Musikhi’den 1.Yıldönümü Hediyesi – MED CEZİR

Genel, Sanatçılar

Merhaba sevgili Musikhi İşler Müdürlüğü okuyucuları ! (2 veya 3 kişisiniz sanırım 🙂 )

Bugün, 2016’nın ilk günü ve aynı zamanda blog’umun 1.yıldönümü.

2015’in ilk gününde, yine böyle bir tatil gününde yazmaya başlamıştım. Açılış yazımda da, nasıl başladığımdan bahsetmiş, Levent Yüksel – Med Cezir albümüne atıfta bulunmuştum. Düşündüm de, bu blog’u takip edenlere, 1.yıl hediyesi olarak Med Cezir yazmak güzel olabilir. Hem albümü, hem de anıları konuşuruz bugün, olur mu ? Bir yandan dinlemeye başlayın, bir yandan da okuyun yine.

Med Cezir bir çıkış albümü. Levent Yüksel’in Türk Pop piyasasına adımını attığı albüm. Hikayesiyle giriş yapmak gerekirse; Levent Yüksel, 90’ların başında Fatih Erkoç’a bas çaldığı ve vokallik yaptığı dönemde, Maksim’de Sezen’le sahneye çıkıyor (Harun Kolçak’ın yedeği olarak – ilginç bi hikayesi var) ve müzik hayatı değişiyor tabii. Bas, kontrbass,keman, bağlama gibi birçok enstrümana hakim, Türkiye’de eşi benzeri hala bulunmayan bir ses kumaşına sahip bu sevimli adam, Sezen Aksu dergahının gözdesi oluveriyor. O yıllarda evli olduğu Sertab Erener gibi Sezen’e vokallik yapmaya başlıyor, albümlerinde söylüyor, bas gitar çalıyor. Bu birliktelik, 1993 senesinde Med Cezir albümüne dönüşüyor. Sezen söz ve müzikleri yapıp, ihaleyi deha çocuk Uzay Heparı’ya emanet ediyor. 6 aylık bir çalışma sonucu, 1993’ün Mart ayında albüm piyasaya çıkıyor.

Şöyle bir benzetme yapmak doğru olur sanırım; albümün annesi Sezen Aksu, babası da tüm düzenlemeleri yapan Uzay Heparı (nur içinde yatsın).

Ben o sıralar, 8 yaşında bir çocuğum. Klavye dersleri alıyorum (çalamıyorum), ama asıl işim deodorant mikrofonumla evde şarkı söylemek, “air gitar” çalmak falan. Bir gün, annemle birlikte Grup Vitamin kaseti almaya gidiyoruz mahalledeki kasetçiye (yoğun ısrarlarım sonucu). Annem kasetçide “oğlum adam gibi bişey dinlesene, ayıp ayıp küfürlü şeyler dinliyosun” diye hayıflanıyor. Kasetçi abi de, “abla bak bu çocuk (Levent) yeni, albümü de çok iyi” diyip Med Cezir’i satıyor bize. Benim de albümle tanışma hikayem bu.

O gün eve gelip, yarısı çekmeyen/çalışmayan bir televizyon, yarısı da kayıt  yapabilen bir kasetçalar olan, büyük ihtimalle dedelerin Hac’dan getirdiği cihazda dinliyorum ilk kez Med Cezir’i.. Büyüleniyorum..

