Akustik Sezonu Açılmıştır ! :)

Genel, Mustafa

15 Mayıs 2016 Pazar günü, Erekli&Tunç Stüdyosu’nda akustik kayıt yaptık.

Çok değerli müzisyen kardeşim Onur Yılmaz Köse ile, yıllardır bestelediğimiz şarkılarımızın arasından sevdiğimiz birkaç tanesini seçtik, birer tane de cover ekledik repertuvarımıza.

Günhan Özmen, Özgür Bayer, Oğuz Aktaş ve Semih Burcu da enstrumanlarıyla bize katılınca, beklentilerimin çok üzerinde, çok keyifli bir hücum kayıt çıktı ortaya.

Çaldığımız bu 8 şarkıyla ilgili değişik planlarımız var tabi, ama cover’larımızdan birini şimdiden paylaşmak istedim.

İlk dinleyenler de Musikhi İşler dinleyicileri (güncel sayıları 4 veya 5) olsun diye düşündüm.

Umarım bu provasız hücum kayıt hoşunuza gider 🙂

Sevgiler,
Hündür

Reklamlar

Bestelenişinin 5.Yılında “Bencil”i Anmak Ve Anlamak :)

Mustafa

2015 Şubat.. Bencil’i besteleyeli  5 yıl olmuş.. Zaman gerçekten hızlı ilerliyor..

Ben popstar değilim; sanatçı bile sayılmam aslında. Ama bir zamanlar, bu işlere biraz daha fazla ilgiliyken, ve beste yapmak biraz daha “olağan” iken, “Bencil” diye bir şarkı yapmıştım.  2005 yılından beri besteler yapıp kaydediyordum arkadaşlarımla. Hepsi farklı hikayeler anlatan, farklı tarzlarda şarkılardı.

Ama Bencil, içlerinde benim için en özel olan, en çok sevdiğim, en içime sinendi. 2010 yılından bu yana, arkadaşlar arasında sevildi, dinlenildi. Küçük arkadaş çevremizin hit şarkısı oldu, ben de albümsüz afişsiz bir sanatçı oldum. Her şey son derece mütevazi yani   🙂

Bu yıl dedim ki, hazır böyle bir blog’a da başlamışken, hayranlarıma Bencil’i anlatayım. Ben nasıl yazdım besteledim, size nasıl ulaştı, her şeyi açıklıyorum   🙂

Beste yapmak için, bestenizin söz konusu her neyse, beyninizde ve kalbinizde “kanun çıkarıp onaylatabilecek çoğunluğa sahip olmalı”. Bu bir aşk da olabilir, bir arkadaş da olabilir, politik bir konu da olabilir, her şey olabilir… Önemli olan, onun içinizde baskın çıkması. Yemek yerken ağzınıza onun tadının gelmesi… Yukarıda “beste yapmak biraz daha olağan iken” diye geçmiş zamanlardan behsetmemin nedeni buydu.

2010 yılının ilk ayında, benim beynim ve kalbim de aynen böyle işgal altındaydı. Nasıl ve neden ortaya çıktığı, nasıl ve neden kaybedildiği halen belli olmayan bir hikayem vardı ve akıl sağlığımı korumak için, bir şeyleri yazmak ve müziğe çevirmek zorundaydım. Ben de Bencil’i yaptım.

Besteye başlamak için herkes farklı şeylere ihtiyaç duyar. Kimi bir iki notayı yan yana getirir, kimi bir iki sözü,  kimi  olduğu gibi anlatmaya başlar hikayesini.. Ben şöyle başladım “Bence benden başkasıyla mutlu olamazsın” (Ne kadar bencilce bir düşünce değil mi?) . Bu cümle ortaya çıktıktan sonra, benim için şarkının müziği, temposu, tonu, akışı, her şeyi belliydi artık.

Beste “yapmak zorunda olduğunuzda”, ve ana cümleniz de içinize düştüğünde, yanınızda ses kaydedebileceğiz bir cihaz olsa iyi olur. Çünkü o his ve o ana cümle, ilgili notaları ve cümleleri ve sözcükleri dev bir mıknatıs gibi uzak mesafelerden kendine doğru çekmeye başlar.  Fincanınızdaki Türk kahvesini bitirince, “telveli göz”  gelir yapışır mıknatısa mesela; malum cümleyi yazarsınız..

Sonra, evinizdeki köşenize gidersiniz, karşınıza bir fotoğraf açarsınız, o fotoğrafın önüne bir kadeh, onun önüne de bir kayıt cihazı..  Eğer hazırsanız, şöyle bir şey çıkar gecenin sonunda..


Beğenmeyip silersiniz, bir daha, bir daha çalarsınız. Artık başka müzik duayamaz, başka cümle kuramaz hale gelisiniz. Zaten başka bir kişiyi de düşünemiyorsunuzdur ya, neyse.  Eğer hazırsanız, arayacağınız adam bellidir: Faruk Toksöz !

