“GERİ’DEN GELENLER”

Genel

Geri vokaller *, en sevdiğimiz yemeklerin baharatları gibiler. Bir şarkıyı dinlerken ilk dikkatimizi çeken tat olmasalar da, aslında oradalar ve onlar olmadan şarkılar bambaşka -genellikle yavan- bir tada dönüşebilir.

*Şarkıda ana vokalisti uyumlu bir şekilde destekleyen, eşlik eden veya güçlendiren ikinci vokalist.

Yerli ve yabancı bir çok şarkı dikkatimizi çeken/çekmeyen geri vokallerle dolu. Geri vokalistlerin bir kısmı, kendi albümleri de olan demlenmiş ve ünlü müzisyenler. Bazı vokalistler bu işi bir meslek olarak yaparak, ünlü olmadan veya albüm çıkarmadan sanat hayatına devam ediyor. Bir kısmı ise kariyerlerini bir üst seviyeye çıkarıp -her zaman olmasa da genellikle geri vokalliğini yaptıkları sanatçı tarafından da desteklenerek – kendi albümlerini yapıyorlar. Bu yazıda filtrelerimizi bu kariyer geçişlerini bulmak için ayarladık;

“Yerli, 1990-2010 arasında, geri vokal yaptığında ünlü olmayan, sonradan ünlü olan sanatçılar”

Bakalım Geri’lerden gelip ünlü olan kimler var ..

Sanıyorum listeye Sezen Aksu vokalistlerinden başlamazsak ayıp olur. “Minik Serçe” için onlarca sıfat kullanılabilir; bunlardan birisi de “vokalist fabrikası” olabilir kanımca. Sezen Aksu, 90’larda -ve bugün- hayran olduğumuz birçok sesin albüm yapmasında, ünlü olmasında, sektöre atılmasında pay sahibi. Saymakla bitmeyen bir “geri’den gelenler” listesi, onun fabrikasından çıktı. Sertab Erener, Levent Yüksel, Aşkın Nur Yengi, Seden Gürel, Yıldız Tilbe, Harun Kolçak, Ercüment Vural, Hande Yener gibi isimler Sezen Aksu’ya geri vokallik yaptı, onun besteleriyle albüm yaptı ve kariyerini bir üst seviyeye taşıdı.

Daire içinde gördüğümüz hanımefendinin adı : Makbule Hande Özyener. Siz onu Hande Yener olarak tanıyorsunuz 🙂

Sezen Aksu’nun 1991 yılında çıkardığı “Gülümse” albümü tam bir geri vokal hazinesiydi. O albümde Sezen’e eşlik eden 3 vokal 90’lı yıllarda albüm sahibi oldu. Sertab Erener 1992’de ilk albümü “Sakin Ol”u; Seden Gürel 1992’de ilk albümü “Bir Yudum Sevgi”yi; Levent Yüksel 1993’te ilk albümü “Med Cezir”i piyasaya sürdü.

“Gülümse” (1991) albümünden tanıdık birkaç ses paylaşalım ve devam edelim. Albümün 7. şarkısı “Her Şeyi Yak” ın başında (00:00-00:18) ve sonunda (03:00 – ) yer alan koro geri vokaller, Levent Yüksel, Sertab Erener ve Seden Gürel’den oluşuyor. Yazının başında yaptığım “baharat” benzetmesini anlamlı hale getiriyor değil mi ? Dinleyelim..

Bu Blog’un içinde bolca Sezen Aksu, Levent Yüksel ve 90’lar Türkçe Pop Müziği referanslı veya başlıklı yazı bulabilirsiniz. Merak edenler, bu yazıdan sonra diğer başlıklara da atlayabilir 😉

https://musikhi.wordpress.com/

Musti Etkisi !

1989’da Amerika’dan dönen genç Mustafa Sandal, ilk albümü “Şuç Bende”yi çıkardığı 1994 yılına kadar birçok beste yaptı. Bu bestelerin bazılarında geri vokal olarak da onu dinledik; dinlediğimiz bu genç adamın birkaç sene sonra Türk Pop’unda fenomenliğe giden bir yola çıkacağını bilmeden. “Geri vokal” ve “Mustafa Sandal” diyince herkesin aklına ilk olarak Reyhan Karaca’nın seslendirdiği “Sevdik Sevdalandık” (1997) şarkısına yaptığı efsane geri vokal veya Sibel Alaş’a verdiği “Adam” bestesindeki ikonik geri vokal gelir. Ama ben sizi biraz daha gerilere götüreceğim. Ne demiştik? Ünlü olmadan önceki vokaller filtremizde!

Yonca Evcimik’in 1992’de piyasaya çıkan ilk albümü “Kendine Gel”, Mustafa Sandal vokalli bir Mustafa Sandal şarkısını da barındırıyordu: “Haberin Olsun”. Hatta Musti bu şarkının klibinde bile oynadı! Haydi dinleyelim; şarkı “ben bir Mustafa Sandal bestesiyim!” diye bağırmıyor mu gerçekten ?

Bu arada, Yonca Evcimik’in “Bandıra Bandıra” şarkısı da Mustafa Sandal bestesidir. Biliyor muydunuz ? 🙂

Musti’nin “Suç Bende” öncesi etkileri bununla da sınırlı değil. 1993’te beşinci albümü “Amma Velakin”i piyasa süren Hakan Peker de bir Mustafa Sandal bestesi ve geri vokali ile karşımıza çıktı. Albüme adını veren A-1 parçası “Amma Velakin”in söz ve müziği Mustafa Sandal’a ait. Şarkıdaki geri vokalleri de gerçekten farklı bir karakter katıyor. Dinleyelim derseniz :

Dans edemez ama idolümdür

90’ların Ortaları..

Yıl 1995.. Deniz Seki henüz ilk albümü “Hiç Kimse Değilim”i (1997) çıkarmamıştı. Ama biz onun sesini süreli duyuyorduk. Nasıl mı ? 95 yılının yaz aylarını ve hatta tamamını domine eden Ege’nin “Delice Bir Sevda” şarkısında! ” 95 yazının başında piyasaya çıkardığı “Senden Uzak” albümünün ikinci şarkısı “Delice Bir Sevda”da Ege, geri vokalleri Deniz Seki’ye emanet etmişti. İnanmayanlar klibin 01:57’sine gidip yakından da bakabilir 🙂

90’ların ortasında Türk Rock müziği gelişmeye başlamıştı (Bu “genre” ve sanatçıları ayrı bir yazı olur, güzel de olur). Bugün hala aktif müzik hayatı devam eden Türkçe Rock yapan isimlerin çoğu bu dönemde, hatta ilginç şekilde 1996’da, ilk albümlerini yaptılar ; Teoman, Özlem Tekin, Şebnem Ferah, Mor ve Ötesi , Kargo..

