Akustik Sezonu Açılmıştır ! :)

Genel, Mustafa

15 Mayıs 2016 Pazar günü, Erekli&Tunç Stüdyosu’nda akustik kayıt yaptık.

Çok değerli müzisyen kardeşim Onur Yılmaz Köse ile, yıllardır bestelediğimiz şarkılarımızın arasından sevdiğimiz birkaç tanesini seçtik, birer tane de cover ekledik repertuvarımıza.

Günhan Özmen, Özgür Bayer, Oğuz Aktaş ve Semih Burcu da enstrumanlarıyla bize katılınca, beklentilerimin çok üzerinde, çok keyifli bir hücum kayıt çıktı ortaya.

Çaldığımız bu 8 şarkıyla ilgili değişik planlarımız var tabi, ama cover’larımızdan birini şimdiden paylaşmak istedim.

İlk dinleyenler de Musikhi İşler dinleyicileri (güncel sayıları 4 veya 5) olsun diye düşündüm.

Umarım bu provasız hücum kayıt hoşunuza gider 🙂

Sevgiler,
Hündür

Reklamlar

Burası Muş mudur; Huş mudur ?

Şarkılar

“Doğa İçin Çal”, çok sevdiğim bir proje. Bu hafta 7. videolarını yayınladılar. “Yemen Türküsü”nü yorumlamışlar; yine çok iyi sesler, enstrümanlar bir araya gelmiş . Keyifle dinledim, tekrar tekrar. Buraya bırakayım, isteyen dinlesin okurken..

Her şey iyi hoş ama, bir şey dikkatimi çekti türkünün yorumunda: Tüm solistler istisnasız “burası HUŞ’TUR, yolu yokuştur” diye okumuş sözleri (?)

-Burası MUŞ değil miydi? HUŞ nereden çıktı ?

 

Dilerseniz olaya burada açıklık getirelim. Son söyleyeceğimi başta söyleyeyim; BURASI KESİNLİKLE MUŞ’TUR 🙂

Türkü 1944 yılında derlenen bir türkü. Aslında bir ağıt olarak besteleniyor. Sözleri bilenlerin veya şimdi okuyanların da tahmin edeceği üzere, Birinci Dünya Savaşı’nda açılan Yemen Cephesi’ne gönderilern Osmanlı askerlerini konu alan bir ağıt. Bestelenişi de bu tarihlerde. (Meraklısına, sözlerin tamamı yazının sonunda)

Muş (o zamanlar  Bitlis Vilayetine bağlı bir sancak),  Yemen cephesine en çok asker gönderen illerden biri. Belirli cephelere, belirli illerden konsantre olmuş birlikler gönderilmiştir Osmanlı’da hep. Buraya birlik-sevk tanzimine giden Askerlik Şubesi Başkanı ve müzisyen Yüzbaşı Selahattin Ethem Bey, bölgede bulunduğu sırada gördükleriyle, duyduklarıyla yakıyor bu ağıtı.

Yemen’den gelen mektupların arasına, -koparacak çiçek bulamadıkları için- çimen (çemen) koparıp koyan askerlere ithafen “ano Yemen’dir, gülü çemendir”  diye yazan Yüzbaşı, “havada bulut yok bu ne dumandır” derken Muş ovalarının sisinden bahseder. Türkünün sözlerinin tamamına baktığınızda “Muş’tan başka yok mudur vilayet?” diye soran sitemkar annelerin/eşlerin sözleri vardır.

 

“HUŞ nereden çıktı peki?” derseniz, açıklaması basit. Huş, Yemen/Aden yakınlarındaki bir kalenin ismi. Huş Kalesi, Osmanlı askerlerinin tahkimlendiği bir kale. Zamanla, türkünün Muş’u, yanılgıyla Huş’a çevrilmiş. Bir çok kaynak da bunu destklemiş aslında.