Faruk, benim çok eski arkadaşım, dostum. Beraber canlı müzik yaptık, müzik konuştuk, aşk konuştuk.. Bana çok şey öğreten, çok değerli bir adamdır. Bencil dahil, tüm bestelerimde emeği vardır.  Ona bir besteyle gidersiniz ve dersiniz ki : “Abi böyle bir şey var, hazır değil ama sen bir bakarsan…” . O bir kere dinler. Kafasında notunu verir. Beğendiyse, bitmiş halini de kafasında canlandırır.  Müthiş adamdır. “Bize gel” der, “bakarız”.. Onun “köşesine” gidersiniz bu sefer; biraz sohbet, biraz müzik, akşam evden ayrılırken cebinizde şöyle bir kayıt vardır

Farukla birlikte, Onur Yüksekol ve Altuğ Özbay’a da teşekkür etmek gerek. Her bestede, onlar da hevesle gelirler stüdyoya, ilk hücüm kayıda. Herkes müziğini ortaya koyar. “Burasını böyle çalalım abi” der Onur, “Dur bak bişey yapıcam şahane olacak” der Altuğ abim. Faruk, her şeyin ana resme uygun olduğundan emin olur. Dünyanın en zevkli 2 saatidir o hücüm kayıt.

Şarkının son hali içimize sinince, aynı ekip kanal kayıta gireriz. Stüdyo FM’de Murat abi bekler bizi. Hem kayıt yapar, hem besteyi geliştirir, hem yeni bir şeyler öğretir. Bir gün, 9-10 saat kalırsın o stüdyoda ve çıkmak da istemezsin. Heyecanın yükseldikçe yükselir. Temelden yükselişini izlediğin bina gibi, büyümesini izlediğin bir bebek gibi gelişir şarkı.  Murat Abi’nin son mixlerinden sonra, sonuç şudur:


Şarkıyı bitirmek, besteleyeni kurtarıyor bence. Şarkın, muhattabına ulaşmamış olabilir. “senden başkasıyla mutlu olabilir” senin inandığının aksine.  Hatta her şey daha da kötüye gidebilir. Önemli değil. Sen hissettin, doldun ve yazdın.. O yeter.. Yetmeli.. Ben hep öyle düşündüm. Her şey bitiyor, eskiyor, unutuluyor, ama şarkın seninle, arkadaşlarınla kalıyor.

Geride kalan beş yıl boyunca benimle birlikte Bencil’i dinleyen, “Abi Bencil dinliyoruz” diye beni arayan, şarkıyı benimle birlikte yaratan, kaydeden, beğenen herkese teşekkürler.

BENCİL

Bir kaza oldu da gördüm telveli gözlerini

Nereden bilebilirdim sevgilin olduğunu.

Ama çok fark etmez; kalbim ağlar yine pes etmez

Ama çok fark etmez; kalp bu ağlar.

 

Benden başkasıyla mutlu olamayacağına inanan

Bencil ve uslanmaz/hayalperest bir kalbim var anlayacağın

Gözlerindeki muhtemel değerimi bile hiçe sayan

Yersiz ve anlamsız bir adım atmaya çalışan.

Ne Zaman Başladım ?

Mustafa

Ben müziğe ne zaman başladım ? Müziğe başlamak ne demektir?

Eğer müzik “dinlemeye” başlamaktan bahsediyorsak, şüphesiz dinlediğim ilk (ve en güzel icra edilmiş) müzik annemin ninnileriydi (makamlı dandini dastana). Kulağımın akordunu ilk kez o sese göre yapmıştım.

Profesyonel yapılmış bir işi dinlemekse müziğe başlamak, kendi paramla (sanki banka hesabım varmış) satın aldığım ilk albüm olan “Med Cezir”i dinlediğim 93’e gitmek gerekir. O albümü baştan sona dinlediğimde 8 yaşındaydım ve müziğin bende standart bir etkisi olmayacağını anlamıştım.. (Bu albüm ayrıca bir başlık olarak ele alınır, net)

Bir şeyler çalmak, şarkı söylemek ve icra etmekse müziğe başlamak, o halde klavye dersleri aldığım 94 senesine veya Cuma günleri “tahtaya kalkıp” dönemin popüler şarkılarını seslendirdiğim (Tarkan/Kış Güneşi’ni istek yaparlardı) 95 senesine falan gider bu iş..

O yüzden, gelin biz en doğru tarihe, doğduğum tarihe gidelim. 5 Temmuz 1985..

Çünkü insan müziği doğduğu andan itibaren duymaya ve icra etmeye başlar. Kimi bunun farkına varır bir süre sonra, kimi ömrü boyunca farkına varamadan yaşar. Herkes müziği duyar, herkes icra eder; istisnasız..

İnanmayan, göğsünün ortasındaki Metronom’u dinlesin ! Yıllardır orada, tempo tutuyor  🙂