1996 yılında ilk albümlerini çıkaran Teoman ve Özlem Tekin, Teoman’ın kendi adını taşıyan albümündeki “Papatya” şarkısında bir araya geldi. Bu şarkıdaki geri vokaller Özlem Tekin’e aittir. O kadar belirgin ve akılda kalıcı bir imzası var ki, albüm kartonetinde şarkı sözü olarak “ooouuuuvvaaaauuuaa” yazmasını bekliyorsunuz! (Yazmıyor.. ) Dinleyelim ve devam edelim:

2000’ler ve Final

2000’li yıllar teknolojinin ve dolayısıyla teknoloji ürünü efektlerin müziğe iyiden iyiye ağırlığını koyduğu yıllar oldu. Şarkılar daha fazla ses/kanal/ekipman barındırabilmeye başladı ve bu, vokallerin şarkılardaki ağırlıklarının azalmasına yol açtı. Vokal sesini destekleyen hatta zenginleştiren gereçler sayesinde, “analog” geri vokaller önemini ve yoğunluğunu yitirmeye başladı. Teknoloji ile, yaptıkları işin kalitesini arttıran sanatçılar olmadı mı ? Tabi ki oldu, ama Türk popunun en iyi birkaç albümünü ve şarkısını olduğu gibi, en kötü birkaç albümünü ve şarkısını da ne yazık ki bu dönemde dinledik.

2000’li yıllar daha çok, 90’ların geri vokallerinin kendi albümleriyle yükselip, kopup gittiği yıllar oldu. Yukarıda saydığımız isimler haricinde; Gülşen, Bengü, Tuğba Özerk, Işın Karaca gibi isimler de bu listeye eklenebilir.

Ama yine de filtremize takılan bikaç özel sanatçı var ki, onlar 2000’lerde meşhur olmadan önce başka albümlerde geri vokallerde kulağımıza misafir olmuşlardı. Bunlardan en ilginci, bir dönem Tarkan’ın da geri vokalliğini yapan Murat Boz’un, 2006’da ilk albümünü çıkarmadan bir yıl önce, “Hepsi” grubunun “Yalan” (“Bir” – 2005) şarkısında boy göstermesi oldu bence. “Nasıl ya? Öyle birşey mi var?” diyenler aşağıdaki şarkı/vidyo’nun 02:50’sine gidebilir. Klipteki abimiz Murat Boz değil, ama ses Murat Boz 🙂

2000’ler bölümünün giriş paragrafında, bu 10 yılın, tarihteki en iyi albümlerden bazılarına sahne olduğunu söylemiştim. Kenan Doğulu’nun 2006’da çıkardığı “Festival” albümü de bunlardan biri; komple bir albüm, skip’siz bir albüm. Albümün 10.şarkısı “Yüzsüz Yürek”te ise, yeni bir geri vokalistin sesi dikkat çekiyor: Sıla Gençoğlu ! Sıla, ilk 2007’deki albümünden önce besteler yapıyor ve geri vokal olarak da Kenan Doğulu orkestrasında yer alıyordu. “Yüzsük Yürek” şarkısında onun sesini duyduk ve o yıllardan itibaren de duymaya hep devam ettik. Ben de duymak istiyorum diyenler için şarkı aşağıda: “… ama nerde bende o yüzsüz yürek..” kısmını dikkatli dinleyiniz 🙂

Meraklısına..

Ben bu yazıyı yazmayı yaklaşık 6-7 aydır planlıyordum. Bu süre zarfında, aklıma geldikçe, tüm belirgin geri vokalleri not aldım, dinledim, ayrdım. Hepsi “geri’den gelen” geri vokalistler tarafından icra edilmese de, cebimde baya bir geri vokal örneği birikti. Geri vokal yaptığı proje sırasında, zaten ünlü olan sanatçılardan, güzel örnekleri de sizin için burada sıralıyorum:

  1. Ajda Pekkan – Eğlen Güzelim : Geri vokalde Fatih Erkoç (şarkı sonunlarında)
  2. Mirkelam – Her Gece : Geri vokalde Tarkan (nağmeli bölüm)
  3. Levent Yüksel – Yeter Ki Onursuz Olmasın Aşk : Geri vokalde Sezen Aksu (şarkı sonlarında.. efsane)
  4. Asya – Beni Aldattın : Geri vokallerde Mustafa Sandal (beste de onun)
  5. Sertab Erener – Sevdam Ağlıyor: Geri vokallerde Levent Yüksel
Yazı uzun sürdü, gözlerim kapanıyor uykusuzluktan 🙂

“ALBÜM DOĞURAN BESTECİLER”İN EN GARİBİ: SONER SARIKABADAYI

Genel, Sanatçılar, Şarkılar

Siz de benim gibi albüm kartonetlerini okuyan biriyseniz, mutlaka şarkıların söz ve müzikleri kime ait bakar ve hatırlarsınız.

Bazı sanatçılar vardır, albümleri %90 ve üzeri oranda kendi söz ve müziklerinden oluşur. Bazıları vardır, her albümlerinde beste toplarlar; üreten değil, seslendiren sanatçılardır onlar.

Bazı albümlerde de, bir bestecinin çok yoğun etkisinin olduğunu görürsünüz. Albümün çoğu şarkısını veya en kilit şarkılarını aynı kişi bestelemiştir. Ben bunlara “Albüm Doğuran Besteciler” diyorum.

Tabi aklımıza ilk olarak Sezen Aksu geliyor. O, Türk Pop’unun, hatta Türk müziğinin Ana’sı sayılır artık. Saymakla bitirilemeyecek kadar fazla albümü neredeyse tek başına besteleriyle doldurmuştur, bir o kadarının da en kilit şarkısı O’na aittir. En belirgin izleri de herhalde,  hem vokalistleri hem de bir nevi çocukları olarak kabul edebileceğimiz Levent Yüksel, Sertab Erener, Aşkın Nur Yengi ve Tarkan gibi popçuların albümlerinde bırakmıştır . (Bir örnek için bkz: Levent Yüksel Med Cezir albümü incelemesi… https://musikhi.wordpress.com/2016/01/02/musikhiden-1-yildonumu-hediyesi-med-cezir/ )

 

Ben bugün sizi, çok bariz ve bilinen “Albüm Doğuranlar”dan uzaklaştırıp, biraz daha beklenmedik bir isme götüreceğim. Soner Sarıkabadayı ! (ne alaka demeyin)

Soner Sarıkabadayı, çoğumuzun hayatına 2009 yılındaki “Buz” teklisi ile girmiştir. Aslında, “girebilmiştir” demek lazım çünkü, 2001 yılında yaptığı (başlık resminde de sağ tarafta kapak resmini alıntıladığım) “Kara” albümü ile kimsenin hayatına girmesi mümkün falan değildi. Müzikler, sözler, enstrümanlar, imaj vs, her yerinden dökülen bir albümdü. Bay Müzik Yapım şirketinin belki de tarihindeki en kötü albümdü.. Soner Sarıkabadayı, sözleri müzikleri kendi yapıyordu, eşlik eden müzisyenler de iyiydi, ama tutan bir iş olmamıştı. Çakıldı albüm. (Mp3-WinAmp yılları, paramız yok CD alamıyoruz, alsak da CD çalarımız yok, internet kısıtlı falan, iki üç şarkısını indirip dinledikten sonra  kulaklıkları fırlatmıştım. Buraya link falan da koymuyorum, kendinizden nefret ettiğiniz bir gün açıp, albüme adını veren “Kara” şarkısını dinleyin (ve izleyin). Beni anlarsınız.)