Ancak, türkünün Muş’ta bestelendiği açık iken, “burası Muş’tur” denmesi mantıken de doğu olan. Muş’ta bekleyenlerin ağzından yazılmış bir türkü bu; Muş’tan cepheye gidenlerin dönmediği anlatılıyor.

Kışlanın önünde sıra söğütler, Zabitler oturmuş asker ögütler, Yemen’e gidecek bu koç yigitler..

Sözlerde Muş değil Huş olsaydı, “Orası Huş’tur – giden dönmüyor” denirdi değil mi ?  🙂

Uzun süredir her iki tarafa da gidip gelen bir tartışma bu. “Burası Muş’tur, havası hoştur” diye söyleyen de var bu arada, o da ilginç..

Doğa için çalan, söyleyen, düzenleyen herkesin ellerine sağlık, ama sözler yanlış olmuş.. Olsun 🙂

 

Havada bulut yok bu ne dumandır

Mahlede ölüm yok bu ne şivandır

Bu yemen elleri ne de yamandır

 

Ano Yemen´dir gülü çemendir

Giden gelmiyor acep nedendir

Burası Muş´tur yolu yokuştur

Giden gelmiyor acep ne iştir

 

Mongokun suları ovaya akar

Ağam asker olmuş yüreğim yakar

Gözlerim kan çanak ağama bakar

 

Gider isem ağam sana köleyim

Cemalin bir gülsün ben de geleyim

Yemen çöllerinde senle öleyim

 

Şafağın atmışta terkisin bağlar

Yavuklunun oturmuş için kan ağlar

Hasretin dayanmaz bostanlar bağlar

 

Saçımın telini edem hedayet

Günahım yoğtur ki dilem nedamet

Muş´tan başka yoğmu burda velayet

 

Kışlanın önünde çalınır sazlar

Gözlerim ağlıyor yüreğim sızlar

Yemen´e gidene ağlıyor kızlar

 

Tez gel ağam tez gel eğlenmiyesin

İngiliz hayındır güvenmeyesin

Arap dilber çoktur evlenmiyesin

 

Karasu uzanır sıra söğütler

Yüzbaşım oturmuş asker öğütler

Yemen´e gidiyor baba yiğitler

 

Kışlanın önünde redif sesi var

Açın çantasına bakın nesi var

Bir çift potin ile birde fesi var

 

Tüfekler çatıldı kaşlar çatıldı

Ağam mavzer-ilen öge atıldı

Alkanlar içinde kuma yatıldı

 

Tez gel ağam tez gel dayanamirem

Uyku geflet basmış uyanamirem

Ağam öldüğüne inanamirem

Türk Popunda “Yerli Kabile Vokalleri”

Genel, Şarkılar

“Öyle bir şey var mı yahu?!” diye düşünerek yazıya başlayanlara sesleniyorum: Öyle bir şey var 🙂

Türk Pop müziğinde ciddi miktarda, “yerli kabile dilinde”,  yani anlamı/çevirisi olmayan  vokaller, sözler bulunuyor. Bazen şarkının merkezindeler, sözlerin bir parçası gibi; bazen de ince bir detay olarak saklanıyorlar arkalarda.

Biz bunları genelde “la la laaa” “na na naa” gibi basit formatlarda duyarız (veya söylerken böyle eşlik ederiz). Bazı bombastik pop şarkılarımızda ise, arkadan Afrikalı veya Kızılderili bir kabile üyesi gelmiş back vokal yapıyormuş gibi garip, anlamsız, ama çok “catchy” bir yorum duyarız.

Örneklere geçelim, uzattık 🙂

Bence bu kategorinin kralı, OKAİ YAMAŞİTA KOMBAMBAA KOMBAMBAA !

