Bestelenişinin 5.Yılında “Bencil”i Anmak Ve Anlamak :)

Mustafa

2015 Şubat.. Bencil’i besteleyeli  5 yıl olmuş.. Zaman gerçekten hızlı ilerliyor..

Ben popstar değilim; sanatçı bile sayılmam aslında. Ama bir zamanlar, bu işlere biraz daha fazla ilgiliyken, ve beste yapmak biraz daha “olağan” iken, “Bencil” diye bir şarkı yapmıştım.  2005 yılından beri besteler yapıp kaydediyordum arkadaşlarımla. Hepsi farklı hikayeler anlatan, farklı tarzlarda şarkılardı.

Ama Bencil, içlerinde benim için en özel olan, en çok sevdiğim, en içime sinendi. 2010 yılından bu yana, arkadaşlar arasında sevildi, dinlenildi. Küçük arkadaş çevremizin hit şarkısı oldu, ben de albümsüz afişsiz bir sanatçı oldum. Her şey son derece mütevazi yani   🙂

Bu yıl dedim ki, hazır böyle bir blog’a da başlamışken, hayranlarıma Bencil’i anlatayım. Ben nasıl yazdım besteledim, size nasıl ulaştı, her şeyi açıklıyorum   🙂

Beste yapmak için, bestenizin söz konusu her neyse, beyninizde ve kalbinizde “kanun çıkarıp onaylatabilecek çoğunluğa sahip olmalı”. Bu bir aşk da olabilir, bir arkadaş da olabilir, politik bir konu da olabilir, her şey olabilir… Önemli olan, onun içinizde baskın çıkması. Yemek yerken ağzınıza onun tadının gelmesi… Yukarıda “beste yapmak biraz daha olağan iken” diye geçmiş zamanlardan behsetmemin nedeni buydu.

2010 yılının ilk ayında, benim beynim ve kalbim de aynen böyle işgal altındaydı. Nasıl ve neden ortaya çıktığı, nasıl ve neden kaybedildiği halen belli olmayan bir hikayem vardı ve akıl sağlığımı korumak için, bir şeyleri yazmak ve müziğe çevirmek zorundaydım. Ben de Bencil’i yaptım.

Besteye başlamak için herkes farklı şeylere ihtiyaç duyar. Kimi bir iki notayı yan yana getirir, kimi bir iki sözü,  kimi  olduğu gibi anlatmaya başlar hikayesini.. Ben şöyle başladım “Bence benden başkasıyla mutlu olamazsın” (Ne kadar bencilce bir düşünce değil mi?) . Bu cümle ortaya çıktıktan sonra, benim için şarkının müziği, temposu, tonu, akışı, her şeyi belliydi artık.

Beste “yapmak zorunda olduğunuzda”, ve ana cümleniz de içinize düştüğünde, yanınızda ses kaydedebileceğiz bir cihaz olsa iyi olur. Çünkü o his ve o ana cümle, ilgili notaları ve cümleleri ve sözcükleri dev bir mıknatıs gibi uzak mesafelerden kendine doğru çekmeye başlar.  Fincanınızdaki Türk kahvesini bitirince, “telveli göz”  gelir yapışır mıknatısa mesela; malum cümleyi yazarsınız..

Sonra, evinizdeki köşenize gidersiniz, karşınıza bir fotoğraf açarsınız, o fotoğrafın önüne bir kadeh, onun önüne de bir kayıt cihazı..  Eğer hazırsanız, şöyle bir şey çıkar gecenin sonunda..


Beğenmeyip silersiniz, bir daha, bir daha çalarsınız. Artık başka müzik duayamaz, başka cümle kuramaz hale gelisiniz. Zaten başka bir kişiyi de düşünemiyorsunuzdur ya, neyse.  Eğer hazırsanız, arayacağınız adam bellidir: Faruk Toksöz !

Faruk, benim çok eski arkadaşım, dostum. Beraber canlı müzik yaptık, müzik konuştuk, aşk konuştuk.. Bana çok şey öğreten, çok değerli bir adamdır. Bencil dahil, tüm bestelerimde emeği vardır.  Ona bir besteyle gidersiniz ve dersiniz ki : “Abi böyle bir şey var, hazır değil ama sen bir bakarsan…” . O bir kere dinler. Kafasında notunu verir. Beğendiyse, bitmiş halini de kafasında canlandırır.  Müthiş adamdır. “Bize gel” der, “bakarız”.. Onun “köşesine” gidersiniz bu sefer; biraz sohbet, biraz müzik, akşam evden ayrılırken cebinizde şöyle bir kayıt vardır

Farukla birlikte, Onur Yüksekol ve Altuğ Özbay’a da teşekkür etmek gerek. Her bestede, onlar da hevesle gelirler stüdyoya, ilk hücüm kayıda. Herkes müziğini ortaya koyar. “Burasını böyle çalalım abi” der Onur, “Dur bak bişey yapıcam şahane olacak” der Altuğ abim. Faruk, her şeyin ana resme uygun olduğundan emin olur. Dünyanın en zevkli 2 saatidir o hücüm kayıt.

Şarkının son hali içimize sinince, aynı ekip kanal kayıta gireriz. Stüdyo FM’de Murat abi bekler bizi. Hem kayıt yapar, hem besteyi geliştirir, hem yeni bir şeyler öğretir. Bir gün, 9-10 saat kalırsın o stüdyoda ve çıkmak da istemezsin. Heyecanın yükseldikçe yükselir. Temelden yükselişini izlediğin bina gibi, büyümesini izlediğin bir bebek gibi gelişir şarkı.  Murat Abi’nin son mixlerinden sonra, sonuç şudur:


Şarkıyı bitirmek, besteleyeni kurtarıyor bence. Şarkın, muhattabına ulaşmamış olabilir. “senden başkasıyla mutlu olabilir” senin inandığının aksine.  Hatta her şey daha da kötüye gidebilir. Önemli değil. Sen hissettin, doldun ve yazdın.. O yeter.. Yetmeli.. Ben hep öyle düşündüm. Her şey bitiyor, eskiyor, unutuluyor, ama şarkın seninle, arkadaşlarınla kalıyor.

Geride kalan beş yıl boyunca benimle birlikte Bencil’i dinleyen, “Abi Bencil dinliyoruz” diye beni arayan, şarkıyı benimle birlikte yaratan, kaydeden, beğenen herkese teşekkürler.

BENCİL

Bir kaza oldu da gördüm telveli gözlerini

Nereden bilebilirdim sevgilin olduğunu.