Soner Sarıkabadayı 2001 yılındaki o albümden sonra kayboldu. Neredeyse hiç popüler iş yapmadı. Bir iki önemsiz, ilgi çekmeyen bestesi vardır o dönemde. Yaptığı en popüler iş, Demet Akalın’a verdiği “Mantık Evliliği” (Kusursuz 19 – 2006) bestesi olabilir.

Neyse.. Aradan yıllar geçti.. Bu arkadaşımız 2009 yılında müthiş bir tekli yaptı.  Bu arada kafayı kazıttı (veya peruğu çıkardı, bilmiyorum), sakal bıraktı, iyi bir imaj yaptı. Kimse onun 2001’deki garip tipli, yanık sesli, Kahramanmaraşlı adam olduğunu hatırlamadı bile. Şarkısı da çok iyiydi ve bir anda patladı. Şarkıları her yerde çalınıyordu, ödüller alıyordu.. “Tekli” formatı 70’lerden sonra Türk popuna yeniden hakim olmuştu. Artık 10 şarkılık album kasmıyordu kimse. O kadar masraf ve çaba saçmaydı. CD’si zamanın parasıyla 2TL falandı, her yerde zarf içinde raflara çıktı. O dönem son CD’lerin dönemindeydik, dijital henüz büyümemişti. Doğan Müzik ve Dokuz Sekiz yapım şirketleri ihya oldu. “Buz” (2009) teklisini “Sadem” (2010) takip etti, sonra “Pas” (2010) falan derken, biz adamın sesine ve tipine alıştık. İki senede bir çıkarması gereken 3 tekliyi ard arda 20-30 ay içinde patlatıvermişti.

Her şey çok güzeldi ama çoğumuz fark etmeden, bir şey daha yapıyordu Soner Sarıkabadayı. “Albümler Doğuruyordu”.

2008-2010 arasında kendi teklilerini yaparken, bir yandan da kendi saadet zincirini oluşturdu; Murat Boz, Murat Dalkılıç, Berkay ve Sertap Erener… Bu 4’lünün 2008-2010 yılları arasındaki en hit şarkılarını yazdı ve besteledi. Hatta, Murat B – Murat D – Berkay üçlüsünü, verdiği bestelerle resmen piyasaya çıkardı ve yerlerini yaptı.

Biraz örnek verelim mi ? Peki, önden hanımlar:

Sertab Erener – Açık Adres “Rengârenk (2010)”

Sertab Erener – Koparılan Çiçekler (Çıkış Şarkısı) “Rengârenk (2010)”

Sertab Erener – Bu Böyle “Rengârenk (2010)”

Sertab Erener – Ego “Rengârenk (2010)”

 

Murat Boz – Uçurum “Uçurum (2008)”

Murat Boz – Sallana Sallana “Şans (2009)”

Murat Boz – Her Şeyi Yak “Şans (2009)”

Murat Boz -İki Medeni İnsan (Çıkış Şarkısı) “Şans (2009)”

Murat Boz – Hayat Sana Güzel “Hayat Sana Güzel (2010)”

 

Murat Dalkılıç Kasaba (Çıkış Şarkısı) “Kasaba (2008)”

Murat Dalkılıç – La Fontaine “La Fontaine (2009)”

Murat Dalkılıç – Külah “Merhaba (2010)”

 

Berkay – Taburcu (Çıkış şarkısı) “Ele İnat (2010)”

Berkay – Dejavu  “Ele İnat (2010)”

 

(Aaa! bu şarkılar O’nun muymuuşş?!)

Şimdi bu şarkıları  şöyle bir zihninizde dinleyip düşününce, o dönem ne kadar popüler olduklarını hatırlayacaksınız. Hatta, ismi geçen sanatçılara ait en sevdiğiniz 3-4 şarkıdan birinin, o Soner Sarıkabadayı bestesi olduğunu fark edeceksiniz. Listeden anlayacağınız üzere, biz yaklaşık 2-3 yıl sadece Soner Sarıkabadayı bestesi dinledik. Hepimiz mırıldandık, tekrar ettik, ben de sıkça çaldım-söyledim onun bestelerini.. Hala da dinliyorum. (Özellikle Murat Boz’a verdiği besteler favorilerim)

(O zamanlar) 30’lu yaşlarında bir bestecinin üst üste birkaç yıl bu kadar verimli olduğu, Albüm Doğurduğu ve popçu yarattığı az görülmüştür Türk Popunda.

Alişan’dan, Demet Aklın’a; Hepsi Grubu’ndan Emre Altuğ’a kadar uzanan Soner Sarıkabadayı diskografisi için güzel bir link’i aşağıda bırakıyorum.

 

 

Sizin en sevdiğiniz Soner Sarıkabadayı bestesi hangisi?

Yorumları beklerim.

 

Akustik Sezonu Açılmıştır ! :)

Genel, Mustafa

15 Mayıs 2016 Pazar günü, Erekli&Tunç Stüdyosu’nda akustik kayıt yaptık.

Çok değerli müzisyen kardeşim Onur Yılmaz Köse ile, yıllardır bestelediğimiz şarkılarımızın arasından sevdiğimiz birkaç tanesini seçtik, birer tane de cover ekledik repertuvarımıza.

Günhan Özmen, Özgür Bayer, Oğuz Aktaş ve Semih Burcu da enstrumanlarıyla bize katılınca, beklentilerimin çok üzerinde, çok keyifli bir hücum kayıt çıktı ortaya.

Çaldığımız bu 8 şarkıyla ilgili değişik planlarımız var tabi, ama cover’larımızdan birini şimdiden paylaşmak istedim.

İlk dinleyenler de Musikhi İşler dinleyicileri (güncel sayıları 4 veya 5) olsun diye düşündüm.

Umarım bu provasız hücum kayıt hoşunuza gider 🙂

Sevgiler,
Hündür

Burası Muş mudur; Huş mudur ?

Şarkılar

“Doğa İçin Çal”, çok sevdiğim bir proje. Bu hafta 7. videolarını yayınladılar. “Yemen Türküsü”nü yorumlamışlar; yine çok iyi sesler, enstrümanlar bir araya gelmiş . Keyifle dinledim, tekrar tekrar. Buraya bırakayım, isteyen dinlesin okurken..

Her şey iyi hoş ama, bir şey dikkatimi çekti türkünün yorumunda: Tüm solistler istisnasız “burası HUŞ’TUR, yolu yokuştur” diye okumuş sözleri (?)

-Burası MUŞ değil miydi? HUŞ nereden çıktı ?