      1. Yeter ki Onursuz Olmasın Aşk (Söz :Sezen Aksu, Müzik :Onno Tunç, Düzenleme :Uzay Heparı)   Albümün ilk şarkısı; A1’ler hep önemlidir biliyorsunuz. Dikkat edin, şarkının başında, synth sesi önce sol kulağa, bir saniye sonra da hafif bir cızırtıyla sağ kulağa geliyor. İnanılmaz tatlı bir detay bence 🙂 Sözler her zamanki cüretkâr Sezen sözleri, Erdem Sökmen’in usta işi gitar girişleri, bas gitar Levent Yüksel’den, ve kesinlikle çok özel bir düzenleme. Şarkıda Levent Yüksel’in çok rahat geçtiği, ama hala çoğu vokalin transpoze yapmadan çıkamadığı dik yerler var (pare pare olsam da yenilmem). Oralarda anlıyorsun sesin kumaşını; sadece çıkmıyor, rengi de var. Mükemmel bir giriş şarkısı, hatta çok iyi bir konser başlangıç şarkısı. Klibini de hatırlayanlar hatırlar, tek kaşlı, zayıf minik, papyonlu Levent Yüksel, kendi ekseninde dönerek dumanlar içinde söylüyordu 🙂
      2. Med Cezir (Söz :Sezen Aksu, Müzik:Levent Yüksel, Düzenleme: Levent Yüksel-Uzay Heparı) Albüme adını veren şarkı. Bugün bir çok 90’lı çocuğun Med Cezir kelimesinin anlamını öğrenmesine vesile olan şarkı. Girişindeki cümbüş melodisi bile tek başına bir şarkıya bedel olan şarkı.. Levent Yüksel’in çok iyi bestelediği, efsane sözler. Levent Yüksel hem bas gitarı, hem de cümbüşü çalarak, ve yine çok iyi söyleyerek seriyi tamamlıyor. Hala da albümdeki gibi söyleyemiyor zaten. Med Cezir şarkısı, Levent Yüksel’den tek bir şarkı seçmek zorunda olsanız, eliniz titremeden seçeceğiniz şarkıdır.
      3. İstanbul (Söz :Sezen Aksu, Müzik: Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Uzay Heparı)  Albümün üçüncü şarkısında değişik bir tat geliyor damağımıza. bu tadı yaratan adam Fahir Atakoğlu şüphesiz. Sezen’in nasıl bu kadar güzel yazdığını anlayamadığımız bir başka İstanbul sözlerine çok güzel dokunmuş Fahir Atakoğlu. Kanun solosu bu şarkının merkezi bence. Çoğu meyhanenin görmezden geldiği mükemmel de bir rakı şarkısı aslında..
      4. Kadınım (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Uzay Heparı, Düzenleme: Uzay Heparı) Bu şarkı benim için albümdeki en özel şarkı sanırım. Nedeni şarkının sözleri veya müziği değil. Hatta albümde en az dinleyebildiğim şarkıdır. Ben bu albümü aldığımda ve dinlemeye başladığımda, kız kardeşim henüz 2 yaşındaydı. Evimiz 2 oda 1 salondu. Abimle biz ranzada yatıyorduk (üstte ben). Kız kardeşimiz gelince, onun minik karyolasını da bizim odaya almıştık. Ben kaset çalarımızı bir zigon sehpanın üstüne koyup, Ayşegül’ün karyolasına yanaştırırdım, Med Cezir albümünü takıp dinletirdim ona. Bazen uyurken bile kaseti takıp dinlettiğim olurdu. Bir gün yine başucunda Med Cezir çalarken, tam da “Kadınım” çalarken uyanmış Aygü. Karyola parmaklıklarının arasından elini uzatıp, “REC” tuşuna basmış. O anda kaset sesi kesilmiş tabi, kasetçalar Med Cezir kasetinin üstüne kayıt yapmaya başlamış. 10-15 saniye neler olduğunu anlayamayan Aygü, odadan anneme seslenmeye başlamış: “Anneeee.. bak!”.. Annem mutfaktan (terliklerinden adım sesleri gelerek) odaya girmiş ve hem kasetçaları tamamen kapatarak kaydı durdurmuş. Ben bunları nereden mi biliyorum? Kadınım şarkısının ilk 10 saniyesinden sonra başlayan ses kaydından tabi ! “Kadınım” şarkısının neredeyse tamamı, “Beni Bırakın”ın da başlangıcı, böyle tatlı bir sabotaja uğramış işte. Şimdi şarkıyı her dinlediğimde, o kayıttaki tatlı bebek sesini düşünüp, kaybolup giderim..
      5. Beni Bırakın  (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Onno Tunç, Düzenleme: Uzay Heparı) Sizi bilmem ama, biz 93’te bu şarkının sözlerini çözememiştik. “Sustu haykıran şehir, DOLMUŞLAR havalandı” mı diyordu, “TONGUÇLAR havalandı” mı diyordu, biz bilemezdik. Ben “DOLMUŞLAR” diye söylemeyi tercih ederdim,içime de sinmişti o yıllarda 🙂 A yüzünün bu son şarkısı, “Kadınım”dan sonraki kasvetli havayı dağıtmak için stratejik yerleştirilmiş bir görev adamıdır aslında; B yüzüne geçiştir.
      6. Tuana (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Paco De Lucia, Düzenleme: Erdem Sökmen) Bazı şarkılar, bir tek sese ait olur. O şarkı o sese zimmetlidir yani, kralı gelse daha iyi yorumlayamaz, eğreti durur. “Tuana” da Levent Yüksel şarkısıdır işte. Artık kendisi de güçlü söyleyemese de, onun kadar iyi söyleyen olmamıştır, olamayacaktır. Dehşet yetenek, İspanyol çingenesi yanıklığında ses ve hicaza yatkın bir teknik isteyen bir şarkıdır Tuana. Sadece dik değil, koşan da bir şarkıdır; nefes alamazsın. Yırtık söylemezsen havasını vermez. Çok garip çok özel bir şarkıdır. Levent Yüksel “Tuana” ile imza atar albüme. Sözler yine sinir bozucu derecede iyi. Girişteki Erdem Sökmen gitarlarının yanında, Levent’in çaldığı perdesiz bas da atlanmamalı. Müziğinin orijinali Paco de Lucia’ya (Francisco Sanchez Gomez) ait. “aaa bilmiyodum!” diyenler buradan yaksın:
      7. Uçurtma Bayramları (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Onno Tunç,  Düzenleme: Uzay Heparı) Sezen’in koptuğu şarkılar vardır; “Sarı Odalar” bunlardan biridir mesela, “Uçurtma Bayramları” da onun gibi. Ayrı bir boyutta yapılmış ağır şarkılardır. Ben küçükken yorardı beni bu şarkı, hemen geçerdim. O zamanki yengemiz Sertab’ın opera-vari vokalleri, devamlı transpozeli melodi, sözlerdeki ucu açıklık biraz ağır gelirdi belki de. Uzay’ın melankolisi de yansımıştır aslında biraz şarkıya. Şimdi ise çok daha farklı bir kulakla dinliyorum. Çok da keyif alıyorum. Bazı şarkılar farklı yaşlarda farklı dinleniyor..
      8. Dedikodu (Şiir: Orhan Veli, Müzik: Sezen Aksu Düzenleme: Uzay Heparı) Uzunca bir süre, şarkı sözlerinin bir şiir olduğunu bilmeden dinlemiştim “Dedikodu”yu. Ta ki bir gün, babamın aldığı “Orhan Veli Şiirleri” kitabını okuyana kadar. “Dedikodu”yu kitabın sayfalarında görünce “Aaa! Levent Yüksel şarkısıı!” dediğimi dün gibi hatırlıyorum. “Garip” şairin bu ısıran kelimelere sahip şiirini, ruhuna çok uygun bir müzikle Sezen süslemiş. Şarkının köprüsündeki nağmeli bölümü de ayrıca severim; bir iki defa söyleme fırsatım da olmuştur 😉  inanmayanlar burdan yaksın 🙂
      9. Bu Gece Son (Söz : Sezen Aksu, Müzik :Onno Tunç, Düzenleme: Uzay Heparı) Albüm yayınlandıktan 1 sene sonra, 1994 Mayısında, albümün babasını kaybettik. Türk popunun deha çocuğu Uzay Heparı saçma sapan bir kazada hayatını kaybetti. (Levent Yüksel’in ikinci albümünün babası da, tüm düzenlemelerini yapan Onno Tunç’tur; o albüm çıktıktan 2 gün sonra da Onno Tunç’u kaybetmiştik.. Böyle bir laneti var sanki Levent Yüksel albümlerinin..)  Benim hissiyatım, “Bu Gece Son” Uzay’ın bu albüm aracılığıyla veda şarkısıdır. Arkasından ağlayan herkese “uzun uzun seneler var önünde, gün gelir sevgilim, acıya alışırsın” der gibi gelir bana, şarkıyı her dinlediğimde..
      10. Yeniden Başla (Söz: Sezen Aksu, Müzik Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Uzay Heparı) Yine bir bölüm sonu şarkısı. Albüme tatlı bir elveda şarkısı. Kısa, basit, keyifli.. Şarkının en güzel yanı, İyi Gün Çocuk Korosu’nun yaptığı vokaller. Koronun vokalistleri olan çocukları aradım baktım, şimdi ne yapıyorlar diye merak ederek. Kimi halen müzik yapıyor, kimi bir ajansta çalışıyor, kimi evlenmiş. Çok ilginç geldi, kıskandım; Hepimiz gibi sıradan takılan gençler, zamanında Levent Yüksel albümüne söylemişler..