Ama çok fark etmez; kalbim ağlar yine pes etmez

Ama çok fark etmez; kalp bu ağlar.

 

Benden başkasıyla mutlu olamayacağına inanan

Bencil ve uslanmaz/hayalperest bir kalbim var anlayacağın

Gözlerindeki muhtemel değerimi bile hiçe sayan

Yersiz ve anlamsız bir adım atmaya çalışan.

Reklamlar

Tuğba Özerk Besteler Topluluğu (T.Ö.B.T.)

Müzik Polisi

“Müzik Polisi” başlığıyla kopya şarkıları derlemeye devam ediyoruz.

Bugünkü konuğumuz Tuğba Özerk.

Bir dönem Sezen Aksu’nun geri vokalliğini yaptıktan sonra, solo çalışmalara başlayan Özerk, 2009 ve 2011 yılındaki iki albümünü, söz ve müziği kendine ait olan parçalarla doldurdu.

Aşkın Her Hali (2009 – Avrupa Müzik): 10 şarkıdan 9’unda söz-müzik sahibi.

Aklımda Sen Varsın (2011 – Avrupa Müzik): 10 şarkıdan 10’unda sözlere, 9’unda müziklere imza attı.

Yaklaşık 2 yılda 20 besteye imza atmanın önemi bir yana, bunları nasıl yaptığınız da önemli. Tam da bu noktada kulağımıza bu iki albümden birer kopya şarkı takılıyor; “Gidesim Geldi” ve “Aklımda Sen Varsın”

Şarkıları burada paylaşalım, şöyle de bir taktik verelim:

1.şarkıyı 1:03’e kadar dinleyin. Orada durup, 2.şarkıyı da 1:04’ten başlatın. Kısacası, 2. şarkının nakaratını, 1. şarkının nakaratının yerine yapıştırmış olacaksınız.. bakalım ne oluyor 🙂

Yaptığınız geçişte yalnızca küçük bir ton farkı hissedeceksiniz, Fa’dan Mi’ye bir düşüş var akışta, ondan. (Zaten iki şarkının nakaratları, akor dizelerini bir nota düşürerek ve o şekilde kopyalayarak yaratılmış)

İsterseniz tam tersi şekilde, 2. şarkının giriş’ini dinleyip, 1’in nakaratına da geçebilirsiniz. Sonuç aynı..

Hatta, her iki şarkının söz girişlerini aynı anda başlatıp (denk getirebilirseniz), şarkıları aynı anda bile çalabilirsiniz.. Çünkü şarkıların verse/giriş akışları da aynı..

Bu şarkılar fotokopi !

Coming Up Next: Serdar Ortaç  🙂

Ses Yetenek Yarışmaları ve “İlyas Yalçıntaş” Vakası

Sanatçılar

Ben yetenek yarışmalarını sevmem ve izlemem..

Elemelerdeki “aşırı yeteneksizler” canımı sıkar. Jürilerin aklı başka şeylerdedir. Halk oylamalarını haksız bulurum. Abidin’li, Bayhan’lı ilk yarışmadan beri bu böyledir benim için (ki o sezon belki de en iyisiydi).

Yetenekli adamlar çıkmaz mı? Çıkar. Yarışma başlangıcında hit olurlar, sonra, yarışma dahilinde harcanmadılarsa, ve birinci olurlarsa, bir albümleri çıkar (belki), kimse almaz, satmaz.. Yok olup giderler.. BBG Tarık nerede? Popstar Abidin nerede? Popstar Alaturka Selçuk nerede? O Ses Türkiye Mustafa Bozkurt nerede? Ben söyleyeyim; yerel kanallarda veya Bostancı barlarındalar.. Ayda Mosharraf  diye bir kız çıkmıştı geçen yıl, hepimiz “yok böyle bir ses!” dedik, hakikaten yok oldu..

İstisnalar olmadı mı? Oldu. Akademi Türkiye’den rahmetli Barış Akarsu çıkmıştı, belki bir yerlere gelebilirdi.. Özgür Çevik çıktı, bence yetenekli ama müzik yapmıyor. Oğuz Berkay, Murat Boz’un desteğiyle bir şeyler yapmaya çalıştı ama, işi zor..

52e24d24e26248ee1e000056popstar-abidin-kimdirmaxresdefault (1)maxresdefault13297269012267344914586671-158276_117820624965570_117819848298981_8615_1345_b

hqdefaultHerhalde bu yarışmalardan çıkan en büyük başarı hikayesi İrem Derici; onun da yarışmadan yana yüzü gülmemişti. 2011 yılındaki O Ses Türkiye’de Hülya Avşar’dan başka hiçbir jürinin desteklemediği İrem, yarı finalde de elendi. Ama çok doğru adımlar atarak “kendi kendine” yükseldi ve şu anda Türkiye’nin en ciddi yeni popstar adayı..

Kısacası bu tip yarışmalar (hatta Eurovision gibi büyük organizasyonlar bile), yarışmacısına yarardan çok zarar veriyorlar. “Yine de neden yapılıyorlar?” derseniz, bunlar bir tür “müzik futbol turnuvası”; insanlar o bireysel mücadeleyi, acıklı hikayeleri, jürinin hakaretlerini vs seviyorlar. Sorumluluk almadan müzik dinleyip, sonra rahatça çöpe atıyorlar, konu kapanıyor..

Benim bu konuyu ele alma nedenim ise İlyas Yalçıntaş.

2014 yılı başında, yine önyargılı bir şekilde yaklaştığım bir “franchise” yetenek yarışması başlamıştı (X Factor) ve ben tabii ki protesto ediyordum kendimce.. Şöyle göz ucuyla bir jürilere bakmıştım, birazcık da konsepte.. Notum olumsuzdu..

Bir ara, günlük Youtube gezintilerim sırasında, gözüm “İlyas Yalçıntaş – İncir” diye bir link’e takıldı. Linkteki küçük thumbnail’de gözüken genç-sempatik tip, bir “acaba?” dedirtti.ilyas incir

Şarkının adı “İncir” ; “Sedat Yeğin’in 2011’de, Prova albümünde söylediği ve sözlerini beğenmeme rağmen müziğini/yorumunu tutmadığım İncir olabilir mi?” diye düşünerek tıkladım. Karşıma şöyle bir şey çıktı;

Yukardaki 7 dakikalık klip bittiğinde ben de bitmiştim. (Abartmıyorum)

Genç, mahcup, karakterli, yakışıklı bir adam. Acayip sade, net. Tarzı ve duruşuyla ilgili detaylı analiz yapmak istemiyorum, ama ağzını açıp şarkıya başladığı 01:40’a kadar, her şeyiyle “tamam” bir adam. Şarkıya başlayacağı o an diyorsun ki, “hadi koçum, adam gibi bir şey çık, lütfen!”