 

Dilerseniz olaya burada açıklık getirelim. Son söyleyeceğimi başta söyleyeyim; BURASI KESİNLİKLE MUŞ’TUR 🙂

Türkü 1944 yılında derlenen bir türkü. Aslında bir ağıt olarak besteleniyor. Sözleri bilenlerin veya şimdi okuyanların da tahmin edeceği üzere, Birinci Dünya Savaşı’nda açılan Yemen Cephesi’ne gönderilern Osmanlı askerlerini konu alan bir ağıt. Bestelenişi de bu tarihlerde. (Meraklısına, sözlerin tamamı yazının sonunda)

Muş (o zamanlar  Bitlis Vilayetine bağlı bir sancak),  Yemen cephesine en çok asker gönderen illerden biri. Belirli cephelere, belirli illerden konsantre olmuş birlikler gönderilmiştir Osmanlı’da hep. Buraya birlik-sevk tanzimine giden Askerlik Şubesi Başkanı ve müzisyen Yüzbaşı Selahattin Ethem Bey, bölgede bulunduğu sırada gördükleriyle, duyduklarıyla yakıyor bu ağıtı.

Yemen’den gelen mektupların arasına, -koparacak çiçek bulamadıkları için- çimen (çemen) koparıp koyan askerlere ithafen “ano Yemen’dir, gülü çemendir”  diye yazan Yüzbaşı, “havada bulut yok bu ne dumandır” derken Muş ovalarının sisinden bahseder. Türkünün sözlerinin tamamına baktığınızda “Muş’tan başka yok mudur vilayet?” diye soran sitemkar annelerin/eşlerin sözleri vardır.

 

“HUŞ nereden çıktı peki?” derseniz, açıklaması basit. Huş, Yemen/Aden yakınlarındaki bir kalenin ismi. Huş Kalesi, Osmanlı askerlerinin tahkimlendiği bir kale. Zamanla, türkünün Muş’u, yanılgıyla Huş’a çevrilmiş. Bir çok kaynak da bunu destklemiş aslında.

Ancak, türkünün Muş’ta bestelendiği açık iken, “burası Muş’tur” denmesi mantıken de doğu olan. Muş’ta bekleyenlerin ağzından yazılmış bir türkü bu; Muş’tan cepheye gidenlerin dönmediği anlatılıyor.

Kışlanın önünde sıra söğütler, Zabitler oturmuş asker ögütler, Yemen’e gidecek bu koç yigitler..

Sözlerde Muş değil Huş olsaydı, “Orası Huş’tur – giden dönmüyor” denirdi değil mi ?  🙂

Uzun süredir her iki tarafa da gidip gelen bir tartışma bu. “Burası Muş’tur, havası hoştur” diye söyleyen de var bu arada, o da ilginç..

Doğa için çalan, söyleyen, düzenleyen herkesin ellerine sağlık, ama sözler yanlış olmuş.. Olsun 🙂

 

Havada bulut yok bu ne dumandır

Mahlede ölüm yok bu ne şivandır

Bu yemen elleri ne de yamandır

 

Ano Yemen´dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir

Burası Muş´tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir

 

Mongokun suları ovaya akar

Ağam asker olmuş yüreğim yakar

Gözlerim kan çanak ağama bakar

 

Gider isem ağam sana köleyim

Cemalin bir gülsün ben de geleyim

Yemen çöllerinde senle öleyim

 

Şafağın atmışta terkisin bağlar

Yavuklunun oturmuş için kan ağlar

Hasretin dayanmaz bostanlar bağlar

 

Saçımın telini edem hedayet

Günahım yoğtur ki dilem nedamet

Muş´tan başka yoğmu burda velayet

 

Kışlanın önünde çalınır sazlar

Gözlerim ağlıyor yüreğim sızlar

Yemen´e gidene ağlıyor kızlar

 

Tez gel ağam tez gel eğlenmiyesin

İngiliz hayındır güvenmeyesin

Arap dilber çoktur evlenmiyesin

 

Karasu uzanır sıra söğütler

Yüzbaşım oturmuş asker öğütler

Yemen´e gidiyor baba yiğitler

 

Kışlanın önünde redif sesi var

Açın çantasına bakın nesi var

Bir çift potin ile birde fesi var

 

Tüfekler çatıldı kaşlar çatıldı

Ağam mavzer-ilen öge atıldı

Alkanlar içinde kuma yatıldı

 

Tez gel ağam tez gel dayanamirem

Uyku geflet basmış uyanamirem

Ağam öldüğüne inanamirem

Türk Popunda “Yerli Kabile Vokalleri”

Genel, Şarkılar

“Öyle bir şey var mı yahu?!” diye düşünerek yazıya başlayanlara sesleniyorum: Öyle bir şey var 🙂

Türk Pop müziğinde ciddi miktarda, “yerli kabile dilinde”,  yani anlamı/çevirisi olmayan  vokaller, sözler bulunuyor. Bazen şarkının merkezindeler, sözlerin bir parçası gibi; bazen de ince bir detay olarak saklanıyorlar arkalarda.

Biz bunları genelde “la la laaa” “na na naa” gibi basit formatlarda duyarız (veya söylerken böyle eşlik ederiz). Bazı bombastik pop şarkılarımızda ise, arkadan Afrikalı veya Kızılderili bir kabile üyesi gelmiş back vokal yapıyormuş gibi garip, anlamsız, ama çok “catchy” bir yorum duyarız.

Örneklere geçelim, uzattık 🙂

Bence bu kategorinin kralı, OKAİ YAMAŞİTA KOMBAMBAA KOMBAMBAA !

(Yazdığım şeyin hiçbir anlamının olmaması ve herkesin aynı şeyi müzik olmadan bile gayet iyi anlaması mükemmel bir olay )

Yonca Evcimik’in 1994’te çıkardığı “8:15 Vapuru” adlı teklisinden (single’ından) bahsediyorum. Şarkının adı “8:15 Vapuru” ama, girişteki bu kabile vokali şarkının adı haline gelecek kadar güçlü. Hatta “okai yamaşita kombamba” diye aratın direkt şarkıya ulaşabilirsiniz. Ben şahsen, 94 senesindeki 110cm&40kg Musatafayı, sadece “okai yamaşita kombamba” kısmını tekrarlarken hatırlayabiliyorum 🙂 “Okai yamaşita kombamba” nedir abi !? 🙂 Müthiş ! Kabileden adam getirmişler işte. (Kabilen adam getirmemişler tabi, efsane perküsyoncu abimiz Aydın Karabulut hem uydurmuş hem seslendirmiş bu saçma vokali)

Dinleyelim de, “oha 22 yıl geçmiş! yaşlandık bee!” diyip bunalıma da girelim.

