Muş´tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir

 

Mongokun suları ovaya akar

Ağam asker olmuş yüreğim yakar

Gözlerim kan çanak ağama bakar

 

Gider isem ağam sana köleyim

Cemalin bir gülsün ben de geleyim

Yemen çöllerinde senle öleyim

 

Şafağın atmışta terkisin bağlar

Yavuklunun oturmuş için kan ağlar

Hasretin dayanmaz bostanlar bağlar

 

Saçımın telini edem hedayet

Günahım yoğtur ki dilem nedamet

Muş´tan başka yoğmu burda velayet

 

Kışlanın önünde çalınır sazlar

Gözlerim ağlıyor yüreğim sızlar

Yemen´e gidene ağlıyor kızlar

 

Tez gel ağam tez gel eğlenmiyesin

İngiliz hayındır güvenmeyesin

Arap dilber çoktur evlenmiyesin

 

Karasu uzanır sıra söğütler

Yüzbaşım oturmuş asker öğütler

Yemen´e gidiyor baba yiğitler

 

Kışlanın önünde redif sesi var

Açın çantasına bakın nesi var

Bir çift potin ile birde fesi var

 

Tüfekler çatıldı kaşlar çatıldı

Ağam mavzer-ilen öge atıldı

Alkanlar içinde kuma yatıldı

 

Tez gel ağam tez gel dayanamirem

Uyku geflet basmış uyanamirem

Ağam öldüğüne inanamirem

Reklamlar

Türk Popunda Hala Umut Var ! – BURAY

Sanatçılar

Bu aralar, havasız sıcak bir odadaymışsınız gibi hissettiren Türk Popunda birileri bir pencere açtı; püfür püfür esiyor, o kadar iyi geldi ki !

Kiminiz Çilek Kokusu dizisini izlerken duydu onun sesini, kiminiz kısa süre önce Youtube’da şarkısını gördü/dinledi. Belki benim gibi daha öncelerde tanıyan da olmuştur Buray Hoşsöz’ü; Ferhat Göçer’in “Unutmuş Çoktan” şarkısının söz müziğinin kime ait olduğunu öğrenmeye çalışırken (klasik takıntım) denk gelmiştim adına..

Nasıl tanıyor olursanız olun, kesinlikle bildiğinizden çok daha fazlası var onda.

İsterseniz şöyle yapalım, siz şu şarkıyı açın, dinlemeye başlayın, bir yandan da beni okuyun, olur mu?

Buray mektepli müzisyen. Doğu Akdeniz Üni’de Kompozisyon ve Galler’de Ses Mühendisliği okumuş. Kıbrıslı olup yurtdışında da okuyunca, piyasanın %1’lik diliminin sahip olduğu İngilizce/Batı müziği hakimiyetini de kazanması zor olmamış tabi.

Aslında lead vokal ama gitarı da güçlü. Uluslararası yarışmalarda dereceleri var. Sensitive Vibrations adlı grubuyla ciddi esmiş bi adam. Orada gitarları Erkan Erzurumlu’ya (adamım) bırakmış ama vokaller, besteler yine ondan.

Sahne bilgisi de var. Büyük küçük demeden bir çok venue’de çalmış, söylemiş, eşlik etmiş; CV’sinde İzel, Gökhan Tepe, Ferhat Göçer gibi sağlam orkestralar var.

Külliyatını etraflıca dinleyip gözden geçirince, çok tatlı bir arabesk/macun/TSM aroması da görüyorsunuz, ki bu gerçekten nadirdir. Şu an arkada duyduğunuz cover’ı seslendiren adam makam da yapabiliyor! (sert)

Şimdi ilk albümünü yaptı ve gerçekten güçlü de bir giriş yaptı. Ben klip şarkısı olan “Sen İstersen”i her gün 10 kere dinleyerek eskitmeye başladım. Baya dayanıklı çıktı. Şarkı teknik olarak çok dolu. Sadece söz-müzik değil, kurgusu var, tekrar tekrar dinlenilecek gibi tasarlanmış, küçük trick’ler var.