İşte böyle bir albüm Med Cezir. Detaylarıyla, anılarıyla, hissettirdikleriyle, mümkün olduğunca da özetleyerek anlatmaya çalıştım. Bence Türk pop tarihinin en iyi 2 albümünden biri (Diğeri Tarkan – Karma). Levent Yüksel’in kesinlikle en iyi işi. O’nun, Med Cezir’den sonra ses ve üretkenlik olarak düşüşe geçtiğini görmek beni hep üzmüştür, ama yine de kalitesi bellidir.

“Best Of..” albümü gibi dopdolu, her şarkısı hit veya klasik denebilecek çok güzel bir iş gerçekten Med Cezir.

İyi ki 90’lıyım dedirten şeylerden biri;  Atari’lerin, Tsubasa’ların, Susam Sokağı’nın 90’larında, benim için köşe taşlarından biri olmuştur. Emeği geçenlerin ruhlarına sağlık!

 

Mutlu yıllar!

🙂

 

                               

 

 

 

 

Reklamlar

Türk Popunda Hala Umut Var ! – BURAY

Sanatçılar

Bu aralar, havasız sıcak bir odadaymışsınız gibi hissettiren Türk Popunda birileri bir pencere açtı; püfür püfür esiyor, o kadar iyi geldi ki !

Kiminiz Çilek Kokusu dizisini izlerken duydu onun sesini, kiminiz kısa süre önce Youtube’da şarkısını gördü/dinledi. Belki benim gibi daha öncelerde tanıyan da olmuştur Buray Hoşsöz’ü; Ferhat Göçer’in “Unutmuş Çoktan” şarkısının söz müziğinin kime ait olduğunu öğrenmeye çalışırken (klasik takıntım) denk gelmiştim adına..

Nasıl tanıyor olursanız olun, kesinlikle bildiğinizden çok daha fazlası var onda.

İsterseniz şöyle yapalım, siz şu şarkıyı açın, dinlemeye başlayın, bir yandan da beni okuyun, olur mu?

Buray mektepli müzisyen. Doğu Akdeniz Üni’de Kompozisyon ve Galler’de Ses Mühendisliği okumuş. Kıbrıslı olup yurtdışında da okuyunca, piyasanın %1’lik diliminin sahip olduğu İngilizce/Batı müziği hakimiyetini de kazanması zor olmamış tabi.

Aslında lead vokal ama gitarı da güçlü. Uluslararası yarışmalarda dereceleri var. Sensitive Vibrations adlı grubuyla ciddi esmiş bi adam. Orada gitarları Erkan Erzurumlu’ya (adamım) bırakmış ama vokaller, besteler yine ondan.

Sahne bilgisi de var. Büyük küçük demeden bir çok venue’de çalmış, söylemiş, eşlik etmiş; CV’sinde İzel, Gökhan Tepe, Ferhat Göçer gibi sağlam orkestralar var.

Külliyatını etraflıca dinleyip gözden geçirince, çok tatlı bir arabesk/macun/TSM aroması da görüyorsunuz, ki bu gerçekten nadirdir. Şu an arkada duyduğunuz cover’ı seslendiren adam makam da yapabiliyor! (sert)

Şimdi ilk albümünü yaptı ve gerçekten güçlü de bir giriş yaptı. Ben klip şarkısı olan “Sen İstersen”i her gün 10 kere dinleyerek eskitmeye başladım. Baya dayanıklı çıktı. Şarkı teknik olarak çok dolu. Sadece söz-müzik değil, kurgusu var, tekrar tekrar dinlenilecek gibi tasarlanmış, küçük trick’ler var.

Her şey iyi güzel ! Peki Buray ne yapar ? “Buray iş yapar mı?” demiyorum; herkes iş yapıyor zaten -ne yazık ki- bu piyasada. “Buray kim olur?” diye sormak gerekir bence.

Bu kadar pozitifin arasında, net dezavantajları da var bence Buray’ın.

Öncelikle yakışıklı değil. Star enerjisi yok, sahne ışığı yok. Sempatik mi? Evet. Ama yetmez. Aşırı romantik bir şarkıyı tek gitarla okurken, dinleyen kızların yüzlerini avuçlarının içlerine alarak iç geçirecekleri bir enerjisi yok adamın (Bi John Mayer değil). Buray’da bir Ümit Sayın / Mustafa Ceceli bilgeliği ve masumiyeti var. Konserine kesin gidilir, ama sahneye “evlen benimleeeee!” diye laf atan olmaz.  Ki bence bu uzun vadede önemli.

İkinci olarak yaşlı. 31 yaşında Buray. Ben de 30 yaşındayım yanlış anlamayın, kendimi zımba gibi hissediyorum, ama pop piyasasında patlama yapacak gibi de hissetmiyorum. Buray’ın da bu bakımdan yaş dezavantajı var. 22-23 olsaydı, onun için daha iyi olurdu.

Bence yine de karşımıza çıktığı için çok şanslıyız. Kimbilir daha ne besteler yapacak, ne akustikler çalacak (JoyTurk kaydına alırlar yakında), ne sözler yazacak.

Buray bize temiz bir nefes aldırdı. Yolu açık olsun.

Albümü alın derim..

Ses Yetenek Yarışmaları ve “İlyas Yalçıntaş” Vakası

Sanatçılar

Ben yetenek yarışmalarını sevmem ve izlemem..

Elemelerdeki “aşırı yeteneksizler” canımı sıkar. Jürilerin aklı başka şeylerdedir. Halk oylamalarını haksız bulurum. Abidin’li, Bayhan’lı ilk yarışmadan beri bu böyledir benim için (ki o sezon belki de en iyisiydi).