Benzer örnekler de var tabi:

Hakan Peker’in “Karam” (İllâ Ki – 2000) şarkısı mesela.. yine şarkının başlangıcında,“Elalooğbayiyelaloppayi” (böyle yazıya çevirmeye de bayılıyorum) diye giriyor kabileli abimiz vokallere. Şarkının o kadar önemli bir parçası ki bu vokal, çıkartsan şarkı  dinlenmez. Şarkının devamında bu vokalle solo bile çekiyorlar. Bence güzel örneklerden biri “Karam”. (Şarkının Arapça versiyonunda da aynı vokaller olduğu gibi korunmuştur)

Hakan Peker’in, Mihaela Militaru’yu röntgenlediği bu efsanevi klibi, siz pek değerli okuyucularıma armağan ediyorum  🙂

Neden bahsettiğimiz belli oldu bence, az veya çok. Vokal olacak, ne dendiği anlaşılmayacak, dile pelesenk olacak..

Güzel bir iki örnek daha vereyim videosuz, sonra ustalara geçelim..

Reyhan Karaca – Sevdik Sevdalandık (1997) (Fötr şapkalı küpeli arkadaşın söylediği bölüm)

Hande Yener – Hasta (2012) (iki bölüm arasındaki efektli vokal)

Hakan Peker – Salına Salına (klibin başında, “vokummoiye kummooğğ” )

 

Bu tür vokalleri neredeyse her şarkısına monte eden, ve bunu da çok iyi yapan bir adam var Türk Popunda; Özkan Uğur !

Onun bestelediği veya vokallerini yaptığı tüm şarkılarda bu tip kabile vokallerini duyabilirsiniz. Uyduruyor, yaratıyor, hatta içine kabile şefi kaçıyor konserlerde; danslarını da yapmaya başlıyor (Bkz: O Bakış )

Hemen çalmaya başlasın, biz okumaya devam edelim.

Şarkının hangi kısmından bahsettiğimi belirtmeme gerek yok sanırım 🙂 “HAMBALELEYYAMBALEYYOO” derken yine içine şeytan kaçmış modunu gözlemliyoruz, müthiş bir adam ! 🙂

Tamamı kabile olan şarkısı var hatta MFÖ’nün; SUDE (1990 – Söz: Özkan Uğur) şarkısını  şimdi söyleme başlasak, bir noktasındaki “gel kız gel” kelimeleri dışında hiçbir manası yok. Ama hepimiz de ezbere biliyoruz o ayrı 🙂 Nasıl bir deli ile karşı karşıya olduğumuzu göstermek için, şu versiyonu paylaşıyorum

Bu alanda bir diğer uzman da Cihan Okan. Sezen Aksu’nun efsanevi vokalisti, büyük üstat. Onun vokalleri biraz daha harmoniktir, ağıt gibidir. Öyle bir yerinde şarkının, öyle bir vokal yapar ki, kenarını nakış gibi işler.

Mesela mı ? 4:20’den başlayın, hatta Cihan Okan bitirince durmayın, oradan Nurcan Eren’e devam edin.. İnanılmaz şeyler var orada.

Cihan Okan’ın bu tip yorumları için çok güzel bir örnek daha var, onu paylaşayım. Vokal taksimi yapıyor adam videonun başında. (00:00-01:40). Video kalitesiz ama, iş görür.

Örnekler bunlarla sınırlı değil tabi, ama biz burada noktalayalım. Aklınıza gelen örnek olursa buradan yorum yazın bana. Ama lütfen “Rimi Rimi Ley” veya “Honki Ponki” gibi şeyler olmasın, sinirlerim oynuyo 🙂

 

indir

O Bakış 🙂

Musikhi’den 1.Yıldönümü Hediyesi – MED CEZİR

Genel, Sanatçılar

Merhaba sevgili Musikhi İşler Müdürlüğü okuyucuları ! (2 veya 3 kişisiniz sanırım 🙂 )

Bugün, 2016’nın ilk günü ve aynı zamanda blog’umun 1.yıldönümü.

2015’in ilk gününde, yine böyle bir tatil gününde yazmaya başlamıştım. Açılış yazımda da, nasıl başladığımdan bahsetmiş, Levent Yüksel – Med Cezir albümüne atıfta bulunmuştum. Düşündüm de, bu blog’u takip edenlere, 1.yıl hediyesi olarak Med Cezir yazmak güzel olabilir. Hem albümü, hem de anıları konuşuruz bugün, olur mu ? Bir yandan dinlemeye başlayın, bir yandan da okuyun yine.

Med Cezir bir çıkış albümü. Levent Yüksel’in Türk Pop piyasasına adımını attığı albüm. Hikayesiyle giriş yapmak gerekirse; Levent Yüksel, 90’ların başında Fatih Erkoç’a bas çaldığı ve vokallik yaptığı dönemde, Maksim’de Sezen’le sahneye çıkıyor (Harun Kolçak’ın yedeği olarak – ilginç bi hikayesi var) ve müzik hayatı değişiyor tabii. Bas, kontrbass,keman, bağlama gibi birçok enstrümana hakim, Türkiye’de eşi benzeri hala bulunmayan bir ses kumaşına sahip bu sevimli adam, Sezen Aksu dergahının gözdesi oluveriyor. O yıllarda evli olduğu Sertab Erener gibi Sezen’e vokallik yapmaya başlıyor, albümlerinde söylüyor, bas gitar çalıyor. Bu birliktelik, 1993 senesinde Med Cezir albümüne dönüşüyor. Sezen söz ve müzikleri yapıp, ihaleyi deha çocuk Uzay Heparı’ya emanet ediyor. 6 aylık bir çalışma sonucu, 1993’ün Mart ayında albüm piyasaya çıkıyor.

Şöyle bir benzetme yapmak doğru olur sanırım; albümün annesi Sezen Aksu, babası da tüm düzenlemeleri yapan Uzay Heparı (nur içinde yatsın).

Ben o sıralar, 8 yaşında bir çocuğum. Klavye dersleri alıyorum (çalamıyorum), ama asıl işim deodorant mikrofonumla evde şarkı söylemek, “air gitar” çalmak falan. Bir gün, annemle birlikte Grup Vitamin kaseti almaya gidiyoruz mahalledeki kasetçiye (yoğun ısrarlarım sonucu). Annem kasetçide “oğlum adam gibi bişey dinlesene, ayıp ayıp küfürlü şeyler dinliyosun” diye hayıflanıyor. Kasetçi abi de, “abla bak bu çocuk (Levent) yeni, albümü de çok iyi” diyip Med Cezir’i satıyor bize. Benim de albümle tanışma hikayem bu.

O gün eve gelip, yarısı çekmeyen/çalışmayan bir televizyon, yarısı da kayıt  yapabilen bir kasetçalar olan, büyük ihtimalle dedelerin Hac’dan getirdiği cihazda dinliyorum ilk kez Med Cezir’i.. Büyüleniyorum..