(Yazdığım şeyin hiçbir anlamının olmaması ve herkesin aynı şeyi müzik olmadan bile gayet iyi anlaması mükemmel bir olay )

Yonca Evcimik’in 1994’te çıkardığı “8:15 Vapuru” adlı teklisinden (single’ından) bahsediyorum. Şarkının adı “8:15 Vapuru” ama, girişteki bu kabile vokali şarkının adı haline gelecek kadar güçlü. Hatta “okai yamaşita kombamba” diye aratın direkt şarkıya ulaşabilirsiniz. Ben şahsen, 94 senesindeki 110cm&40kg Musatafayı, sadece “okai yamaşita kombamba” kısmını tekrarlarken hatırlayabiliyorum 🙂 “Okai yamaşita kombamba” nedir abi !? 🙂 Müthiş ! Kabileden adam getirmişler işte. (Kabilen adam getirmemişler tabi, efsane perküsyoncu abimiz Aydın Karabulut hem uydurmuş hem seslendirmiş bu saçma vokali)

Dinleyelim de, “oha 22 yıl geçmiş! yaşlandık bee!” diyip bunalıma da girelim.

Benzer örnekler de var tabi:

Hakan Peker’in “Karam” (İllâ Ki – 2000) şarkısı mesela.. yine şarkının başlangıcında,“Elalooğbayiyelaloppayi” (böyle yazıya çevirmeye de bayılıyorum) diye giriyor kabileli abimiz vokallere. Şarkının o kadar önemli bir parçası ki bu vokal, çıkartsan şarkı  dinlenmez. Şarkının devamında bu vokalle solo bile çekiyorlar. Bence güzel örneklerden biri “Karam”. (Şarkının Arapça versiyonunda da aynı vokaller olduğu gibi korunmuştur)

Hakan Peker’in, Mihaela Militaru’yu röntgenlediği bu efsanevi klibi, siz pek değerli okuyucularıma armağan ediyorum  🙂

Neden bahsettiğimiz belli oldu bence, az veya çok. Vokal olacak, ne dendiği anlaşılmayacak, dile pelesenk olacak..

Güzel bir iki örnek daha vereyim videosuz, sonra ustalara geçelim..

Reyhan Karaca – Sevdik Sevdalandık (1997) (Fötr şapkalı küpeli arkadaşın söylediği bölüm)

Hande Yener – Hasta (2012) (iki bölüm arasındaki efektli vokal)

Hakan Peker – Salına Salına (klibin başında, “vokummoiye kummooğğ” )

 

Bu tür vokalleri neredeyse her şarkısına monte eden, ve bunu da çok iyi yapan bir adam var Türk Popunda; Özkan Uğur !

Onun bestelediği veya vokallerini yaptığı tüm şarkılarda bu tip kabile vokallerini duyabilirsiniz. Uyduruyor, yaratıyor, hatta içine kabile şefi kaçıyor konserlerde; danslarını da yapmaya başlıyor (Bkz: O Bakış )

Hemen çalmaya başlasın, biz okumaya devam edelim.

Şarkının hangi kısmından bahsettiğimi belirtmeme gerek yok sanırım 🙂 “HAMBALELEYYAMBALEYYOO” derken yine içine şeytan kaçmış modunu gözlemliyoruz, müthiş bir adam ! 🙂

Tamamı kabile olan şarkısı var hatta MFÖ’nün; SUDE (1990 – Söz: Özkan Uğur) şarkısını  şimdi söyleme başlasak, bir noktasındaki “gel kız gel” kelimeleri dışında hiçbir manası yok. Ama hepimiz de ezbere biliyoruz o ayrı 🙂 Nasıl bir deli ile karşı karşıya olduğumuzu göstermek için, şu versiyonu paylaşıyorum

Bu alanda bir diğer uzman da Cihan Okan. Sezen Aksu’nun efsanevi vokalisti, büyük üstat. Onun vokalleri biraz daha harmoniktir, ağıt gibidir. Öyle bir yerinde şarkının, öyle bir vokal yapar ki, kenarını nakış gibi işler.

Mesela mı ? 4:20’den başlayın, hatta Cihan Okan bitirince durmayın, oradan Nurcan Eren’e devam edin.. İnanılmaz şeyler var orada.