Ve şarkıya başlıyor.. Çok yüksek bir giriş ! Tüyler diken diken. Kulak inanılmaz, “tuşe”yi top kontrol eder gibi kontrol ediyor, ses tonu inanılmaz; hem peslerde, hem tizlerde. Nefesi çok iyi, gitara hakim.. Şarkıyı hissederek, yaşayarak, baştan yaratıyor..

Jüri’deki durum şu; Armağan Çağlayan gibi “kalite” ile “çakma”yı çok iyi ayırabilen bir adam, daha şarkı devam ederken, kolları yukarıda tebrik alkışları yapıyor. Ziynet Sali çocuğa hafif aşık olmuş bir şekilde “bu şarkıyı hemen kapıp, sıradaki ilk albümüme koyarım” düşüncesinde. Emre Aydın, şarkının sözlerine takmış durumda (kendi de söz fetişidir), resmen ezberliyor sözleri. Ömer Karacan hayran-gururlu şekilde pür dikkat..

Şarkıyı jüriden kimse daha önce dinlememiş (sanıyorum). Seyircilerden belki bir elin parmakları kadar kişi biliyordur. Ama saniyesinde reaksiyon alıyor şarkı, salondaki herkesten..

Şarkı bitince ortalık alkış kıyamet. İlyas dişlerini saklayarak gülümsüyor; mahcup.. Herkes çok doğru ve gerçekçi yorumlarla tebrik ediyor İlyas’ı. Bu sıradan giyimli, sessiz çocuk çekip gidince bile, etkisinden çıkamamış şekilde yorumlara devam ediyorlar..

Ben videoyu ve şarkıyı zilyon kere baştan dinliyorum. Zilyon kere.. İlyas’ın hikayesini, daha önceki yorumlarını araştırıp buluyorum. İncir’in söz yazarına bestecisine kadar öğreniyorum. İlyas, sosyal medyada, sanal ortamda uçuyor; tweet’ler, takipçiler, tebrikler.. O yine alçak gönüllü, sakin.

Şu önemli; İlyas bir “bar müzisyeni”. Bu ne demek? Bir kere, seyirciden “soyutlanıp” çalabiliyor demek. Enstrüman hakimiyeti, yüksek olmasa bile (ki yüksek) oturmuş demek. Hangi şarkı sesine gider, hangi şarkı gitmez bilmek demek. Ve en önemlisi, müzik profesyonelliğinin en kötü noktasında olmak demek; oradan sadece yukarı çıkarsın!

O haftadan sonra, sevgiliden mektup bekler gibi yarışmanın yeni finallerinden performanslar düşmüş mü diye beklemeye başlıyorum ki, sonunda İlyas yine çıkıyor meydana. Bu sefer durum daha vahim, benim karnım gurulduyor heyecandan; “saçmalarsa bittik!” (bana ne oluyorsa!). Tıklıyoruz link’e, sonuç şu:

Olay bitmiş.. Ben yumruk hareketiyle “Yess!” falan yapıyorum kendi kendime.. (abartmıyorum)

Şimdi, ben Soner Sarıkabadayı’yı severim. Sadem’i  de severim; defalarca dinlemişimdir..  Ama bu yorumdan beri, bir daha Soner Sarıkabadayı’dan dinlemedim Sadem’i. İlyas yine şarkıyı aldı, nüfusuna geçirdi çünkü..

İlyas sahneye yine basit çıkıyor. Ziynet Sali’nin çapkın iltifatlarını aynı kapalı sırıtışla savuşturup, şarkıya giriyor. 5. saniyede ses tonuna alkış alıyor, 30 saniyede yükselişine (diğer yarışmacılar, içerde ve sahnede çaresiz, ağızları açık bakıyorlar aradaki yetenek uçurumuna). Oynuyor şarkıyla İlyas. Tonunun kumaşını kimseye benzetemiyorsun.. Biraz Ahmet Kaya var, çok hafif Kıraç, biraz Doğan Canku var.. Acayip bir ses. Kontrolü çok iyi. Şarkıyı zaten çok iyi seçmiş (seçilmiş?).

Jüri yine teslim.. Ziynet Sali dudaklarını ısırıyor (!), ağlayacak gibi (Şarkı sonrası yorumlarında saçmalıyor zaten). Emre Aydın, Armağan, Ömer Karacan o an kağıt getirseler imzalayacaklar; “bu çocuk bu yarışmayı burada bıraksa bile birinci” diye..

Artık benim için geri sayım başlamış durumda. Ben albümü beklemeye başlıyorum. “Önce, Gülben Ergen – Oğuzhan Koç (Giden Günlerim Oldu) tarzı bir Ziynet-İlyas (İncir) düeti gelir” diyorum içimden.. Sonra da solo albüm çıkar.. Jolly Joker’e gideriz akustik dinlemeye. Arabada dinleriz, TV’de canlı yayınlarda dinleriz.. “Oh be!” diyorum, taze bir ses geldi!

İlyas’ın bir sonraki yarışma performansı “Bile Bile” oluyor. Sesine önceki iki şarkı kadar yakışmasa da, gitar altyapısıyla söylemese de, çok cesur bir şarkı seçimi olsa da, altından kalkıyor.. Ziynet’in ekibinde, bir sonraki aşamaya geçiyor yarışmada. Sosyal medya yükselişi devam ediyor bir yandan. Akıllı bir şekilde hiçbir yerde harcatmıyor, ucuzlatmıyor kendini (zaten yarışma haricinde söylemesi yasaktı muhtemelen ?).

Derken.. Derken, 2014 Mart ayı sonunda bir ara elektrikler gidiyor. İlyas yok, İlyas kayıp.. Bir bakıyoruz, yarışma kaldırılmış, ertelenmiş, bir şey olmuş.. “Ee? N’oldu bizim İlyas’a?!”

Albüm çalışmalarına başladığını duyduk, ses çıkmadı, normal, bir hazırlık süresi olacaktı.. Febyo Taşel ile çalıştığını yayınladı; süper haber, iyi bir iş çıkacak demektir.. 2014 Eylül’de “az kaldı, albüm çıkıyor” demişti İlyas. Yapımcısı Fadıl Dinçer (565 Yapım) “İlyas’ın albümü sonbaharda çıkıyor” demişti. Hayranları sabırsız bekliyordu. Bari bir ipucu, bir “teaser” gelseydi yeni albümden! Bu arada, Ağustos sonu civarı, Youtube’da iki video yayınladı İlyas. Kendi çıplak sesiyle, hücum kayıt yapılmış iki şarkı: “Söyledim Sana Yar” ve “Seni Bana Sor Şimdi”.