      1. Yeter ki Onursuz Olmasın Aşk (Söz :Sezen Aksu, Müzik :Onno Tunç, Düzenleme :Uzay Heparı)   Albümün ilk şarkısı; A1’ler hep önemlidir biliyorsunuz. Dikkat edin, şarkının başında, synth sesi önce sol kulağa, bir saniye sonra da hafif bir cızırtıyla sağ kulağa geliyor. İnanılmaz tatlı bir detay bence 🙂 Sözler her zamanki cüretkâr Sezen sözleri, Erdem Sökmen’in usta işi gitar girişleri, bas gitar Levent Yüksel’den, ve kesinlikle çok özel bir düzenleme. Şarkıda Levent Yüksel’in çok rahat geçtiği, ama hala çoğu vokalin transpoze yapmadan çıkamadığı dik yerler var (pare pare olsam da yenilmem). Oralarda anlıyorsun sesin kumaşını; sadece çıkmıyor, rengi de var. Mükemmel bir giriş şarkısı, hatta çok iyi bir konser başlangıç şarkısı. Klibini de hatırlayanlar hatırlar, tek kaşlı, zayıf minik, papyonlu Levent Yüksel, kendi ekseninde dönerek dumanlar içinde söylüyordu 🙂
      2. Med Cezir (Söz :Sezen Aksu, Müzik:Levent Yüksel, Düzenleme: Levent Yüksel-Uzay Heparı) Albüme adını veren şarkı. Bugün bir çok 90’lı çocuğun Med Cezir kelimesinin anlamını öğrenmesine vesile olan şarkı. Girişindeki cümbüş melodisi bile tek başına bir şarkıya bedel olan şarkı.. Levent Yüksel’in çok iyi bestelediği, efsane sözler. Levent Yüksel hem bas gitarı, hem de cümbüşü çalarak, ve yine çok iyi söyleyerek seriyi tamamlıyor. Hala da albümdeki gibi söyleyemiyor zaten. Med Cezir şarkısı, Levent Yüksel’den tek bir şarkı seçmek zorunda olsanız, eliniz titremeden seçeceğiniz şarkıdır.
      3. İstanbul (Söz :Sezen Aksu, Müzik: Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Uzay Heparı)  Albümün üçüncü şarkısında değişik bir tat geliyor damağımıza. bu tadı yaratan adam Fahir Atakoğlu şüphesiz. Sezen’in nasıl bu kadar güzel yazdığını anlayamadığımız bir başka İstanbul sözlerine çok güzel dokunmuş Fahir Atakoğlu. Kanun solosu bu şarkının merkezi bence. Çoğu meyhanenin görmezden geldiği mükemmel de bir rakı şarkısı aslında..
      4. Kadınım (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Uzay Heparı, Düzenleme: Uzay Heparı) Bu şarkı benim için albümdeki en özel şarkı sanırım. Nedeni şarkının sözleri veya müziği değil. Hatta albümde en az dinleyebildiğim şarkıdır. Ben bu albümü aldığımda ve dinlemeye başladığımda, kız kardeşim henüz 2 yaşındaydı. Evimiz 2 oda 1 salondu. Abimle biz ranzada yatıyorduk (üstte ben). Kız kardeşimiz gelince, onun minik karyolasını da bizim odaya almıştık. Ben kaset çalarımızı bir zigon sehpanın üstüne koyup, Ayşegül’ün karyolasına yanaştırırdım, Med Cezir albümünü takıp dinletirdim ona. Bazen uyurken bile kaseti takıp dinlettiğim olurdu. Bir gün yine başucunda Med Cezir çalarken, tam da “Kadınım” çalarken uyanmış Aygü. Karyola parmaklıklarının arasından elini uzatıp, “REC” tuşuna basmış. O anda kaset sesi kesilmiş tabi, kasetçalar Med Cezir kasetinin üstüne kayıt yapmaya başlamış. 10-15 saniye neler olduğunu anlayamayan Aygü, odadan anneme seslenmeye başlamış: “Anneeee.. bak!”.. Annem mutfaktan (terliklerinden adım sesleri gelerek) odaya girmiş ve hem kasetçaları tamamen kapatarak kaydı durdurmuş. Ben bunları nereden mi biliyorum? Kadınım şarkısının ilk 10 saniyesinden sonra başlayan ses kaydından tabi ! “Kadınım” şarkısının neredeyse tamamı, “Beni Bırakın”ın da başlangıcı, böyle tatlı bir sabotaja uğramış işte. Şimdi şarkıyı her dinlediğimde, o kayıttaki tatlı bebek sesini düşünüp, kaybolup giderim..
      5. Beni Bırakın  (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Onno Tunç, Düzenleme: Uzay Heparı) Sizi bilmem ama, biz 93’te bu şarkının sözlerini çözememiştik. “Sustu haykıran şehir, DOLMUŞLAR havalandı” mı diyordu, “TONGUÇLAR havalandı” mı diyordu, biz bilemezdik. Ben “DOLMUŞLAR” diye söylemeyi tercih ederdim,içime de sinmişti o yıllarda 🙂 A yüzünün bu son şarkısı, “Kadınım”dan sonraki kasvetli havayı dağıtmak için stratejik yerleştirilmiş bir görev adamıdır aslında; B yüzüne geçiştir.
      6. Tuana (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Paco De Lucia, Düzenleme: Erdem Sökmen) Bazı şarkılar, bir tek sese ait olur. O şarkı o sese zimmetlidir yani, kralı gelse daha iyi yorumlayamaz, eğreti durur. “Tuana” da Levent Yüksel şarkısıdır işte. Artık kendisi de güçlü söyleyemese de, onun kadar iyi söyleyen olmamıştır, olamayacaktır. Dehşet yetenek, İspanyol çingenesi yanıklığında ses ve hicaza yatkın bir teknik isteyen bir şarkıdır Tuana. Sadece dik değil, koşan da bir şarkıdır; nefes alamazsın. Yırtık söylemezsen havasını vermez. Çok garip çok özel bir şarkıdır. Levent Yüksel “Tuana” ile imza atar albüme. Sözler yine sinir bozucu derecede iyi. Girişteki Erdem Sökmen gitarlarının yanında, Levent’in çaldığı perdesiz bas da atlanmamalı. Müziğinin orijinali Paco de Lucia’ya (Francisco Sanchez Gomez) ait. “aaa bilmiyodum!” diyenler buradan yaksın:
      7. Uçurtma Bayramları (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Onno Tunç,  Düzenleme: Uzay Heparı) Sezen’in koptuğu şarkılar vardır; “Sarı Odalar” bunlardan biridir mesela, “Uçurtma Bayramları” da onun gibi. Ayrı bir boyutta yapılmış ağır şarkılardır. Ben küçükken yorardı beni bu şarkı, hemen geçerdim. O zamanki yengemiz Sertab’ın opera-vari vokalleri, devamlı transpozeli melodi, sözlerdeki ucu açıklık biraz ağır gelirdi belki de. Uzay’ın melankolisi de yansımıştır aslında biraz şarkıya. Şimdi ise çok daha farklı bir kulakla dinliyorum. Çok da keyif alıyorum. Bazı şarkılar farklı yaşlarda farklı dinleniyor..
      8. Dedikodu (Şiir: Orhan Veli, Müzik: Sezen Aksu Düzenleme: Uzay Heparı) Uzunca bir süre, şarkı sözlerinin bir şiir olduğunu bilmeden dinlemiştim “Dedikodu”yu. Ta ki bir gün, babamın aldığı “Orhan Veli Şiirleri” kitabını okuyana kadar. “Dedikodu”yu kitabın sayfalarında görünce “Aaa! Levent Yüksel şarkısıı!” dediğimi dün gibi hatırlıyorum. “Garip” şairin bu ısıran kelimelere sahip şiirini, ruhuna çok uygun bir müzikle Sezen süslemiş. Şarkının köprüsündeki nağmeli bölümü de ayrıca severim; bir iki defa söyleme fırsatım da olmuştur 😉  inanmayanlar burdan yaksın 🙂
      9. Bu Gece Son (Söz : Sezen Aksu, Müzik :Onno Tunç, Düzenleme: Uzay Heparı) Albüm yayınlandıktan 1 sene sonra, 1994 Mayısında, albümün babasını kaybettik. Türk popunun deha çocuğu Uzay Heparı saçma sapan bir kazada hayatını kaybetti. (Levent Yüksel’in ikinci albümünün babası da, tüm düzenlemelerini yapan Onno Tunç’tur; o albüm çıktıktan 2 gün sonra da Onno Tunç’u kaybetmiştik.. Böyle bir laneti var sanki Levent Yüksel albümlerinin..)  Benim hissiyatım, “Bu Gece Son” Uzay’ın bu albüm aracılığıyla veda şarkısıdır. Arkasından ağlayan herkese “uzun uzun seneler var önünde, gün gelir sevgilim, acıya alışırsın” der gibi gelir bana, şarkıyı her dinlediğimde..
      10. Yeniden Başla (Söz: Sezen Aksu, Müzik Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Uzay Heparı) Yine bir bölüm sonu şarkısı. Albüme tatlı bir elveda şarkısı. Kısa, basit, keyifli.. Şarkının en güzel yanı, İyi Gün Çocuk Korosu’nun yaptığı vokaller. Koronun vokalistleri olan çocukları aradım baktım, şimdi ne yapıyorlar diye merak ederek. Kimi halen müzik yapıyor, kimi bir ajansta çalışıyor, kimi evlenmiş. Çok ilginç geldi, kıskandım; Hepimiz gibi sıradan takılan gençler, zamanında Levent Yüksel albümüne söylemişler..