Her şey iyi güzel ! Peki Buray ne yapar ? “Buray iş yapar mı?” demiyorum; herkes iş yapıyor zaten -ne yazık ki- bu piyasada. “Buray kim olur?” diye sormak gerekir bence.

Bu kadar pozitifin arasında, net dezavantajları da var bence Buray’ın.

Öncelikle yakışıklı değil. Star enerjisi yok, sahne ışığı yok. Sempatik mi? Evet. Ama yetmez. Aşırı romantik bir şarkıyı tek gitarla okurken, dinleyen kızların yüzlerini avuçlarının içlerine alarak iç geçirecekleri bir enerjisi yok adamın (Bi John Mayer değil). Buray’da bir Ümit Sayın / Mustafa Ceceli bilgeliği ve masumiyeti var. Konserine kesin gidilir, ama sahneye “evlen benimleeeee!” diye laf atan olmaz.  Ki bence bu uzun vadede önemli.

İkinci olarak yaşlı. 31 yaşında Buray. Ben de 30 yaşındayım yanlış anlamayın, kendimi zımba gibi hissediyorum, ama pop piyasasında patlama yapacak gibi de hissetmiyorum. Buray’ın da bu bakımdan yaş dezavantajı var. 22-23 olsaydı, onun için daha iyi olurdu.

Bence yine de karşımıza çıktığı için çok şanslıyız. Kimbilir daha ne besteler yapacak, ne akustikler çalacak (JoyTurk kaydına alırlar yakında), ne sözler yazacak.

Buray bize temiz bir nefes aldırdı. Yolu açık olsun.

Albümü alın derim..

Arap Müzikleri, Türkçe Sözler * الموسيقى العربية، كلمات تركية

Müzik Polisi, Şarkılar

Hem dilimizin, hem de kültürümüzün Arapçadan ve Arap kültüründen etkilendiği aşikâr.

Her ne kadar “Aşikâr” sözcüğü Farsça olsa bile, bu yazıyı bitirene kadar onlarca Arapça kelime sarf edeceğimden eminim.

Biz Doğu’lu bir milletiz, “Oriental”ız bir nevi.. Güneyden esen sıcak rüzgarlar hakim oluyor bazen ruhumuza ve bu da müzik zevkimizi etkiliyor; Arap ezgilerini seviyoruz biz (İst. Kai. Bozmaz).

Araplar da bu işi iyi yapıyorlar, ve bize benzer şekilde yapıyorlar. Şimdi Farabî’den başlayıp Arap müziğinin kökenine gitmeyelim ama, bam telimize dokunan çalgılarımız (ud, davul, ney, kanun) hep ortak. Taksim’lerimiz, Makam’larımız, ezgi kalıplarımız benzer..  Bizim bildiğimiz büyüdğümüz müzikler bunlar.. Sözün özü, Arapça bir müziği duyduğumuzda, gayda ile çalınan bir İskoç ezgisini duymamıza göre farklı hissetmemiz çok doğal, biyolojik, kalıtsal..

Hal böyle olunca, Türk Pop müziğinin içindeki insanlar Arap bestelerini transfer etmeyi gayet mantıklı, faydalı -ve ekonomik- buluyorlar tabi. Aslında aynı şey karşı taraf için de geçerli; hit olmuş bir Türk bestesi, Arapça sözlerle, Mısır listelerinde iyi işler yapabiliyor.

İsterseniz elimizdeki envantere şöyle bir göz atalım. Herhalde yüzlerce Arap bestesi vardır tarihimizde ama, ben çok sevdiğim ve sizleri de şaşırtacak parçaları koymak istiyorum.  Başlıyoruz!