Yetenekli adamlar çıkmaz mı? Çıkar. Yarışma başlangıcında hit olurlar, sonra, yarışma dahilinde harcanmadılarsa, ve birinci olurlarsa, bir albümleri çıkar (belki), kimse almaz, satmaz.. Yok olup giderler.. BBG Tarık nerede? Popstar Abidin nerede? Popstar Alaturka Selçuk nerede? O Ses Türkiye Mustafa Bozkurt nerede? Ben söyleyeyim; yerel kanallarda veya Bostancı barlarındalar.. Ayda Mosharraf  diye bir kız çıkmıştı geçen yıl, hepimiz “yok böyle bir ses!” dedik, hakikaten yok oldu..

İstisnalar olmadı mı? Oldu. Akademi Türkiye’den rahmetli Barış Akarsu çıkmıştı, belki bir yerlere gelebilirdi.. Özgür Çevik çıktı, bence yetenekli ama müzik yapmıyor. Oğuz Berkay, Murat Boz’un desteğiyle bir şeyler yapmaya çalıştı ama, işi zor..

52e24d24e26248ee1e000056popstar-abidin-kimdirmaxresdefault (1)maxresdefault13297269012267344914586671-158276_117820624965570_117819848298981_8615_1345_b

hqdefaultHerhalde bu yarışmalardan çıkan en büyük başarı hikayesi İrem Derici; onun da yarışmadan yana yüzü gülmemişti. 2011 yılındaki O Ses Türkiye’de Hülya Avşar’dan başka hiçbir jürinin desteklemediği İrem, yarı finalde de elendi. Ama çok doğru adımlar atarak “kendi kendine” yükseldi ve şu anda Türkiye’nin en ciddi yeni popstar adayı..

Kısacası bu tip yarışmalar (hatta Eurovision gibi büyük organizasyonlar bile), yarışmacısına yarardan çok zarar veriyorlar. “Yine de neden yapılıyorlar?” derseniz, bunlar bir tür “müzik futbol turnuvası”; insanlar o bireysel mücadeleyi, acıklı hikayeleri, jürinin hakaretlerini vs seviyorlar. Sorumluluk almadan müzik dinleyip, sonra rahatça çöpe atıyorlar, konu kapanıyor..

Benim bu konuyu ele alma nedenim ise İlyas Yalçıntaş.

2014 yılı başında, yine önyargılı bir şekilde yaklaştığım bir “franchise” yetenek yarışması başlamıştı (X Factor) ve ben tabii ki protesto ediyordum kendimce.. Şöyle göz ucuyla bir jürilere bakmıştım, birazcık da konsepte.. Notum olumsuzdu..

Bir ara, günlük Youtube gezintilerim sırasında, gözüm “İlyas Yalçıntaş – İncir” diye bir link’e takıldı. Linkteki küçük thumbnail’de gözüken genç-sempatik tip, bir “acaba?” dedirtti.ilyas incir

Şarkının adı “İncir” ; “Sedat Yeğin’in 2011’de, Prova albümünde söylediği ve sözlerini beğenmeme rağmen müziğini/yorumunu tutmadığım İncir olabilir mi?” diye düşünerek tıkladım. Karşıma şöyle bir şey çıktı;

Yukardaki 7 dakikalık klip bittiğinde ben de bitmiştim. (Abartmıyorum)

Genç, mahcup, karakterli, yakışıklı bir adam. Acayip sade, net. Tarzı ve duruşuyla ilgili detaylı analiz yapmak istemiyorum, ama ağzını açıp şarkıya başladığı 01:40’a kadar, her şeyiyle “tamam” bir adam. Şarkıya başlayacağı o an diyorsun ki, “hadi koçum, adam gibi bir şey çık, lütfen!”

Ve şarkıya başlıyor.. Çok yüksek bir giriş ! Tüyler diken diken. Kulak inanılmaz, “tuşe”yi top kontrol eder gibi kontrol ediyor, ses tonu inanılmaz; hem peslerde, hem tizlerde. Nefesi çok iyi, gitara hakim.. Şarkıyı hissederek, yaşayarak, baştan yaratıyor..

Jüri’deki durum şu; Armağan Çağlayan gibi “kalite” ile “çakma”yı çok iyi ayırabilen bir adam, daha şarkı devam ederken, kolları yukarıda tebrik alkışları yapıyor. Ziynet Sali çocuğa hafif aşık olmuş bir şekilde “bu şarkıyı hemen kapıp, sıradaki ilk albümüme koyarım” düşüncesinde. Emre Aydın, şarkının sözlerine takmış durumda (kendi de söz fetişidir), resmen ezberliyor sözleri. Ömer Karacan hayran-gururlu şekilde pür dikkat..

Şarkıyı jüriden kimse daha önce dinlememiş (sanıyorum). Seyircilerden belki bir elin parmakları kadar kişi biliyordur. Ama saniyesinde reaksiyon alıyor şarkı, salondaki herkesten..

Şarkı bitince ortalık alkış kıyamet. İlyas dişlerini saklayarak gülümsüyor; mahcup.. Herkes çok doğru ve gerçekçi yorumlarla tebrik ediyor İlyas’ı. Bu sıradan giyimli, sessiz çocuk çekip gidince bile, etkisinden çıkamamış şekilde yorumlara devam ediyorlar..

Ben videoyu ve şarkıyı zilyon kere baştan dinliyorum. Zilyon kere.. İlyas’ın hikayesini, daha önceki yorumlarını araştırıp buluyorum. İncir’in söz yazarına bestecisine kadar öğreniyorum. İlyas, sosyal medyada, sanal ortamda uçuyor; tweet’ler, takipçiler, tebrikler.. O yine alçak gönüllü, sakin.

Şu önemli; İlyas bir “bar müzisyeni”. Bu ne demek? Bir kere, seyirciden “soyutlanıp” çalabiliyor demek. Enstrüman hakimiyeti, yüksek olmasa bile (ki yüksek) oturmuş demek. Hangi şarkı sesine gider, hangi şarkı gitmez bilmek demek. Ve en önemlisi, müzik profesyonelliğinin en kötü noktasında olmak demek; oradan sadece yukarı çıkarsın!