Cihan Okan’ın bu tip yorumları için çok güzel bir örnek daha var, onu paylaşayım. Vokal taksimi yapıyor adam videonun başında. (00:00-01:40). Video kalitesiz ama, iş görür.

Örnekler bunlarla sınırlı değil tabi, ama biz burada noktalayalım. Aklınıza gelen örnek olursa buradan yorum yazın bana. Ama lütfen “Rimi Rimi Ley” veya “Honki Ponki” gibi şeyler olmasın, sinirlerim oynuyo 🙂

 

indir

O Bakış 🙂

Musikhi’den 1.Yıldönümü Hediyesi – MED CEZİR

Genel, Sanatçılar

Merhaba sevgili Musikhi İşler Müdürlüğü okuyucuları ! (2 veya 3 kişisiniz sanırım 🙂 )

Bugün, 2016’nın ilk günü ve aynı zamanda blog’umun 1.yıldönümü.

2015’in ilk gününde, yine böyle bir tatil gününde yazmaya başlamıştım. Açılış yazımda da, nasıl başladığımdan bahsetmiş, Levent Yüksel – Med Cezir albümüne atıfta bulunmuştum. Düşündüm de, bu blog’u takip edenlere, 1.yıl hediyesi olarak Med Cezir yazmak güzel olabilir. Hem albümü, hem de anıları konuşuruz bugün, olur mu ? Bir yandan dinlemeye başlayın, bir yandan da okuyun yine.

Med Cezir bir çıkış albümü. Levent Yüksel’in Türk Pop piyasasına adımını attığı albüm. Hikayesiyle giriş yapmak gerekirse; Levent Yüksel, 90’ların başında Fatih Erkoç’a bas çaldığı ve vokallik yaptığı dönemde, Maksim’de Sezen’le sahneye çıkıyor (Harun Kolçak’ın yedeği olarak – ilginç bi hikayesi var) ve müzik hayatı değişiyor tabii. Bas, kontrbass,keman, bağlama gibi birçok enstrümana hakim, Türkiye’de eşi benzeri hala bulunmayan bir ses kumaşına sahip bu sevimli adam, Sezen Aksu dergahının gözdesi oluveriyor. O yıllarda evli olduğu Sertab Erener gibi Sezen’e vokallik yapmaya başlıyor, albümlerinde söylüyor, bas gitar çalıyor. Bu birliktelik, 1993 senesinde Med Cezir albümüne dönüşüyor. Sezen söz ve müzikleri yapıp, ihaleyi deha çocuk Uzay Heparı’ya emanet ediyor. 6 aylık bir çalışma sonucu, 1993’ün Mart ayında albüm piyasaya çıkıyor.

Şöyle bir benzetme yapmak doğru olur sanırım; albümün annesi Sezen Aksu, babası da tüm düzenlemeleri yapan Uzay Heparı (nur içinde yatsın).

Ben o sıralar, 8 yaşında bir çocuğum. Klavye dersleri alıyorum (çalamıyorum), ama asıl işim deodorant mikrofonumla evde şarkı söylemek, “air gitar” çalmak falan. Bir gün, annemle birlikte Grup Vitamin kaseti almaya gidiyoruz mahalledeki kasetçiye (yoğun ısrarlarım sonucu). Annem kasetçide “oğlum adam gibi bişey dinlesene, ayıp ayıp küfürlü şeyler dinliyosun” diye hayıflanıyor. Kasetçi abi de, “abla bak bu çocuk (Levent) yeni, albümü de çok iyi” diyip Med Cezir’i satıyor bize. Benim de albümle tanışma hikayem bu.

O gün eve gelip, yarısı çekmeyen/çalışmayan bir televizyon, yarısı da kayıt  yapabilen bir kasetçalar olan, büyük ihtimalle dedelerin Hac’dan getirdiği cihazda dinliyorum ilk kez Med Cezir’i.. Büyüleniyorum..