Amr Diab, Mısır’ın en önemli Pop yıldızlarından. Söz, beste ve icrasıyla ciddi  başarılı bir adam. 2004’te yayınladığı “Leily Nahary” Albümündeki “Rihet el Habayeb” şarkısını, bakalım bir yerlerden çıkarabilecek misiniz?

Rober Hatemo, 2006’da yayınladığı “Sihirli Değnek” adlı albümdeki “Beyaz ve Sen” şarkısının sözlerini, Mohamed Yehya’nın bu bestesine yazmıştı. Hoş, albümde     “söz-müzik:Rober Hatemo” yazar ama “basım hatası” diyelim 😉

Amr Diab’dan bir şarkı daha yapalım. 1994’teki “We Yeloumouni” şarkısını, 90 kuşağı yaşıtlarım, dinleyince hemen yakalayacaktır.

Bu besteyi de Aşkın Nur Yengi, 1997’de yayınladığı “Haberci” albümünde kullanmıştı ve     “Gel Yabani” şarkısı çıkmıştı karşımıza. Buram buram Arap ezgisi kokan bir şarkıydı.

Amr Diab aynı zamanda Mustafa Sandal’ın “Hatırla Beni”; Murat Başaran’ın “Yetti Gari”; Ebru Gündeş’in “Hayatta Başarılar Diliyorum”  şarkılarının da ilk sahibi.. liste uzar gider..

Bu arada bizim taraftan en çok şarkı alan adamlardan biri de Mustafa Sandal’dır, onu da söylemek lazım. 2007’de yayınladığı “Devamı Var” albümünün çok sevdiğim şarkılarından “Herkes Mecbur” un sözleri Sinan Akçıl’a aitken (albümü Sinan-Musti beraber yaptı zaten) , müziği de Narwan Khoury’den gelmiştir. Aynı besteyi Elissa, “Fatet Seneen” adlı şarkısında (2005 – Albüm: Bastanak) kullanmıştı.

Musti’nin güzel transferlerinden biri de, yine Elissa’nın Bastanak albümünden, albüme de adını veren “Bastanak” bestesi. Lübnan’dan güzel bir beste daha, yine “Devamı Var” albümüne katılmıştı ve biz de onu “Farketmez” olarak dinlemiştik.

Biraz da bizden oraya gidenlere bakalım:

Assi el Hellani’nin , “Sa’alou Ainayeh” şarkısı mesela, -büyük üstad- Murat Başaran’ın bestesindendir. Bizim “Karam” diye bildiğimiz ve Hakan Peker’in “İlla Ki” (2000) albümünü uçuran o oynak şarkı hani..

İbrahim Tatlıses’in “Tek Tek”(2003) albümünden de iki beste sınırın diğer tarafına geçmişti; Tabi Tabi (Diana – Habbak Kawini) & Usta (Fadel Shaker – Allahou A’lam).

Hadi güzel bir şarkıyla kapatalım. Gülşen’in, aynı isimli albümünden, “Of Of” şarkısı, Nelly Makdessi’ye gidiyor ve direkt “Ouf Ouf” olarak ! 🙂  Neyse, yine biz de boş durmamışız 😀

Herkese “Arap ezgileri tadında” mutlu günler !

Bestelenişinin 5.Yılında “Bencil”i Anmak Ve Anlamak :)

Mustafa

2015 Şubat.. Bencil’i besteleyeli  5 yıl olmuş.. Zaman gerçekten hızlı ilerliyor..

Ben popstar değilim; sanatçı bile sayılmam aslında. Ama bir zamanlar, bu işlere biraz daha fazla ilgiliyken, ve beste yapmak biraz daha “olağan” iken, “Bencil” diye bir şarkı yapmıştım.  2005 yılından beri besteler yapıp kaydediyordum arkadaşlarımla. Hepsi farklı hikayeler anlatan, farklı tarzlarda şarkılardı.