O haftadan sonra, sevgiliden mektup bekler gibi yarışmanın yeni finallerinden performanslar düşmüş mü diye beklemeye başlıyorum ki, sonunda İlyas yine çıkıyor meydana. Bu sefer durum daha vahim, benim karnım gurulduyor heyecandan; “saçmalarsa bittik!” (bana ne oluyorsa!). Tıklıyoruz link’e, sonuç şu:

Olay bitmiş.. Ben yumruk hareketiyle “Yess!” falan yapıyorum kendi kendime.. (abartmıyorum)

Şimdi, ben Soner Sarıkabadayı’yı severim. Sadem’i  de severim; defalarca dinlemişimdir..  Ama bu yorumdan beri, bir daha Soner Sarıkabadayı’dan dinlemedim Sadem’i. İlyas yine şarkıyı aldı, nüfusuna geçirdi çünkü..

İlyas sahneye yine basit çıkıyor. Ziynet Sali’nin çapkın iltifatlarını aynı kapalı sırıtışla savuşturup, şarkıya giriyor. 5. saniyede ses tonuna alkış alıyor, 30 saniyede yükselişine (diğer yarışmacılar, içerde ve sahnede çaresiz, ağızları açık bakıyorlar aradaki yetenek uçurumuna). Oynuyor şarkıyla İlyas. Tonunun kumaşını kimseye benzetemiyorsun.. Biraz Ahmet Kaya var, çok hafif Kıraç, biraz Doğan Canku var.. Acayip bir ses. Kontrolü çok iyi. Şarkıyı zaten çok iyi seçmiş (seçilmiş?).

Jüri yine teslim.. Ziynet Sali dudaklarını ısırıyor (!), ağlayacak gibi (Şarkı sonrası yorumlarında saçmalıyor zaten). Emre Aydın, Armağan, Ömer Karacan o an kağıt getirseler imzalayacaklar; “bu çocuk bu yarışmayı burada bıraksa bile birinci” diye..

Artık benim için geri sayım başlamış durumda. Ben albümü beklemeye başlıyorum. “Önce, Gülben Ergen – Oğuzhan Koç (Giden Günlerim Oldu) tarzı bir Ziynet-İlyas (İncir) düeti gelir” diyorum içimden.. Sonra da solo albüm çıkar.. Jolly Joker’e gideriz akustik dinlemeye. Arabada dinleriz, TV’de canlı yayınlarda dinleriz.. “Oh be!” diyorum, taze bir ses geldi!

İlyas’ın bir sonraki yarışma performansı “Bile Bile” oluyor. Sesine önceki iki şarkı kadar yakışmasa da, gitar altyapısıyla söylemese de, çok cesur bir şarkı seçimi olsa da, altından kalkıyor.. Ziynet’in ekibinde, bir sonraki aşamaya geçiyor yarışmada. Sosyal medya yükselişi devam ediyor bir yandan. Akıllı bir şekilde hiçbir yerde harcatmıyor, ucuzlatmıyor kendini (zaten yarışma haricinde söylemesi yasaktı muhtemelen ?).

Derken.. Derken, 2014 Mart ayı sonunda bir ara elektrikler gidiyor. İlyas yok, İlyas kayıp.. Bir bakıyoruz, yarışma kaldırılmış, ertelenmiş, bir şey olmuş.. “Ee? N’oldu bizim İlyas’a?!”

Albüm çalışmalarına başladığını duyduk, ses çıkmadı, normal, bir hazırlık süresi olacaktı.. Febyo Taşel ile çalıştığını yayınladı; süper haber, iyi bir iş çıkacak demektir.. 2014 Eylül’de “az kaldı, albüm çıkıyor” demişti İlyas. Yapımcısı Fadıl Dinçer (565 Yapım) “İlyas’ın albümü sonbaharda çıkıyor” demişti. Hayranları sabırsız bekliyordu. Bari bir ipucu, bir “teaser” gelseydi yeni albümden! Bu arada, Ağustos sonu civarı, Youtube’da iki video yayınladı İlyas. Kendi çıplak sesiyle, hücum kayıt yapılmış iki şarkı: “Söyledim Sana Yar” ve “Seni Bana Sor Şimdi”.

Her iki şarkı da tam birer hayal kırıklığı ! Kayıt kalitesinden falan bahsetmiyorum. Sözler, müzik, yorum..  Kötü değil, felaket ! (burada paylaşmıyorum bile). İlyas bu şarkılardan herhangi biriyle o jürilerin karşısına çıksaydı 2014 yılı başında, şarkılar biterdi ve jüriler “teşekkürler canım, bye bye” derlerdi sadece.. O derece hissiz, İlyas’sız olmuşlardı..

Biz bir süre daha yaramıza “İncir” bastık, çaresiz, hayıflanarak.. Sonra Kasım  2014’te “Yol Arkadaşım” cover’ı düştü sanal ortama.. Eli yüzü çok daha düzgün bir kayıt ve yorumdu bu sefer, ama ne telafi etti, ne tedavi etti.. Umutlandırdı biraz; “böyle parçalar olacaksa, albüm beklemeye değer” dedim en fazla..

Aralık ayında, ENBE ile çalışacağını, sahneye çıkacağını ve albümlerinde söyleyeceğini duyduk. Yılbaşında Sapanca’da bir mekanda çıkmış söylemiş. “Düğün Şarkıcıları”na katılması ona ne katacak bilmiyorum, ama en azından profesyonel bir çalışmada sesini duyacağız. Sonrasında Aslı Güngör civarı vasat bir seviyede takılıp kalmasından korkarım..

Solo albüm ne olacak, ne zaman olacak hala bekliyorum. Arkasında kim duruyor, duracak, onu da merak ediyorum..

Umarım, sesiyle, karakteriyle, fiziğiyle, tarzıyla bu “kaliteli kumaş” harcanıp gitmez..

Reenkarnasyon*a İnanır Mısınız ?

Sanatçılar

*Ruh göçü; ruhun sürekli olarak tekrar bedenlendiğine inanan spiritüalistlerin bu olaya verdiği ad.

Nereden aklıma düştü bilmem, 1-2 aydır aynı düşünce dönüyor kafamın içinde:                         “Sıla (Gençoğlu) aynı Sezen Aksu gibi değil mi yahu?”