      1. Yeter ki Onursuz Olmasın Aşk (Söz :Sezen Aksu, Müzik :Onno Tunç, Düzenleme :Uzay Heparı)   Albümün ilk şarkısı; A1’ler hep önemlidir biliyorsunuz. Dikkat edin, şarkının başında, synth sesi önce sol kulağa, bir saniye sonra da hafif bir cızırtıyla sağ kulağa geliyor. İnanılmaz tatlı bir detay bence 🙂 Sözler her zamanki cüretkâr Sezen sözleri, Erdem Sökmen’in usta işi gitar girişleri, bas gitar Levent Yüksel’den, ve kesinlikle çok özel bir düzenleme. Şarkıda Levent Yüksel’in çok rahat geçtiği, ama hala çoğu vokalin transpoze yapmadan çıkamadığı dik yerler var (pare pare olsam da yenilmem). Oralarda anlıyorsun sesin kumaşını; sadece çıkmıyor, rengi de var. Mükemmel bir giriş şarkısı, hatta çok iyi bir konser başlangıç şarkısı. Klibini de hatırlayanlar hatırlar, tek kaşlı, zayıf minik, papyonlu Levent Yüksel, kendi ekseninde dönerek dumanlar içinde söylüyordu 🙂
      2. Med Cezir (Söz :Sezen Aksu, Müzik:Levent Yüksel, Düzenleme: Levent Yüksel-Uzay Heparı) Albüme adını veren şarkı. Bugün bir çok 90’lı çocuğun Med Cezir kelimesinin anlamını öğrenmesine vesile olan şarkı. Girişindeki cümbüş melodisi bile tek başına bir şarkıya bedel olan şarkı.. Levent Yüksel’in çok iyi bestelediği, efsane sözler. Levent Yüksel hem bas gitarı, hem de cümbüşü çalarak, ve yine çok iyi söyleyerek seriyi tamamlıyor. Hala da albümdeki gibi söyleyemiyor zaten. Med Cezir şarkısı, Levent Yüksel’den tek bir şarkı seçmek zorunda olsanız, eliniz titremeden seçeceğiniz şarkıdır.
      3. İstanbul (Söz :Sezen Aksu, Müzik: Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Uzay Heparı)  Albümün üçüncü şarkısında değişik bir tat geliyor damağımıza. bu tadı yaratan adam Fahir Atakoğlu şüphesiz. Sezen’in nasıl bu kadar güzel yazdığını anlayamadığımız bir başka İstanbul sözlerine çok güzel dokunmuş Fahir Atakoğlu. Kanun solosu bu şarkının merkezi bence. Çoğu meyhanenin görmezden geldiği mükemmel de bir rakı şarkısı aslında..
      4. Kadınım (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Uzay Heparı, Düzenleme: Uzay Heparı) Bu şarkı benim için albümdeki en özel şarkı sanırım. Nedeni şarkının sözleri veya müziği değil. Hatta albümde en az dinleyebildiğim şarkıdır. Ben bu albümü aldığımda ve dinlemeye başladığımda, kız kardeşim henüz 2 yaşındaydı. Evimiz 2 oda 1 salondu. Abimle biz ranzada yatıyorduk (üstte ben). Kız kardeşimiz gelince, onun minik karyolasını da bizim odaya almıştık. Ben kaset çalarımızı bir zigon sehpanın üstüne koyup, Ayşegül’ün karyolasına yanaştırırdım, Med Cezir albümünü takıp dinletirdim ona. Bazen uyurken bile kaseti takıp dinlettiğim olurdu. Bir gün yine başucunda Med Cezir çalarken, tam da “Kadınım” çalarken uyanmış Aygü. Karyola parmaklıklarının arasından elini uzatıp, “REC” tuşuna basmış. O anda kaset sesi kesilmiş tabi, kasetçalar Med Cezir kasetinin üstüne kayıt yapmaya başlamış. 10-15 saniye neler olduğunu anlayamayan Aygü, odadan anneme seslenmeye başlamış: “Anneeee.. bak!”.. Annem mutfaktan (terliklerinden adım sesleri gelerek) odaya girmiş ve hem kasetçaları tamamen kapatarak kaydı durdurmuş. Ben bunları nereden mi biliyorum? Kadınım şarkısının ilk 10 saniyesinden sonra başlayan ses kaydından tabi ! “Kadınım” şarkısının neredeyse tamamı, “Beni Bırakın”ın da başlangıcı, böyle tatlı bir sabotaja uğramış işte. Şimdi şarkıyı her dinlediğimde, o kayıttaki tatlı bebek sesini düşünüp, kaybolup giderim..