Her iki şarkı da tam birer hayal kırıklığı ! Kayıt kalitesinden falan bahsetmiyorum. Sözler, müzik, yorum..  Kötü değil, felaket ! (burada paylaşmıyorum bile). İlyas bu şarkılardan herhangi biriyle o jürilerin karşısına çıksaydı 2014 yılı başında, şarkılar biterdi ve jüriler “teşekkürler canım, bye bye” derlerdi sadece.. O derece hissiz, İlyas’sız olmuşlardı..

Biz bir süre daha yaramıza “İncir” bastık, çaresiz, hayıflanarak.. Sonra Kasım  2014’te “Yol Arkadaşım” cover’ı düştü sanal ortama.. Eli yüzü çok daha düzgün bir kayıt ve yorumdu bu sefer, ama ne telafi etti, ne tedavi etti.. Umutlandırdı biraz; “böyle parçalar olacaksa, albüm beklemeye değer” dedim en fazla..

Aralık ayında, ENBE ile çalışacağını, sahneye çıkacağını ve albümlerinde söyleyeceğini duyduk. Yılbaşında Sapanca’da bir mekanda çıkmış söylemiş. “Düğün Şarkıcıları”na katılması ona ne katacak bilmiyorum, ama en azından profesyonel bir çalışmada sesini duyacağız. Sonrasında Aslı Güngör civarı vasat bir seviyede takılıp kalmasından korkarım..

Solo albüm ne olacak, ne zaman olacak hala bekliyorum. Arkasında kim duruyor, duracak, onu da merak ediyorum..

Umarım, sesiyle, karakteriyle, fiziğiyle, tarzıyla bu “kaliteli kumaş” harcanıp gitmez..

Reenkarnasyon*a İnanır Mısınız ?

Sanatçılar

*Ruh göçü; ruhun sürekli olarak tekrar bedenlendiğine inanan spiritüalistlerin bu olaya verdiği ad.

Nereden aklıma düştü bilmem, 1-2 aydır aynı düşünce dönüyor kafamın içinde:                         “Sıla (Gençoğlu) aynı Sezen Aksu gibi değil mi yahu?”

Sezen Aksu çok şükür hala hayatta ama, sanki ruhu göçtü ve Sıla’da canlandı gibi.. (Nasıl mı? Anlatacağım)

Aynı şekilde, Gülşen de sanki Nazan Öncel’i oldu bizim dönemimizin ?

Bir dakika.. Yoksa böyle bir sanatçılar dizisi mi var, ruhları başka sanatçılara göçen? Olabilir!

Önce bir Sezen-Sıla tezimizi açıklayalım, sonrasına bakacağız..

Hem Sezen hem Sıla, ikisi de:

  • Denizli doğlumlular.. aralarında 80km olan iki  farklı ilçeden çıktılar ve her ikisi de önce İzmir’de, sonra İstanbul’da yaşadı..
  • Söz yazıyorlar, ve yazdıkları sözler bence çok benziyor. Dikkat ederseniz, yazdıkları sözler hep gerçekçi, yoğun, kadın ve bireysel sözler. Yazdıklarındaki genel tatlar çok benzer. Sezen’in söz gücü bariz üstün olmakla birlikte, ikilinin birçok eserini eşleştirmek mümkün: Kalbim Ege’de KaldıEgeli Lodos,  Yine mi Güzeliz Yine mi Çiçek-Vur Kadehi Ustam gibi ağır tonda, “yeri geldi mi rakısını da içen Ege kadını” şarkıları da var; erkekleri ve ilişkileri ti’ye alan Onu Alma Beni Al-Vaziyetler ,  Seni Yerler –…Dan Sonra gibi şarkıları da. Liste uzar gider..
  • Bir müzik ekürisini (tercihen erkek) yanlarına alarak ve adeta onlarla “bir” olarak çalışıyorlar, yaratıyorlar.. Sezen’in ilk yıllarındaki Uzay Heparı’sı 😦 , Sıla’nın Ozan Doğulu’suydu belki.. Sezen’in Onno’su :(, Sıla’nın Efe Bahadır’ıydı.. Her ikisinin de müzik hayatından bu adamları çıkarsaydınız, bugün oldukları kişi olamazlardı..
  • Sanatçılar yaratıyorlar. Sezen’in 40 yıllık sanat yaşantısında yoktan var ettiği, albümlerini baştan sona üstlendiği yıldızlar saymakla bitmez; Levent, Aşkın, Sertab.. Sıla da, kendisi daha çok genç ve yolun başında olmasına rağmen, Gökhan Keser’in piyasaya çıkmasına büyük destek oldu. Gökhan da tıpkı Levent/Aşkın/Sertab gibi “mentor”unun bir dönem geri vokalliğini yapmıştı.
  • Her şeyden öte ve hepsinden önce, tarzları benziyor. İkisi de kadınsı, çekici, bunalım, aşık, cesur ve “İzmirli” kadınlar.. Sezen’in hala yaşlanmaması gibi, Sıla’nın da bundan 30 sene sonra hala kendine hayran bırakıyor olacağından eminim..

(Özel hayatlarıyla ilgili bilinen/bilinmeyen benzerlikleri, “özel” oldukları için yazmıyorum. Müzik dışı konular..)

Bu tip reenkarnasyon şüphesi uyandıran bir çok örnek var tabii. Yazının başında da bahsettim ya, Türk Pop’unun “Sokak Kızı”  lakaplı sanatçısı Nazan Öncel, sanki Gülşen’e el vermiş gibi (Gülşen’in ilk klip şarkısı “Be Adam”da sokak kızı olması bir mesaj mıdır, bilinmez). Bu iki hatun da, Türk pop müziğine argo sözleri, sokak ağzını, konuşma dilini sokan, söz ve içerik olarak cüretkâr şarkılara imza attılar : Erkekler de YanarÖnsöz,  Hay HayYatcaz Kalkcaz Ordayım,  Aşkım Baksana Bana-Bi’ Güzellik Yapsana,  Omzumda Ağla-En Şahanesinden..

Gülşen de zaten Nazan Öncel’in işlerini seviyor.. “Of Of”u aldı zirve yaptı, şarkı hit oldu; “Dillere Düşeceğiz Seninle”yi yeniden sevdirdi.. Ruhları benzeyen bir diğer ikili de Nazan Öncel ve Gülşen bana göre..