Sezen Aksu çok şükür hala hayatta ama, sanki ruhu göçtü ve Sıla’da canlandı gibi.. (Nasıl mı? Anlatacağım)

Aynı şekilde, Gülşen de sanki Nazan Öncel’i oldu bizim dönemimizin ?

Bir dakika.. Yoksa böyle bir sanatçılar dizisi mi var, ruhları başka sanatçılara göçen? Olabilir!

Önce bir Sezen-Sıla tezimizi açıklayalım, sonrasına bakacağız..

Hem Sezen hem Sıla, ikisi de:

  • Denizli doğlumlular.. aralarında 80km olan iki  farklı ilçeden çıktılar ve her ikisi de önce İzmir’de, sonra İstanbul’da yaşadı..
  • Söz yazıyorlar, ve yazdıkları sözler bence çok benziyor. Dikkat ederseniz, yazdıkları sözler hep gerçekçi, yoğun, kadın ve bireysel sözler. Yazdıklarındaki genel tatlar çok benzer. Sezen’in söz gücü bariz üstün olmakla birlikte, ikilinin birçok eserini eşleştirmek mümkün: Kalbim Ege’de KaldıEgeli Lodos,  Yine mi Güzeliz Yine mi Çiçek-Vur Kadehi Ustam gibi ağır tonda, “yeri geldi mi rakısını da içen Ege kadını” şarkıları da var; erkekleri ve ilişkileri ti’ye alan Onu Alma Beni Al-Vaziyetler ,  Seni Yerler –…Dan Sonra gibi şarkıları da. Liste uzar gider..
  • Bir müzik ekürisini (tercihen erkek) yanlarına alarak ve adeta onlarla “bir” olarak çalışıyorlar, yaratıyorlar.. Sezen’in ilk yıllarındaki Uzay Heparı’sı 😦 , Sıla’nın Ozan Doğulu’suydu belki.. Sezen’in Onno’su :(, Sıla’nın Efe Bahadır’ıydı.. Her ikisinin de müzik hayatından bu adamları çıkarsaydınız, bugün oldukları kişi olamazlardı..
  • Sanatçılar yaratıyorlar. Sezen’in 40 yıllık sanat yaşantısında yoktan var ettiği, albümlerini baştan sona üstlendiği yıldızlar saymakla bitmez; Levent, Aşkın, Sertab.. Sıla da, kendisi daha çok genç ve yolun başında olmasına rağmen, Gökhan Keser’in piyasaya çıkmasına büyük destek oldu. Gökhan da tıpkı Levent/Aşkın/Sertab gibi “mentor”unun bir dönem geri vokalliğini yapmıştı.
  • Her şeyden öte ve hepsinden önce, tarzları benziyor. İkisi de kadınsı, çekici, bunalım, aşık, cesur ve “İzmirli” kadınlar.. Sezen’in hala yaşlanmaması gibi, Sıla’nın da bundan 30 sene sonra hala kendine hayran bırakıyor olacağından eminim..

(Özel hayatlarıyla ilgili bilinen/bilinmeyen benzerlikleri, “özel” oldukları için yazmıyorum. Müzik dışı konular..)

Bu tip reenkarnasyon şüphesi uyandıran bir çok örnek var tabii. Yazının başında da bahsettim ya, Türk Pop’unun “Sokak Kızı”  lakaplı sanatçısı Nazan Öncel, sanki Gülşen’e el vermiş gibi (Gülşen’in ilk klip şarkısı “Be Adam”da sokak kızı olması bir mesaj mıdır, bilinmez). Bu iki hatun da, Türk pop müziğine argo sözleri, sokak ağzını, konuşma dilini sokan, söz ve içerik olarak cüretkâr şarkılara imza attılar : Erkekler de YanarÖnsöz,  Hay HayYatcaz Kalkcaz Ordayım,  Aşkım Baksana Bana-Bi’ Güzellik Yapsana,  Omzumda Ağla-En Şahanesinden..

Gülşen de zaten Nazan Öncel’in işlerini seviyor.. “Of Of”u aldı zirve yaptı, şarkı hit oldu; “Dillere Düşeceğiz Seninle”yi yeniden sevdirdi.. Ruhları benzeyen bir diğer ikili de Nazan Öncel ve Gülşen bana göre..

Daha mı? Listeyi genişletebiliriz.. Birbirine aşırı benzeyen, bariz reenkarnasyonlar da var, hafif andıranlar da, “wannabe”ler de

Erkan Oğur – Erdem Ergün (birer şarkılarını dinleyin, şaşıracaksınız), Zerrin Özer – Işın Karaca (çok benzemiyorlar mı !), Ümit Sayın-Bahadır Tatlıöz (favori benzerliklerimden), Neşe Karaböcek – Göksel, Müslüm Gürses – Selçuk Demirelli (sesler aynı), Burak Kut – Murat Dalkılıç (benzer fonksiyonlar), Çelik- Soner Sarıkabadayı (ilginç yorum tarzı, bestecilik)   vee Tarkan – Murat Boz (bir fırın ekmek derler ya, onu iki yap sen..)

Ben de bi’dahaki hayatımda Mustafa Sandal olmak istiyorum  🙂

İyi ki doğdun Barış Manço Amca ! 02.01.1943 – Yaş 73!

Sanatçılar

Barış Manço, “beni öldüğüm günde değil, doğduğum günde anın” demiş yaşarken..

Biz de onu, isteği üzerine, doğduğu günde analım.. Türkiye’nin bence en büyük sanatçısıydı.. Geçmişinden birçok detay verilebilir ama ben burada bir tek soruya yer vermek isterim:

Şu an Türkiye’de, onun kariyerinde, onun seviyesinde olup da, TRT’de (veya başka bir kanalda) çocuklara özel bir sabah programı yapabilecek kaç sanatçı var?

“Yaparım” diyen, kimbilir nasıl maddi koşullar ister?

Hangisi onun kadar içten, kalpten yapabilir?

İşte Barış Amca’nın farkı buydu.. 5 yaşında bir çocuk için bile dünyaları ifade ediyordu; Süper Babanne’ydi, Arkadaşım Eşek’ti, A de bakiyim AYI’ydı..

Allah rahmet eylesin..