İşte böyle bir albüm Med Cezir. Detaylarıyla, anılarıyla, hissettirdikleriyle, mümkün olduğunca da özetleyerek anlatmaya çalıştım. Bence Türk pop tarihinin en iyi 2 albümünden biri (Diğeri Tarkan – Karma). Levent Yüksel’in kesinlikle en iyi işi. O’nun, Med Cezir’den sonra ses ve üretkenlik olarak düşüşe geçtiğini görmek beni hep üzmüştür, ama yine de kalitesi bellidir.

“Best Of..” albümü gibi dopdolu, her şarkısı hit veya klasik denebilecek çok güzel bir iş gerçekten Med Cezir.

İyi ki 90’lıyım dedirten şeylerden biri;  Atari’lerin, Tsubasa’ların, Susam Sokağı’nın 90’larında, benim için köşe taşlarından biri olmuştur. Emeği geçenlerin ruhlarına sağlık!

 

Mutlu yıllar!

🙂

 

                               

 

 

 

 

Türk Popunda Hala Umut Var ! – BURAY

Sanatçılar

Bu aralar, havasız sıcak bir odadaymışsınız gibi hissettiren Türk Popunda birileri bir pencere açtı; püfür püfür esiyor, o kadar iyi geldi ki !

Kiminiz Çilek Kokusu dizisini izlerken duydu onun sesini, kiminiz kısa süre önce Youtube’da şarkısını gördü/dinledi. Belki benim gibi daha öncelerde tanıyan da olmuştur Buray Hoşsöz’ü; Ferhat Göçer’in “Unutmuş Çoktan” şarkısının söz müziğinin kime ait olduğunu öğrenmeye çalışırken (klasik takıntım) denk gelmiştim adına..

Nasıl tanıyor olursanız olun, kesinlikle bildiğinizden çok daha fazlası var onda.

İsterseniz şöyle yapalım, siz şu şarkıyı açın, dinlemeye başlayın, bir yandan da beni okuyun, olur mu?

Buray mektepli müzisyen. Doğu Akdeniz Üni’de Kompozisyon ve Galler’de Ses Mühendisliği okumuş. Kıbrıslı olup yurtdışında da okuyunca, piyasanın %1’lik diliminin sahip olduğu İngilizce/Batı müziği hakimiyetini de kazanması zor olmamış tabi.

Aslında lead vokal ama gitarı da güçlü. Uluslararası yarışmalarda dereceleri var. Sensitive Vibrations adlı grubuyla ciddi esmiş bi adam. Orada gitarları Erkan Erzurumlu’ya (adamım) bırakmış ama vokaller, besteler yine ondan.

Sahne bilgisi de var. Büyük küçük demeden bir çok venue’de çalmış, söylemiş, eşlik etmiş; CV’sinde İzel, Gökhan Tepe, Ferhat Göçer gibi sağlam orkestralar var.

Külliyatını etraflıca dinleyip gözden geçirince, çok tatlı bir arabesk/macun/TSM aroması da görüyorsunuz, ki bu gerçekten nadirdir. Şu an arkada duyduğunuz cover’ı seslendiren adam makam da yapabiliyor! (sert)

Şimdi ilk albümünü yaptı ve gerçekten güçlü de bir giriş yaptı. Ben klip şarkısı olan “Sen İstersen”i her gün 10 kere dinleyerek eskitmeye başladım. Baya dayanıklı çıktı. Şarkı teknik olarak çok dolu. Sadece söz-müzik değil, kurgusu var, tekrar tekrar dinlenilecek gibi tasarlanmış, küçük trick’ler var.

Her şey iyi güzel ! Peki Buray ne yapar ? “Buray iş yapar mı?” demiyorum; herkes iş yapıyor zaten -ne yazık ki- bu piyasada. “Buray kim olur?” diye sormak gerekir bence.

Bu kadar pozitifin arasında, net dezavantajları da var bence Buray’ın.

Öncelikle yakışıklı değil. Star enerjisi yok, sahne ışığı yok. Sempatik mi? Evet. Ama yetmez. Aşırı romantik bir şarkıyı tek gitarla okurken, dinleyen kızların yüzlerini avuçlarının içlerine alarak iç geçirecekleri bir enerjisi yok adamın (Bi John Mayer değil). Buray’da bir Ümit Sayın / Mustafa Ceceli bilgeliği ve masumiyeti var. Konserine kesin gidilir, ama sahneye “evlen benimleeeee!” diye laf atan olmaz.  Ki bence bu uzun vadede önemli.

İkinci olarak yaşlı. 31 yaşında Buray. Ben de 30 yaşındayım yanlış anlamayın, kendimi zımba gibi hissediyorum, ama pop piyasasında patlama yapacak gibi de hissetmiyorum. Buray’ın da bu bakımdan yaş dezavantajı var. 22-23 olsaydı, onun için daha iyi olurdu.