      5. Beni Bırakın  (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Onno Tunç, Düzenleme: Uzay Heparı) Sizi bilmem ama, biz 93’te bu şarkının sözlerini çözememiştik. “Sustu haykıran şehir, DOLMUŞLAR havalandı” mı diyordu, “TONGUÇLAR havalandı” mı diyordu, biz bilemezdik. Ben “DOLMUŞLAR” diye söylemeyi tercih ederdim,içime de sinmişti o yıllarda 🙂 A yüzünün bu son şarkısı, “Kadınım”dan sonraki kasvetli havayı dağıtmak için stratejik yerleştirilmiş bir görev adamıdır aslında; B yüzüne geçiştir.
      6. Tuana (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Paco De Lucia, Düzenleme: Erdem Sökmen) Bazı şarkılar, bir tek sese ait olur. O şarkı o sese zimmetlidir yani, kralı gelse daha iyi yorumlayamaz, eğreti durur. “Tuana” da Levent Yüksel şarkısıdır işte. Artık kendisi de güçlü söyleyemese de, onun kadar iyi söyleyen olmamıştır, olamayacaktır. Dehşet yetenek, İspanyol çingenesi yanıklığında ses ve hicaza yatkın bir teknik isteyen bir şarkıdır Tuana. Sadece dik değil, koşan da bir şarkıdır; nefes alamazsın. Yırtık söylemezsen havasını vermez. Çok garip çok özel bir şarkıdır. Levent Yüksel “Tuana” ile imza atar albüme. Sözler yine sinir bozucu derecede iyi. Girişteki Erdem Sökmen gitarlarının yanında, Levent’in çaldığı perdesiz bas da atlanmamalı. Müziğinin orijinali Paco de Lucia’ya (Francisco Sanchez Gomez) ait. “aaa bilmiyodum!” diyenler buradan yaksın:
      7. Uçurtma Bayramları (Söz: Sezen Aksu, Müzik: Onno Tunç,  Düzenleme: Uzay Heparı) Sezen’in koptuğu şarkılar vardır; “Sarı Odalar” bunlardan biridir mesela, “Uçurtma Bayramları” da onun gibi. Ayrı bir boyutta yapılmış ağır şarkılardır. Ben küçükken yorardı beni bu şarkı, hemen geçerdim. O zamanki yengemiz Sertab’ın opera-vari vokalleri, devamlı transpozeli melodi, sözlerdeki ucu açıklık biraz ağır gelirdi belki de. Uzay’ın melankolisi de yansımıştır aslında biraz şarkıya. Şimdi ise çok daha farklı bir kulakla dinliyorum. Çok da keyif alıyorum. Bazı şarkılar farklı yaşlarda farklı dinleniyor..
      8. Dedikodu (Şiir: Orhan Veli, Müzik: Sezen Aksu Düzenleme: Uzay Heparı) Uzunca bir süre, şarkı sözlerinin bir şiir olduğunu bilmeden dinlemiştim “Dedikodu”yu. Ta ki bir gün, babamın aldığı “Orhan Veli Şiirleri” kitabını okuyana kadar. “Dedikodu”yu kitabın sayfalarında görünce “Aaa! Levent Yüksel şarkısıı!” dediğimi dün gibi hatırlıyorum. “Garip” şairin bu ısıran kelimelere sahip şiirini, ruhuna çok uygun bir müzikle Sezen süslemiş. Şarkının köprüsündeki nağmeli bölümü de ayrıca severim; bir iki defa söyleme fırsatım da olmuştur 😉  inanmayanlar burdan yaksın 🙂
      9. Bu Gece Son (Söz : Sezen Aksu, Müzik :Onno Tunç, Düzenleme: Uzay Heparı) Albüm yayınlandıktan 1 sene sonra, 1994 Mayısında, albümün babasını kaybettik. Türk popunun deha çocuğu Uzay Heparı saçma sapan bir kazada hayatını kaybetti. (Levent Yüksel’in ikinci albümünün babası da, tüm düzenlemelerini yapan Onno Tunç’tur; o albüm çıktıktan 2 gün sonra da Onno Tunç’u kaybetmiştik.. Böyle bir laneti var sanki Levent Yüksel albümlerinin..)  Benim hissiyatım, “Bu Gece Son” Uzay’ın bu albüm aracılığıyla veda şarkısıdır. Arkasından ağlayan herkese “uzun uzun seneler var önünde, gün gelir sevgilim, acıya alışırsın” der gibi gelir bana, şarkıyı her dinlediğimde..
      10. Yeniden Başla (Söz: Sezen Aksu, Müzik Fahir Atakoğlu, Düzenleme: Uzay Heparı) Yine bir bölüm sonu şarkısı. Albüme tatlı bir elveda şarkısı. Kısa, basit, keyifli.. Şarkının en güzel yanı, İyi Gün Çocuk Korosu’nun yaptığı vokaller. Koronun vokalistleri olan çocukları aradım baktım, şimdi ne yapıyorlar diye merak ederek. Kimi halen müzik yapıyor, kimi bir ajansta çalışıyor, kimi evlenmiş. Çok ilginç geldi, kıskandım; Hepimiz gibi sıradan takılan gençler, zamanında Levent Yüksel albümüne söylemişler..