Ama Bencil, içlerinde benim için en özel olan, en çok sevdiğim, en içime sinendi. 2010 yılından bu yana, arkadaşlar arasında sevildi, dinlenildi. Küçük arkadaş çevremizin hit şarkısı oldu, ben de albümsüz afişsiz bir sanatçı oldum. Her şey son derece mütevazi yani   🙂

Bu yıl dedim ki, hazır böyle bir blog’a da başlamışken, hayranlarıma Bencil’i anlatayım. Ben nasıl yazdım besteledim, size nasıl ulaştı, her şeyi açıklıyorum   🙂

Beste yapmak için, bestenizin söz konusu her neyse, beyninizde ve kalbinizde “kanun çıkarıp onaylatabilecek çoğunluğa sahip olmalı”. Bu bir aşk da olabilir, bir arkadaş da olabilir, politik bir konu da olabilir, her şey olabilir… Önemli olan, onun içinizde baskın çıkması. Yemek yerken ağzınıza onun tadının gelmesi… Yukarıda “beste yapmak biraz daha olağan iken” diye geçmiş zamanlardan behsetmemin nedeni buydu.

2010 yılının ilk ayında, benim beynim ve kalbim de aynen böyle işgal altındaydı. Nasıl ve neden ortaya çıktığı, nasıl ve neden kaybedildiği halen belli olmayan bir hikayem vardı ve akıl sağlığımı korumak için, bir şeyleri yazmak ve müziğe çevirmek zorundaydım. Ben de Bencil’i yaptım.

Besteye başlamak için herkes farklı şeylere ihtiyaç duyar. Kimi bir iki notayı yan yana getirir, kimi bir iki sözü,  kimi  olduğu gibi anlatmaya başlar hikayesini.. Ben şöyle başladım “Bence benden başkasıyla mutlu olamazsın” (Ne kadar bencilce bir düşünce değil mi?) . Bu cümle ortaya çıktıktan sonra, benim için şarkının müziği, temposu, tonu, akışı, her şeyi belliydi artık.

Beste “yapmak zorunda olduğunuzda”, ve ana cümleniz de içinize düştüğünde, yanınızda ses kaydedebileceğiz bir cihaz olsa iyi olur. Çünkü o his ve o ana cümle, ilgili notaları ve cümleleri ve sözcükleri dev bir mıknatıs gibi uzak mesafelerden kendine doğru çekmeye başlar.  Fincanınızdaki Türk kahvesini bitirince, “telveli göz”  gelir yapışır mıknatısa mesela; malum cümleyi yazarsınız..

Sonra, evinizdeki köşenize gidersiniz, karşınıza bir fotoğraf açarsınız, o fotoğrafın önüne bir kadeh, onun önüne de bir kayıt cihazı..  Eğer hazırsanız, şöyle bir şey çıkar gecenin sonunda..


Beğenmeyip silersiniz, bir daha, bir daha çalarsınız. Artık başka müzik duayamaz, başka cümle kuramaz hale gelisiniz. Zaten başka bir kişiyi de düşünemiyorsunuzdur ya, neyse.  Eğer hazırsanız, arayacağınız adam bellidir: Faruk Toksöz !

Faruk, benim çok eski arkadaşım, dostum. Beraber canlı müzik yaptık, müzik konuştuk, aşk konuştuk.. Bana çok şey öğreten, çok değerli bir adamdır. Bencil dahil, tüm bestelerimde emeği vardır.  Ona bir besteyle gidersiniz ve dersiniz ki : “Abi böyle bir şey var, hazır değil ama sen bir bakarsan…” . O bir kere dinler. Kafasında notunu verir. Beğendiyse, bitmiş halini de kafasında canlandırır.  Müthiş adamdır. “Bize gel” der, “bakarız”.. Onun “köşesine” gidersiniz bu sefer; biraz sohbet, biraz müzik, akşam evden ayrılırken cebinizde şöyle bir kayıt vardır

Farukla birlikte, Onur Yüksekol ve Altuğ Özbay’a da teşekkür etmek gerek. Her bestede, onlar da hevesle gelirler stüdyoya, ilk hücüm kayıda. Herkes müziğini ortaya koyar. “Burasını böyle çalalım abi” der Onur, “Dur bak bişey yapıcam şahane olacak” der Altuğ abim. Faruk, her şeyin ana resme uygun olduğundan emin olur. Dünyanın en zevkli 2 saatidir o hücüm kayıt.