Bence yine de karşımıza çıktığı için çok şanslıyız. Kimbilir daha ne besteler yapacak, ne akustikler çalacak (JoyTurk kaydına alırlar yakında), ne sözler yazacak.

Buray bize temiz bir nefes aldırdı. Yolu açık olsun.

Albümü alın derim..

Sana Ne Şarkılar Yazdım, ama Deniz Seki Çaldı Canım

Müzik Polisi

Deniz Seki’nin “Hayat 2 Bilet” şarkısı bu aralar sürekli çalıyor arkadaşlar.

İnsanlarda garip bir övgü silsilesi; “sözler müthiş, müzik müthiş” diyolar.. Sözleri Deniz Seki’ye, müziği İskender Paydaş’a ait diye yazıyor her yerde ama, biraz kulağı olan bir insan için durum ortada; müzik Mustafa Sandal’dan!

Ben size önce Deniz Seki’yi dinleteyim. Ama sadece ilk 32 saniyeyi dinleyin; zaten yeterli olacak.

Şimdi, hiç ara vermeden, Mustafa Sandal’ın “Ne Şarkılar Yazdım” bestesini dinleyin. İlk 1 dakikayı dinlemeniz yeter de artar bile..

Bu kadar olabilir mi yahu?!

Musti’nin 1.dakikasından sonra gir Hayat 2 Bilet’in sözlerine, söylemeye devam et yani..

Efektler, yaylılar, her şey aynı. Ben anlamıyorum, İskender Paydaş neyi besteledi bu şarkıda? Kayıt yaptı herhalde sadece?

Hayat İki Bilet, ama tek müzik olmuş, kusura bakmayın 🙂

Arap Müzikleri, Türkçe Sözler * الموسيقى العربية، كلمات تركية

Müzik Polisi, Şarkılar

Hem dilimizin, hem de kültürümüzün Arapçadan ve Arap kültüründen etkilendiği aşikâr.

Her ne kadar “Aşikâr” sözcüğü Farsça olsa bile, bu yazıyı bitirene kadar onlarca Arapça kelime sarf edeceğimden eminim.

Biz Doğu’lu bir milletiz, “Oriental”ız bir nevi.. Güneyden esen sıcak rüzgarlar hakim oluyor bazen ruhumuza ve bu da müzik zevkimizi etkiliyor; Arap ezgilerini seviyoruz biz (İst. Kai. Bozmaz).

Araplar da bu işi iyi yapıyorlar, ve bize benzer şekilde yapıyorlar. Şimdi Farabî’den başlayıp Arap müziğinin kökenine gitmeyelim ama, bam telimize dokunan çalgılarımız (ud, davul, ney, kanun) hep ortak. Taksim’lerimiz, Makam’larımız, ezgi kalıplarımız benzer..  Bizim bildiğimiz büyüdğümüz müzikler bunlar.. Sözün özü, Arapça bir müziği duyduğumuzda, gayda ile çalınan bir İskoç ezgisini duymamıza göre farklı hissetmemiz çok doğal, biyolojik, kalıtsal..

Hal böyle olunca, Türk Pop müziğinin içindeki insanlar Arap bestelerini transfer etmeyi gayet mantıklı, faydalı -ve ekonomik- buluyorlar tabi. Aslında aynı şey karşı taraf için de geçerli; hit olmuş bir Türk bestesi, Arapça sözlerle, Mısır listelerinde iyi işler yapabiliyor.

İsterseniz elimizdeki envantere şöyle bir göz atalım. Herhalde yüzlerce Arap bestesi vardır tarihimizde ama, ben çok sevdiğim ve sizleri de şaşırtacak parçaları koymak istiyorum.  Başlıyoruz!

Amr Diab, Mısır’ın en önemli Pop yıldızlarından. Söz, beste ve icrasıyla ciddi  başarılı bir adam. 2004’te yayınladığı “Leily Nahary” Albümündeki “Rihet el Habayeb” şarkısını, bakalım bir yerlerden çıkarabilecek misiniz?

Rober Hatemo, 2006’da yayınladığı “Sihirli Değnek” adlı albümdeki “Beyaz ve Sen” şarkısının sözlerini, Mohamed Yehya’nın bu bestesine yazmıştı. Hoş, albümde     “söz-müzik:Rober Hatemo” yazar ama “basım hatası” diyelim 😉

Amr Diab’dan bir şarkı daha yapalım. 1994’teki “We Yeloumouni” şarkısını, 90 kuşağı yaşıtlarım, dinleyince hemen yakalayacaktır.

Bu besteyi de Aşkın Nur Yengi, 1997’de yayınladığı “Haberci” albümünde kullanmıştı ve     “Gel Yabani” şarkısı çıkmıştı karşımıza. Buram buram Arap ezgisi kokan bir şarkıydı.

Amr Diab aynı zamanda Mustafa Sandal’ın “Hatırla Beni”; Murat Başaran’ın “Yetti Gari”; Ebru Gündeş’in “Hayatta Başarılar Diliyorum”  şarkılarının da ilk sahibi.. liste uzar gider..

Bu arada bizim taraftan en çok şarkı alan adamlardan biri de Mustafa Sandal’dır, onu da söylemek lazım. 2007’de yayınladığı “Devamı Var” albümünün çok sevdiğim şarkılarından “Herkes Mecbur” un sözleri Sinan Akçıl’a aitken (albümü Sinan-Musti beraber yaptı zaten) , müziği de Narwan Khoury’den gelmiştir. Aynı besteyi Elissa, “Fatet Seneen” adlı şarkısında (2005 – Albüm: Bastanak) kullanmıştı.

Musti’nin güzel transferlerinden biri de, yine Elissa’nın Bastanak albümünden, albüme de adını veren “Bastanak” bestesi. Lübnan’dan güzel bir beste daha, yine “Devamı Var” albümüne katılmıştı ve biz de onu “Farketmez” olarak dinlemiştik.

Biraz da bizden oraya gidenlere bakalım:

Assi el Hellani’nin , “Sa’alou Ainayeh” şarkısı mesela, -büyük üstad- Murat Başaran’ın bestesindendir. Bizim “Karam” diye bildiğimiz ve Hakan Peker’in “İlla Ki” (2000) albümünü uçuran o oynak şarkı hani..

İbrahim Tatlıses’in “Tek Tek”(2003) albümünden de iki beste sınırın diğer tarafına geçmişti; Tabi Tabi (Diana – Habbak Kawini) & Usta (Fadel Shaker – Allahou A’lam).

Hadi güzel bir şarkıyla kapatalım. Gülşen’in, aynı isimli albümünden, “Of Of” şarkısı, Nelly Makdessi’ye gidiyor ve direkt “Ouf Ouf” olarak ! 🙂  Neyse, yine biz de boş durmamışız 😀

Herkese “Arap ezgileri tadında” mutlu günler !