İşte böyle bir albüm Med Cezir. Detaylarıyla, anılarıyla, hissettirdikleriyle, mümkün olduğunca da özetleyerek anlatmaya çalıştım. Bence Türk pop tarihinin en iyi 2 albümünden biri (Diğeri Tarkan – Karma). Levent Yüksel’in kesinlikle en iyi işi. O’nun, Med Cezir’den sonra ses ve üretkenlik olarak düşüşe geçtiğini görmek beni hep üzmüştür, ama yine de kalitesi bellidir.

“Best Of..” albümü gibi dopdolu, her şarkısı hit veya klasik denebilecek çok güzel bir iş gerçekten Med Cezir.

İyi ki 90’lıyım dedirten şeylerden biri;  Atari’lerin, Tsubasa’ların, Susam Sokağı’nın 90’larında, benim için köşe taşlarından biri olmuştur. Emeği geçenlerin ruhlarına sağlık!

 

Mutlu yıllar!

🙂

 

                               

 

 

 

 

Türk Popunda Hala Umut Var ! – BURAY

Sanatçılar

Bu aralar, havasız sıcak bir odadaymışsınız gibi hissettiren Türk Popunda birileri bir pencere açtı; püfür püfür esiyor, o kadar iyi geldi ki !

Kiminiz Çilek Kokusu dizisini izlerken duydu onun sesini, kiminiz kısa süre önce Youtube’da şarkısını gördü/dinledi. Belki benim gibi daha öncelerde tanıyan da olmuştur Buray Hoşsöz’ü; Ferhat Göçer’in “Unutmuş Çoktan” şarkısının söz müziğinin kime ait olduğunu öğrenmeye çalışırken (klasik takıntım) denk gelmiştim adına..

Nasıl tanıyor olursanız olun, kesinlikle bildiğinizden çok daha fazlası var onda.

İsterseniz şöyle yapalım, siz şu şarkıyı açın, dinlemeye başlayın, bir yandan da beni okuyun, olur mu?