Daha mı? Listeyi genişletebiliriz.. Birbirine aşırı benzeyen, bariz reenkarnasyonlar da var, hafif andıranlar da, “wannabe”ler de

Erkan Oğur – Erdem Ergün (birer şarkılarını dinleyin, şaşıracaksınız), Zerrin Özer – Işın Karaca (çok benzemiyorlar mı !), Ümit Sayın-Bahadır Tatlıöz (favori benzerliklerimden), Neşe Karaböcek – Göksel, Müslüm Gürses – Selçuk Demirelli (sesler aynı), Burak Kut – Murat Dalkılıç (benzer fonksiyonlar), Çelik- Soner Sarıkabadayı (ilginç yorum tarzı, bestecilik)   vee Tarkan – Murat Boz (bir fırın ekmek derler ya, onu iki yap sen..)

Ben de bi’dahaki hayatımda Mustafa Sandal olmak istiyorum  🙂

Film ve Spor Meraklılarına “En Gaz Fitness’lık Yabancı Soundtrack Parçaları” VOL 1

Şarkılar

Başlıktaki tanım çok detaylı oldu farkındayım 🙂  Ne yapabilirim ?! Binlerce şarkı var, filtreleme yapmak lazım !

Bugün dedim ki,

– fitness yaparken dinleyebileceğiniz, gaz veren, motive eden,

– yabancı (evet, yabancı müzik de konuşacağız burada)

– ve bir filmin soundtrack’inde yer almış

şarkılardan bir liste oluşturalım. Spor yapan ziyaretçilerimiz playlistlerine eklesinler, dinlesinler.. İşte 10 şarkılık Vol 1 listesi !

– Survivor – Eye Of The Tiger (Rocky IV): Bu parça herhalde bireysel sporların milli marşı gibi bir şey. Dünyada bu şarkıyı duyduğu anda şınav çekmeye başlamayan biri varsa, ya 5 yaşından gençtir ya da 80 yaşından yaşlıdır diyorum ve birinci sırayı ona veriyorum.

– AC/DC – Back in Black (Iron Man II): AC/DC’nin bu aşırı gaz şarkısı, OST albümündeki tüm AC/DC şarkılarının arasından sıyrılıyor bence.

– Dropkick Murphys – Shipping Up To Boston (The Departed): Kelt’lerin hırslı adamlar olduğunu hepimiz biliyoruz. İşte bu yüzden tereddüt etmeden bu şarkıyı listeye aldık. Hareketli İskoç ezgileri spor yaparken çok işe yarar benden söylemesi !

– Charli XCX – Boom Clap (Fault in Our Stars): Araya bir sürpriz at koymak istedim 🙂 Geçen yılın beğenilen yapımlarından biri olan F.i.O.S’da pat diye karşımıza çıkan bu İngiliz-İsveç yapımı şarkı, bence güzel bir motivasyon şarkısı.

– Kenny Loggins – Danger Zone (Top Gun): Filmin bayrak şarkısı. 80’lerde doğmuş her çocuğun jet pilotu olma hayallerine kapılamasına neden olan bu filmin, “Take My Breath Away” kadar önemli bir soundtrack parçasıydı. Şarkıyı HIMYM’dan bir Barney klasiği sahne ile hatırlayalım mı ? 🙂

– The Power of Love – Huey Lewis & The News (Back To The Future I): Belki de filme aşık olduğum içindir, ama bu şarkıda kesinlikle çok enerjik bir şey var. Benim bir numaralı koşu şarkımdır; listeye aldım ! Huey Lewis’in diğer işlerini de dinleyin derim. PS: Huey’nin filmde küçük bir rolü de var: Marty’nin müzik grubunu beğenmeyen, megafonla konuşan, gözlüklü jüri 🙂

– Lose Yourself – Eminem (8 Mile): Listeye güzel bir rap şarkısı almasaydım olmazdı. “Lose Yourself”, bir kişisel gelişim hikayesinin ve mücadelenin anatıldığı filmin ruhuna uygun bir şarkı. Eminem’in en karakteristik işlerinden biri..

– Stronger – Kanye West & Daft Punk (Never Back Down):  Kanye West’in Graduation albümünde yer verdiği, bir Daft Punk sample’ı üzerine yapılmış bu çalışma, tamamı gaz olan filmin bence en güzel parçasıydı. Listemize de cuk oturdu bence. Daft Punk’ın dahil olduğu hangi iş kötü oldu ki zaten?

– You Know My Name – Chris Cornell (007-Casino Royale):  Filmin “opening credits” kısmında yani en başında şak diye koymuşlardı şarkıyı hatırlarsanız. Framestore CFC’nin mükemmel animasyonuyla birlikte başlı başına bir film gibiydi. Parçanın “rock versiyonunu” tavsiye ederim.

– Take a Look Around – Limp Bizkit (Mission Impossible II): Listemizin son şarkısı (sonuncu olması en son tercih edilen olması anlamına gelmiyor), Limp Bizkit’in “MI 2” için yaptığı bir düzenleme. Lalo Schifrin’e ait ana temaya yaptıkları düzenleme, “Metallica – I Disappear” ile birlikte filmin sıradışı şarkılarından. Dumbell’larınızı elinize aldığınızda ihtiyacınız olacak güzel şarkılardan biri.

Benim ilk listem böyleydi… İkinci 10’lumu yapmak için sabırsızlanıyorum şimdiden.

Herkese iyi sporlar !   🙂

İyi ki doğdun Barış Manço Amca ! 02.01.1943 – Yaş 73!

Sanatçılar

Barış Manço, “beni öldüğüm günde değil, doğduğum günde anın” demiş yaşarken..

Biz de onu, isteği üzerine, doğduğu günde analım.. Türkiye’nin bence en büyük sanatçısıydı.. Geçmişinden birçok detay verilebilir ama ben burada bir tek soruya yer vermek isterim:

Şu an Türkiye’de, onun kariyerinde, onun seviyesinde olup da, TRT’de (veya başka bir kanalda) çocuklara özel bir sabah programı yapabilecek kaç sanatçı var?

“Yaparım” diyen, kimbilir nasıl maddi koşullar ister?

Hangisi onun kadar içten, kalpten yapabilir?

İşte Barış Amca’nın farkı buydu.. 5 yaşında bir çocuk için bile dünyaları ifade ediyordu; Süper Babanne’ydi, Arkadaşım Eşek’ti, A de bakiyim AYI’ydı..

Allah rahmet eylesin..