Şarkının son hali içimize sinince, aynı ekip kanal kayıta gireriz. Stüdyo FM’de Murat abi bekler bizi. Hem kayıt yapar, hem besteyi geliştirir, hem yeni bir şeyler öğretir. Bir gün, 9-10 saat kalırsın o stüdyoda ve çıkmak da istemezsin. Heyecanın yükseldikçe yükselir. Temelden yükselişini izlediğin bina gibi, büyümesini izlediğin bir bebek gibi gelişir şarkı.  Murat Abi’nin son mixlerinden sonra, sonuç şudur:


Şarkıyı bitirmek, besteleyeni kurtarıyor bence. Şarkın, muhattabına ulaşmamış olabilir. “senden başkasıyla mutlu olabilir” senin inandığının aksine.  Hatta her şey daha da kötüye gidebilir. Önemli değil. Sen hissettin, doldun ve yazdın.. O yeter.. Yetmeli.. Ben hep öyle düşündüm. Her şey bitiyor, eskiyor, unutuluyor, ama şarkın seninle, arkadaşlarınla kalıyor.

Geride kalan beş yıl boyunca benimle birlikte Bencil’i dinleyen, “Abi Bencil dinliyoruz” diye beni arayan, şarkıyı benimle birlikte yaratan, kaydeden, beğenen herkese teşekkürler.

BENCİL

Bir kaza oldu da gördüm telveli gözlerini

Nereden bilebilirdim sevgilin olduğunu.

Ama çok fark etmez; kalbim ağlar yine pes etmez

Ama çok fark etmez; kalp bu ağlar.

 

Benden başkasıyla mutlu olamayacağına inanan

Bencil ve uslanmaz/hayalperest bir kalbim var anlayacağın

Gözlerindeki muhtemel değerimi bile hiçe sayan

Yersiz ve anlamsız bir adım atmaya çalışan.

Reenkarnasyon*a İnanır Mısınız ?

Sanatçılar

*Ruh göçü; ruhun sürekli olarak tekrar bedenlendiğine inanan spiritüalistlerin bu olaya verdiği ad.

Nereden aklıma düştü bilmem, 1-2 aydır aynı düşünce dönüyor kafamın içinde:                         “Sıla (Gençoğlu) aynı Sezen Aksu gibi değil mi yahu?”

Sezen Aksu çok şükür hala hayatta ama, sanki ruhu göçtü ve Sıla’da canlandı gibi.. (Nasıl mı? Anlatacağım)

Aynı şekilde, Gülşen de sanki Nazan Öncel’i oldu bizim dönemimizin ?

Bir dakika.. Yoksa böyle bir sanatçılar dizisi mi var, ruhları başka sanatçılara göçen? Olabilir!

Önce bir Sezen-Sıla tezimizi açıklayalım, sonrasına bakacağız..

Hem Sezen hem Sıla, ikisi de:

  • Denizli doğlumlular.. aralarında 80km olan iki  farklı ilçeden çıktılar ve her ikisi de önce İzmir’de, sonra İstanbul’da yaşadı..
  • Söz yazıyorlar, ve yazdıkları sözler bence çok benziyor. Dikkat ederseniz, yazdıkları sözler hep gerçekçi, yoğun, kadın ve bireysel sözler. Yazdıklarındaki genel tatlar çok benzer. Sezen’in söz gücü bariz üstün olmakla birlikte, ikilinin birçok eserini eşleştirmek mümkün: Kalbim Ege’de KaldıEgeli Lodos,  Yine mi Güzeliz Yine mi Çiçek-Vur Kadehi Ustam gibi ağır tonda, “yeri geldi mi rakısını da içen Ege kadını” şarkıları da var; erkekleri ve ilişkileri ti’ye alan Onu Alma Beni Al-Vaziyetler ,  Seni Yerler –…Dan Sonra gibi şarkıları da. Liste uzar gider..
  • Bir müzik ekürisini (tercihen erkek) yanlarına alarak ve adeta onlarla “bir” olarak çalışıyorlar, yaratıyorlar.. Sezen’in ilk yıllarındaki Uzay Heparı’sı 😦 , Sıla’nın Ozan Doğulu’suydu belki.. Sezen’in Onno’su :(, Sıla’nın Efe Bahadır’ıydı.. Her ikisinin de müzik hayatından bu adamları çıkarsaydınız, bugün oldukları kişi olamazlardı..
  • Sanatçılar yaratıyorlar. Sezen’in 40 yıllık sanat yaşantısında yoktan var ettiği, albümlerini baştan sona üstlendiği yıldızlar saymakla bitmez; Levent, Aşkın, Sertab.. Sıla da, kendisi daha çok genç ve yolun başında olmasına rağmen, Gökhan Keser’in piyasaya çıkmasına büyük destek oldu. Gökhan da tıpkı Levent/Aşkın/Sertab gibi “mentor”unun bir dönem geri vokalliğini yapmıştı.
  • Her şeyden öte ve hepsinden önce, tarzları benziyor. İkisi de kadınsı, çekici, bunalım, aşık, cesur ve “İzmirli” kadınlar.. Sezen’in hala yaşlanmaması gibi, Sıla’nın da bundan 30 sene sonra hala kendine hayran bırakıyor olacağından eminim..

(Özel hayatlarıyla ilgili bilinen/bilinmeyen benzerlikleri, “özel” oldukları için yazmıyorum. Müzik dışı konular..)

Bu tip reenkarnasyon şüphesi uyandıran bir çok örnek var tabii. Yazının başında da bahsettim ya, Türk Pop’unun “Sokak Kızı”  lakaplı sanatçısı Nazan Öncel, sanki Gülşen’e el vermiş gibi (Gülşen’in ilk klip şarkısı “Be Adam”da sokak kızı olması bir mesaj mıdır, bilinmez). Bu iki hatun da, Türk pop müziğine argo sözleri, sokak ağzını, konuşma dilini sokan, söz ve içerik olarak cüretkâr şarkılara imza attılar : Erkekler de YanarÖnsöz,  Hay HayYatcaz Kalkcaz Ordayım,  Aşkım Baksana Bana-Bi’ Güzellik Yapsana,  Omzumda Ağla-En Şahanesinden..

Gülşen de zaten Nazan Öncel’in işlerini seviyor.. “Of Of”u aldı zirve yaptı, şarkı hit oldu; “Dillere Düşeceğiz Seninle”yi yeniden sevdirdi.. Ruhları benzeyen bir diğer ikili de Nazan Öncel ve Gülşen bana göre..

Daha mı? Listeyi genişletebiliriz.. Birbirine aşırı benzeyen, bariz reenkarnasyonlar da var, hafif andıranlar da, “wannabe”ler de

Erkan Oğur – Erdem Ergün (birer şarkılarını dinleyin, şaşıracaksınız), Zerrin Özer – Işın Karaca (çok benzemiyorlar mı !), Ümit Sayın-Bahadır Tatlıöz (favori benzerliklerimden), Neşe Karaböcek – Göksel, Müslüm Gürses – Selçuk Demirelli (sesler aynı), Burak Kut – Murat Dalkılıç (benzer fonksiyonlar), Çelik- Soner Sarıkabadayı (ilginç yorum tarzı, bestecilik)   vee Tarkan – Murat Boz (bir fırın ekmek derler ya, onu iki yap sen..)

Ben de bi’dahaki hayatımda Mustafa Sandal olmak istiyorum  🙂