İlkokul 5.sınıfta, sınıf arkadaşlarımla sahnelemek için neredeyse 1 yıl boyunca çalıştığımız şu şarkısı/klibiyle noktalayalım.. Ve, kesinlikle ayrı bir Manço başlığı atacağımızın sözünü verelim..

NOT: şarkı bir deyim/atasözü/alıntı sözlüğü olarak tasarlanmış.. yaklaşık 10-15 tane “gömülü” söz var. (eline, beline, diline sahip olmak.. Sabrın sonu selamet.. vs) Burada da eğitime devam ediyor yani Barış Amcamız.. Güzel adam…

Kategorik Puanlama Yöntemiyle En iyi Sanatçıyı Bulmak :)

Sanatçılar

Bu hep sorulur, tartışılır, müzikle haşır neşir arkadaş ortamında geyiği yapılır hep;

“en iyi sanatçı kim?”

 

Ben de kendi fikirlerimi sizinle paylaşmak istedim, ama değişik bir yöntemle 🙂

Burada soruyu sorarken detaycı ve belirgin olmak lazım: filtrelerimiz nelerdir?

– En iyi “popçu” demiyoruz. Birçok tarzdan sanatçı dahil olacak puanlamaya..

– En iyi “müzisyen” demiyoruz. Daha komplike bir kategorizasyon var.

– Sanatçıların dönem dönem iniş ve çıkışları olabilir, her kategoride.. Ben bu puanlamada bütünsel yaklaşmaya çalıştım..

– “Gelmiş geçmiş en iyi” demiyoruz, yalnızca hayatta olan sanatçıları konuşuyoruz. (zaten aksi taktirde konuşmaya gerek olmazdı; “tabii ki Barış Manço !” der geçerdik..) -metnin kaleme alındığı tarihten sonra hayatını kaybeden sanatçıları listeden çıkarmadım-

– Yalnızca yerli sanatçıları dahil ediyoruz ve kadın erkek ayrımı yok.

– Gruplar dahil değil, ama gruplardan bireyler dahil tabii..

– “Müzikle uğraşan sanatçılar”ı konuşuyoruz (doğal olarak)

– Oylamaya dahil olan sanatçılar tamamen benim şahsi seçimime bağlıdır. Ben müzik otoritesi değilim tabii, eğleniyoruz burada 🙂

Filtelerimizi belirledikten sonra kategorilerimizi sıralayalım:

– İcra Yeteneği/Ses: Sanatçının sesini  kullanma yeteneği. Sanatçının en temel ve teknik yeteneği. Enstruman kabiliyeti bu kategoride önemli değil. Ayrıca kritik bir not düşelim: albümde herkes iyi söylüyor (sanıyorsunuz), ama biz gerçekten iyi sesi anlarız 🙂

– Üretkenlik/Besteci Kimlik: İyi sanatçı dediğimiz üretmeli. Yalnızca icra etmek tabii ki yeterli olmuyor. İyi sanatçı hislerini kağıda ve notaya dökebilmeli, kendi bestelerini sesiyle anlatmalı. Biz bu puanlamaya, yalnızca söz yazan veya yalnızca beste yapan, kısacası icrası olmayan sanatçıları dahil etmedik. Ancak, üretkenliği de önemli bir kategori olarak, puanlama kritelerimize dahil ettik. Kendi şarkılarıyla sevilen sanatçılar burada yüksek puan alacak.

– Enstruman/Nota Bilgisi: Ses ve yaratıcılık kadar önemli bir özellik de, nota bilmek ve enstruman çalabilmek. Müziğin iyi bir öğrencisi olan sanatçı, hem daha yaratıcı olur (aranje yeteneği de oylamaya dahil), hem de daha iyi icra eder bence. Okuma-yazma bilmeden konuşmak gibi bir şey, nota bilmeden şarkı söylemek.. Herkes eline saz alıp kapak fotoğrafı çektirmek zorunda değil tabii.. Çoğu popüler sanatçı, enstruman çaldığı halde sahneye enstrumanla çıkmıyor, veya enstruman çalan biri olarak lanse edilmiyor (imaj gereği). Herkes Teoman değil; Tarkan gitar çalamıyor mu sanıyorsunuz 🙂

– Görsellik: Radyo’lu yıllarda yaşamadığımız bir gerçek. Artık her şey görselliğe dayalı ve şüphesiz, “müzik, görsel bir sanat dalı” artık. Sanatçının CD’den TV’ye yansıyan görüntüsü ve sosyal duruşu da çok önemli. (Ben zaten şahsen hayatımın hiçbir döneminde “nefret ediyorum ama şarkıları çok güzel” diyen biri olmadım.) Oylamaya giren sanatçımızın, kadın-erkek ayrımı olmadan göze hoş gelmesi, sempatik olması, sahnede iyi performans sergilemesi (Bkz: “Ay Kenan’ın sahnesi manyak güzeeelll !”) bu kategoride çok önemli.

Evet, kategorilerimiz de sıralandığına göre, artık 120 kişilik sanatçı havuzumuzu yaratabiliriz.. Ben Havuza şu sanatçıları aldım:

Alfabetik sıralanmıştır

Alfabetik sıralanmıştır. Azami müzik türünü, farklı dönemleri ve dinleyici kitlelerini de kapsayacak şekilde ve albüm satışları da baz alınarak oluşturulmuştur.

Sanatçı havuzunun herkesi memnun etmesi mümkün değil tabii, ama ben elimden geleni yaptım 🙂

İsterseniz Musikhi İşler Müdürlüğümüz’ün oylama sonuçlarını açıklayalım. Her kategoriyi 10 üzerinden puanladık, toplamda 40 puana en çok yaklaşan kazanır 🙂 İşte benim sıralamam ! :

top 30

30-60

60-90

90-120

Evet.. böylece listemizi tamamlamış olduk.

Her kategoriden tam puan alan Kenan Doğulu, bana göre Türkiye’nin yaşayan en iyi sanatçısı..