İlkokul 5.sınıfta, sınıf arkadaşlarımla sahnelemek için neredeyse 1 yıl boyunca çalıştığımız şu şarkısı/klibiyle noktalayalım.. Ve, kesinlikle ayrı bir Manço başlığı atacağımızın sözünü verelim..

NOT: şarkı bir deyim/atasözü/alıntı sözlüğü olarak tasarlanmış.. yaklaşık 10-15 tane “gömülü” söz var. (eline, beline, diline sahip olmak.. Sabrın sonu selamet.. vs) Burada da eğitime devam ediyor yani Barış Amcamız.. Güzel adam…

Mavi Ekran Verdiren Saçma Şarkı Sözleri : VOL 1

Müzik Polisi

2015 yılına adım attık.. Artık insanoğlu, kainatın bir çok sırrına haiz.. Bilim ve felsefe, tarihin en olgun noktasında.. 2014’te, bir kuyruklu yıldıza uzay aracı indirmeyi bile başardık. Kısacası artık insanoğlunun bilmediği çok az şey var.. Ancak, bir tek konu hala gizemini koruyor:

“Aşk bu, kızılötesi, yaralı müzesi, hareket edemem..”  NE DEMEK !!?

….

Böyle sözler, kelimeler, cümleler vardır şarkılarda. Bir anda (sözlere dikkat ederek dinliyorsan), beyninden vurulmuş gibi olursun, mavi ekran verirsin.. O anda öyle bir “höö?” olursun ki, şarkının müziği uğultulu bir şekilde akmaya devam eder ama sözler devam etmez. Sen o cümlede/sözde kalırsın; “ne demek şimdi bu?!” sorusuyla birlikte kalırsın..

Benim tavsiyem: çözmeye çalışma !  Bırak ! Arkadaş belli ki orada CIA adına şifreli bir mesaj taşıyor.. Türkiye’de görev yapan gizli bir CIA ajanı o şifreyi kırıp buradaki görevlerini falan öğreniyor.. Sen işine bak !

Şaka bir yana, şarkılarımız böyle özensiz (en hafif tabiriyle) sözlerle dolu. Müzik ruhun gıdasıysa, bunlar da kaçak et. Bunlar kanserojen madde. Birkaçını burada sıralayınca, belki siz de mavi ekrana geçeceksiniz 🙂

Bakalım nelere maruz kalmışız:

1- Birinciliği tabii ki “Kızılötesi aşkıyla yaralı müzesinde hareketsiz kalan” Karabiberim’e veriyorum.

2- Ferhat Göçer’in aşıkları coşturan, düğünlere açılış şarkısı olan, o çok romantik şarkısını dinlemişsinizdir? : Cennet.. “Dünyaya bir daha gelsem sevgilim, arar bulurum yine seni severim…” 

Sözleri Aslı(Zen) Yentur’a ait olan bu romantik slow şarkıyı, kimbilir kaç masum hemcinsim hoşlandığı kıza, sevgilisine, karısına ithaf etti..

Nasıl etmesin kardeşim şu sözlere bak: “Cenneti değişmem saçının teline..” bi’ saniye.. ne yapmam ne yapmam?

(aynen böyle mavi ekran olmuştum şarkıyı ilk duyduğumda)

Şimdi arkadaş diyor ki: Cenneti diyor, saçının teline değişmem diyor.. Cennet mi, saçının teli mi deseler, net “Cennet” derim diyor yani..

Bence haklı.. bunun hurîsi var, nehirleri var, tropikal meyvesi var, var da var.. Bir saç teline değişmek mantıksız olur.

Ferhat Göçer de cerrah bu arada.. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Devlet Konservatuarı Şan Bölümünü bitirmiş gelmiş bir adam. Demiyor ki “Aslı’cım, biz burada ‘CennetE değişmem saçının telinİ‘ yazalım, belki bunu bir fark eden olur” ..

Böylece Cennet, 2007’den beri bu haliyle dilimizde, kulağımızda gezmeye devam ediyor..

3- Üçüncü sıramızda Faruk K.’nın “Honki Ponki” şarkısına yer vermek istiyorum.. Aslında bu şarkı Faruk K.’nın değil,  2013 yılında kaybettiğimiz Şenay’ın (Şenay Yüzbaşıoğlu http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eenay ) . Hem dinleyin hem okuyun:

Dahası, şarkının sözleri de yapımcı, oyuncu, tiyatro sanatçısı çok değerli sanat insanı Lale Oraloğlu’na ait (http://tr.wikipedia.org/wiki/Lale_Oralo%C4%9Flu ). Kendisini de 2007 yılında kaybettik.

Her iki sanatçımıza da Allah’tan rahmet dileyelim tabii, ancak şarkının sözleri olacak gibi değil. Eğlenmişler diye tahmin ediyorum. (ya da benim CIA teorisi daha tutarlı)

Faruk K.’nın büyük cesareti bu şarkıyı tekrar seslendirmek olmuş.. İki defadan fazla ard arda dinlemeyin, çarpım tablosunu falan unutturabilir..

4- Bu maddeyi son madde yapalım ve toparlayalım isterseniz.

İsmail YK’nın “90-60-90” şarkısının sözlerini tamamen dahil edebiliriz aslında. Ama benim “dabılyu dabılyu dabılyu nokta bomba bomba nokta kom” kısmına ayrı bir sempatim var.. (bu adrese giderseniz, sizi İsmail YK’nın resmi web sitesine yöneltiyor; yazdım denedim)

Atilla Taş’ın çok iyi şarkıları vardı.. Ham Çökelek, Kırmızılım falan çok ciddi mavi ekranlar barındırıyordu. (Hep Doktor Erol Bey’in işleri tabi)

Deniz Seki’nin son hiti “İyisin Tabii” de bence ciddi boş sözler içeriyor. İsra Gülümser’in yazdığı sözlerde “.. İhanetin dizlerinde damlalar savrulur..” gibi bir bölüm var ki, hala çözebilmiş değilim..

Neyse.. VOL 1’i burada noktalayalım.

“Müzik Polisi” başlığı altında tekar mavi ekranlarımızı paylaşmak üzere..

-Kızılötesi Yaralı Müzesinde hareketsiz kalın. -Roger that Langley !

-Tüm ajanlar: Kızılötesi Yaralı Müzesi’nde hareketsiz kalın!
-Roger that Langley !

Tarkan’ın Transpoze* Takıntısı

Şarkılar

*Makam dizilerini, ses aralıkları aynı kalarak başka ses tonlarına taşımaya(aktarmaya) transpoze, göçürme(şed) denir.