Gerçekten çok güçlü bir sesi ve yorumu var. Babadan müzisyen. Hep genç, hep enerjik. Çok seviliyor; mükemmel bir sanatçı imajı var. Çocukluğundan beri müzik yapıyor ve yaptığı her albüm ağırlıklı olarak kendi söz ve müziklerinden oluşuyor. Bir çok hit yarattı Türk müziği için. Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi şarkısı seçilen “Tutamıyorum Zamanı” ona ait.  Konserleri hep full çekiyor ve gerçekten Türkiye’nin en az kötü yorum alan işlerini o yaptı. Her şey bu kadar kusursuzken, bir de “Unutursam Fısılda” filminin bütün müziklerini yaparak (çok da iyi yaparak) oyununu ulaşılmaz bir noktaya taşıdı.. Bence benim birincim, birinciliği hak etti..

2.sıradan, belki 30.sıraya kadar olan isimler sıralama olarak tartışılabilir.. Mükemmel sesler ve besteciler, benim kriterlerimin bazılarında ufak tefek puanlar kaybettiler ve alt sıralara sürüklendiler.. Yapacak bir şey yok 🙂

Sezen, mükemmel bir ses, ama Özer Arkhun’dan aldığı çello derslerinde ilerleyene kadar biraz puan kırmak zorundaydım.
Tarkan tartışmasız çok iyi, ama kariyerinde Sezen-Nazan ikilisinin (bir de Ümit Sayın) şarkı desteğinin çok büyük payı var (Bir kenan değil 🙂 )
Bahanelerim bu şekilde 🙂

Detaylı olarak inceleyip, tekrar tekrar kontrol edip puanlamaları gözden geçirsek, belki ufak tefek değişiklikler olabilir, ancak bence birinci değişmez (sonuncular da değişmez sanki ? 🙂 )

Tekrar söylemekte fayda var; bu liste benim listem, benim görüşlerim, gözlemlerim ve benim kriterlerim en önemlisi.. Sizin görüşleriniz farklıysa ve yorum yapmak isterseniz, memnuniyetle okurum.

Sevgiler..

545347641f4c30ce035125d9

Babalar ve Oğulları : Şenlendirici & Gözetlik

Sanatçılar

Müzikte yetenek monarşisi diye bir şey var; babadan oğula geçiyor bazen yetenekler..

Dünya’da örneği çok; Julio – Enrique Iglesias’lar gibi iyi bilinenler de var, Bob- Jakob Dylan’lar gibi daha az bilinenler de.. saymakla bitmez (bitebilir)

Bizde de ilk akla gelen Yurdaer-Kenan(+Ozan) Doğulu olurdu herhalde ? Oğlunun çok başarılı olduğunu söyleyemeyiz ama, Erol Evgin de bir müzisyenin babası.. Kısacası bizde de örneği çok..

Tüm bu akla kolay gelir örnekler bir yana, benim en sevdiğim müzisyen baba oğul”lar” Bergama’dan !

Hüsnü-Ergün Şenlendirici ve Altan-Hasan Gözetlik

Herkesin artık gayet iyi tanıdığı, hakkında kesinlikle ayrı bir başlık açacağım Hüsnü Şenlendirici’nin oğlu Ergün, -benim takip ettiğim kadarıyla son iki yıldır- ciddi işler yapıyor klarnetiyle.  Mehmet Erdem gibi ciddi müzik adamlarından birinin daimi müzisyeni olmasının yanı sıra, Cafer Nazlıbaş, Ekrem Düzgünoğlu, Ludovico Einaudi, Mercan Dede gibi sanatçılarla çalışma fırsatı yakaladı. Babasının çocukluk hayali “Kibariye’ye çalmak”tı, 10-12 yaşlarında hayalini gerçekleştirmişti.. Ergün’e babasının mutlaka desteği vardır, ama bence O, torpilli bir çocuk değil. Tekniğinde babasını andıran tınılar sezilse de, kendinden bir şeyler kattığı her yeni doğaç’ında belli oluyor.

Benim en sevdiğim hareketlerinden biri, aşağıdaki akustik yorumun 02:07’sinde başlayan solosu.. Hüsnü’nün “fark yaratan” çıkışları, aykırılıkları ve inişleri, oğlunda da var.  İnşallah hep gelişir ve yolu açık olur..

Hüsnü Şenlendirici’nin “manevi babam” dediği Altan Gözetlik’i çoğu kişi bilmez. Kendisi de Hüsnü gibi Bergamalı ve klarnet virtüözü.

(Bu arada Hüsnü Şenlendirici’nin rahmetli babası Ergün Şenlendirici de klarnet virtüözüydü.. nasıl bir aile.. !)

Neyse.. Altan Gözetlik’in, rakısını içmiş, biber kızartmasını yarım bırakmış ve sigarasını yakmış ( 🙂 ) haliyle attığı taksimi paylaşayım, fikir vermesi açısından..

Oğlu Hasan ise, bir çok nefesli çalgıyı iyi icra etmesine rağmen bence kendini en iyi trombon ile ifade ediyor. O trombon yok mu o trombon.. Batının orkestra çalgısını alaturka kullanabilmenin şaşırtıcı büyüsü işte.. ne diyelim.. Müziğe kemanla başlamasına rağmen, bas trombonda ustalaşmış dehşet yetenekli bir adam. Bu enstrumanla solo atabilmek, alaturka solo atabilmek, benim bildiğim kadarıyla “kamyonla ara sokaklarda geri geri gitmek” gibi bir şey..

Hasan da Ergün gibi Mehmet Erdem orkestrasında. Bunun yanında Volkan Konak, Hüsnü, Candan Erçetin gibi ustalarla çalıyor..

Ben iki video paylaşıyorum.. Biri Hasan’ın Hüsnü’ye trombonla eşlik (bize de işkence) edişi.. Gerçi ilk 5-6 dakika Hüsnü’nün yaptığı da ayıp 🙂

Diğeri de trompetle Mehmet Erdem’in akustik kaydında attığı solo (02:35)

O kısa kalın kollarla trombonun kulisini nasıl idare ediyor diye düşünüyorum her defasında..  (Arkada İlter Kurcala’nın pis sırıtışları 🙂 )

Umarım iki genç yeteneği de ömrümüz yettiğince dinler, daha iyi yerlerde görürüz..

Çok önemli not: Benim de bütün yeteneğim babamdan gelir ! (Bkz: Kabataş Erkek Lisesi Korosu 1970-1980 kayıtları : Dağlar bomboş orman bomboş)

🙂