Tarkan’ın bütün diskografisini tarayan birisi (ben), transpozisyonun sıkça kullanıldığını fark edebilir. Bu hareket Türk Pop (veya diğer) şarkılarında çok kullanılmaz. Vokaller, şarkı içinde bunu çok kullanmazlar. Genelde şarkılar aynı pozisyonla başla ve biter.

Tarkan bunu ilk albümünden beri yer yer yapıyor, ve çok da güzel yapıyor.

Hem daha önce dikkat etmeyenler için, hem de transpozisyona yabancı okurlar için örneklerimizi sıralayalım. İşte şarkılar, ve transpoze saniyeleri:

Gül Döktüm Yollarına – Aacayipsin/1994  (geçişler 03:20 ve 03:40)

Burada duble yapmış, tutamamış kendini 🙂

Bekle – Aacayipsin/1994 (geçişler 04:37 ve 04:56)

Yine bir duble gelmiş.. Vites yükseltir gibi değil mi ?

Salına Salına Sinsice – Ölürüm Sana/1997 (geçiş 03:03)

Hadi son bir tane daha yapalım..

Beni Anlama – Ölürüm Sana/1997 (geçiş 03:40-04:00)

Listeyi daha da uzatabiliriz aslında, ama şimlik bu kadar yeter..

Sizin de kulağınıza takılırsa, yazın, bilelim 🙂

Kategorik Puanlama Yöntemiyle En iyi Sanatçıyı Bulmak :)

Sanatçılar

Bu hep sorulur, tartışılır, müzikle haşır neşir arkadaş ortamında geyiği yapılır hep;

“en iyi sanatçı kim?”

 

Ben de kendi fikirlerimi sizinle paylaşmak istedim, ama değişik bir yöntemle 🙂

Burada soruyu sorarken detaycı ve belirgin olmak lazım: filtrelerimiz nelerdir?

– En iyi “popçu” demiyoruz. Birçok tarzdan sanatçı dahil olacak puanlamaya..

– En iyi “müzisyen” demiyoruz. Daha komplike bir kategorizasyon var.

– Sanatçıların dönem dönem iniş ve çıkışları olabilir, her kategoride.. Ben bu puanlamada bütünsel yaklaşmaya çalıştım..

– “Gelmiş geçmiş en iyi” demiyoruz, yalnızca hayatta olan sanatçıları konuşuyoruz. (zaten aksi taktirde konuşmaya gerek olmazdı; “tabii ki Barış Manço !” der geçerdik..) -metnin kaleme alındığı tarihten sonra hayatını kaybeden sanatçıları listeden çıkarmadım-

– Yalnızca yerli sanatçıları dahil ediyoruz ve kadın erkek ayrımı yok.

– Gruplar dahil değil, ama gruplardan bireyler dahil tabii..

– “Müzikle uğraşan sanatçılar”ı konuşuyoruz (doğal olarak)

– Oylamaya dahil olan sanatçılar tamamen benim şahsi seçimime bağlıdır. Ben müzik otoritesi değilim tabii, eğleniyoruz burada 🙂

Filtelerimizi belirledikten sonra kategorilerimizi sıralayalım:

– İcra Yeteneği/Ses: Sanatçının sesini  kullanma yeteneği. Sanatçının en temel ve teknik yeteneği. Enstruman kabiliyeti bu kategoride önemli değil. Ayrıca kritik bir not düşelim: albümde herkes iyi söylüyor (sanıyorsunuz), ama biz gerçekten iyi sesi anlarız 🙂

– Üretkenlik/Besteci Kimlik: İyi sanatçı dediğimiz üretmeli. Yalnızca icra etmek tabii ki yeterli olmuyor. İyi sanatçı hislerini kağıda ve notaya dökebilmeli, kendi bestelerini sesiyle anlatmalı. Biz bu puanlamaya, yalnızca söz yazan veya yalnızca beste yapan, kısacası icrası olmayan sanatçıları dahil etmedik. Ancak, üretkenliği de önemli bir kategori olarak, puanlama kritelerimize dahil ettik. Kendi şarkılarıyla sevilen sanatçılar burada yüksek puan alacak.

– Enstruman/Nota Bilgisi: Ses ve yaratıcılık kadar önemli bir özellik de, nota bilmek ve enstruman çalabilmek. Müziğin iyi bir öğrencisi olan sanatçı, hem daha yaratıcı olur (aranje yeteneği de oylamaya dahil), hem de daha iyi icra eder bence. Okuma-yazma bilmeden konuşmak gibi bir şey, nota bilmeden şarkı söylemek.. Herkes eline saz alıp kapak fotoğrafı çektirmek zorunda değil tabii.. Çoğu popüler sanatçı, enstruman çaldığı halde sahneye enstrumanla çıkmıyor, veya enstruman çalan biri olarak lanse edilmiyor (imaj gereği). Herkes Teoman değil; Tarkan gitar çalamıyor mu sanıyorsunuz 🙂

– Görsellik: Radyo’lu yıllarda yaşamadığımız bir gerçek. Artık her şey görselliğe dayalı ve şüphesiz, “müzik, görsel bir sanat dalı” artık. Sanatçının CD’den TV’ye yansıyan görüntüsü ve sosyal duruşu da çok önemli. (Ben zaten şahsen hayatımın hiçbir döneminde “nefret ediyorum ama şarkıları çok güzel” diyen biri olmadım.) Oylamaya giren sanatçımızın, kadın-erkek ayrımı olmadan göze hoş gelmesi, sempatik olması, sahnede iyi performans sergilemesi (Bkz: “Ay Kenan’ın sahnesi manyak güzeeelll !”) bu kategoride çok önemli.

Evet, kategorilerimiz de sıralandığına göre, artık 120 kişilik sanatçı havuzumuzu yaratabiliriz.. Ben Havuza şu sanatçıları aldım:

Alfabetik sıralanmıştır

Alfabetik sıralanmıştır. Azami müzik türünü, farklı dönemleri ve dinleyici kitlelerini de kapsayacak şekilde ve albüm satışları da baz alınarak oluşturulmuştur.

Sanatçı havuzunun herkesi memnun etmesi mümkün değil tabii, ama ben elimden geleni yaptım 🙂

İsterseniz Musikhi İşler Müdürlüğümüz’ün oylama sonuçlarını açıklayalım. Her kategoriyi 10 üzerinden puanladık, toplamda 40 puana en çok yaklaşan kazanır 🙂 İşte benim sıralamam ! :

top 30

30-60

60-90

90-120

Evet.. böylece listemizi tamamlamış olduk.

Her kategoriden tam puan alan Kenan Doğulu, bana göre Türkiye’nin yaşayan en iyi sanatçısı..

Gerçekten çok güçlü bir sesi ve yorumu var. Babadan müzisyen. Hep genç, hep enerjik. Çok seviliyor; mükemmel bir sanatçı imajı var. Çocukluğundan beri müzik yapıyor ve yaptığı her albüm ağırlıklı olarak kendi söz ve müziklerinden oluşuyor. Bir çok hit yarattı Türk müziği için. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi şarkısı seçilen “Tutamıyorum Zamanı” ona ait.  Konserleri hep full çekiyor ve gerçekten Türkiye’nin en az kötü yorum alan işlerini o yaptı. Her şey bu kadar kusursuzken, bir de “Unutursam Fısılda” filminin bütün müziklerini yaparak (çok da iyi yaparak) oyununu ulaşılmaz bir noktaya taşıdı.. Bence benim birincim, birinciliği hak etti..

2.sıradan, belki 30.sıraya kadar olan isimler sıralama olarak tartışılabilir.. Mükemmel sesler ve besteciler, benim kriterlerimin bazılarında ufak tefek puanlar kaybettiler ve alt sıralara sürüklendiler.. Yapacak bir şey yok 🙂

Sezen, mükemmel bir ses, ama Özer Arkhun’dan aldığı çello derslerinde ilerleyene kadar biraz puan kırmak zorundaydım.
Tarkan tartışmasız çok iyi, ama kariyerinde Sezen-Nazan ikilisinin (bir de Ümit Sayın) şarkı desteğinin çok büyük payı var (Bir kenan değil 🙂 )
Bahanelerim bu şekilde 🙂

Detaylı olarak inceleyip, tekrar tekrar kontrol edip puanlamaları gözden geçirsek, belki ufak tefek değişiklikler olabilir, ancak bence birinci değişmez (sonuncular da değişmez sanki ? 🙂 )

Tekrar söylemekte fayda var; bu liste benim listem, benim görüşlerim, gözlemlerim ve benim kriterlerim en önemlisi.. Sizin görüşleriniz farklıysa ve yorum yapmak isterseniz, memnuniyetle okurum.

Sevgiler..

545347641f4c30ce035125d9

Babalar ve Oğulları : Şenlendirici & Gözetlik

Sanatçılar

Müzikte yetenek monarşisi diye bir şey var; babadan oğula geçiyor bazen yetenekler..

Dünya’da örneği çok; Julio – Enrique Iglesias’lar gibi iyi bilinenler de var, Bob- Jakob Dylan’lar gibi daha az bilinenler de.. saymakla bitmez (bitebilir)

Bizde de ilk akla gelen Yurdaer-Kenan(+Ozan) Doğulu olurdu herhalde ? Oğlunun çok başarılı olduğunu söyleyemeyiz ama, Erol Evgin de bir müzisyenin babası.. Kısacası bizde de örneği çok..

Tüm bu akla kolay gelir örnekler bir yana, benim en sevdiğim müzisyen baba oğul”lar” Bergama’dan !

Hüsnü-Ergün Şenlendirici ve Altan-Hasan Gözetlik

Herkesin artık gayet iyi tanıdığı, hakkında kesinlikle ayrı bir başlık açacağım Hüsnü Şenlendirici’nin oğlu Ergün, -benim takip ettiğim kadarıyla son iki yıldır- ciddi işler yapıyor klarnetiyle.  Mehmet Erdem gibi ciddi müzik adamlarından birinin daimi müzisyeni olmasının yanı sıra, Cafer Nazlıbaş, Ekrem Düzgünoğlu, Ludovico Einaudi, Mercan Dede gibi sanatçılarla çalışma fırsatı yakaladı. Babasının çocukluk hayali “Kibariye’ye çalmak”tı, 10-12 yaşlarında hayalini gerçekleştirmişti.. Ergün’e babasının mutlaka desteği vardır, ama bence O, torpilli bir çocuk değil. Tekniğinde babasını andıran tınılar sezilse de, kendinden bir şeyler kattığı her yeni doğaç’ında belli oluyor.

Benim en sevdiğim hareketlerinden biri, aşağıdaki akustik yorumun 02:07’sinde başlayan solosu.. Hüsnü’nün “fark yaratan” çıkışları, aykırılıkları ve inişleri, oğlunda da var.  İnşallah hep gelişir ve yolu açık olur..

Hüsnü Şenlendirici’nin “manevi babam” dediği Altan Gözetlik’i çoğu kişi bilmez. Kendisi de Hüsnü gibi Bergamalı ve klarnet virtüözü.

(Bu arada Hüsnü Şenlendirici’nin rahmetli babası Ergün Şenlendirici de klarnet virtüözüydü.. nasıl bir aile.. !)

Neyse.. Altan Gözetlik’in, rakısını içmiş, biber kızartmasını yarım bırakmış ve sigarasını yakmış ( 🙂 ) haliyle attığı taksimi paylaşayım, fikir vermesi açısından..

Oğlu Hasan ise, bir çok nefesli çalgıyı iyi icra etmesine rağmen bence kendini en iyi trombon ile ifade ediyor. O trombon yok mu o trombon.. Batının orkestra çalgısını alaturka kullanabilmenin şaşırtıcı büyüsü işte.. ne diyelim.. Müziğe kemanla başlamasına rağmen, bas trombonda ustalaşmış dehşet yetenekli bir adam. Bu enstrumanla solo atabilmek, alaturka solo atabilmek, benim bildiğim kadarıyla “kamyonla ara sokaklarda geri geri gitmek” gibi bir şey..

Hasan da Ergün gibi Mehmet Erdem orkestrasında. Bunun yanında Volkan Konak, Hüsnü, Candan Erçetin gibi ustalarla çalıyor..

Ben iki video paylaşıyorum.. Biri Hasan’ın Hüsnü’ye trombonla eşlik (bize de işkence) edişi.. Gerçi ilk 5-6 dakika Hüsnü’nün yaptığı da ayıp 🙂

Diğeri de trompetle Mehmet Erdem’in akustik kaydında attığı solo (02:35)

O kısa kalın kollarla trombonun kulisini nasıl idare ediyor diye düşünüyorum her defasında..  (Arkada İlter Kurcala’nın pis sırıtışları 🙂 )

Umarım iki genç yeteneği de ömrümüz yettiğince dinler, daha iyi yerlerde görürüz..

Çok önemli not: Benim de bütün yeteneğim babamdan gelir ! (Bkz: Kabataş Erkek Lisesi Korosu 1970-1980 kayıtları : Dağlar bomboş orman bomboş)

🙂