Buray mektepli müzisyen. Doğu Akdeniz Üni’de Kompozisyon ve Galler’de Ses Mühendisliği okumuş. Kıbrıslı olup yurtdışında da okuyunca, piyasanın %1’lik diliminin sahip olduğu İngilizce/Batı müziği hakimiyetini de kazanması zor olmamış tabi.

Aslında lead vokal ama gitarı da güçlü. Uluslararası yarışmalarda dereceleri var. Sensitive Vibrations adlı grubuyla ciddi esmiş bi adam. Orada gitarları Erkan Erzurumlu’ya (adamım) bırakmış ama vokaller, besteler yine ondan.

Sahne bilgisi de var. Büyük küçük demeden bir çok venue’de çalmış, söylemiş, eşlik etmiş; CV’sinde İzel, Gökhan Tepe, Ferhat Göçer gibi sağlam orkestralar var.

Külliyatını etraflıca dinleyip gözden geçirince, çok tatlı bir arabesk/macun/TSM aroması da görüyorsunuz, ki bu gerçekten nadirdir. Şu an arkada duyduğunuz cover’ı seslendiren adam makam da yapabiliyor! (sert)

Şimdi ilk albümünü yaptı ve gerçekten güçlü de bir giriş yaptı. Ben klip şarkısı olan “Sen İstersen”i her gün 10 kere dinleyerek eskitmeye başladım. Baya dayanıklı çıktı. Şarkı teknik olarak çok dolu. Sadece söz-müzik değil, kurgusu var, tekrar tekrar dinlenilecek gibi tasarlanmış, küçük trick’ler var.

Her şey iyi güzel ! Peki Buray ne yapar ? “Buray iş yapar mı?” demiyorum; herkes iş yapıyor zaten -ne yazık ki- bu piyasada. “Buray kim olur?” diye sormak gerekir bence.

Bu kadar pozitifin arasında, net dezavantajları da var bence Buray’ın.

Öncelikle yakışıklı değil. Star enerjisi yok, sahne ışığı yok. Sempatik mi? Evet. Ama yetmez. Aşırı romantik bir şarkıyı tek gitarla okurken, dinleyen kızların yüzlerini avuçlarının içlerine alarak iç geçirecekleri bir enerjisi yok adamın (Bi John Mayer değil). Buray’da bir Ümit Sayın / Mustafa Ceceli bilgeliği ve masumiyeti var. Konserine kesin gidilir, ama sahneye “evlen benimleeeee!” diye laf atan olmaz.  Ki bence bu uzun vadede önemli.

İkinci olarak yaşlı. 31 yaşında Buray. Ben de 30 yaşındayım yanlış anlamayın, kendimi zımba gibi hissediyorum, ama pop piyasasında patlama yapacak gibi de hissetmiyorum. Buray’ın da bu bakımdan yaş dezavantajı var. 22-23 olsaydı, onun için daha iyi olurdu.

Bence yine de karşımıza çıktığı için çok şanslıyız. Kimbilir daha ne besteler yapacak, ne akustikler çalacak (JoyTurk kaydına alırlar yakında), ne sözler yazacak.

Buray bize temiz bir nefes aldırdı. Yolu açık olsun.

Albümü alın derim..

Sana Ne Şarkılar Yazdım, ama Deniz Seki Çaldı Canım

Müzik Polisi

Deniz Seki’nin “Hayat 2 Bilet” şarkısı bu aralar sürekli çalıyor arkadaşlar.

İnsanlarda garip bir övgü silsilesi; “sözler müthiş, müzik müthiş” diyolar.. Sözleri Deniz Seki’ye, müziği İskender Paydaş’a ait diye yazıyor her yerde ama, biraz kulağı olan bir insan için durum ortada; müzik Mustafa Sandal’dan!

Ben size önce Deniz Seki’yi dinleteyim. Ama sadece ilk 32 saniyeyi dinleyin; zaten yeterli olacak.

Şimdi, hiç ara vermeden, Mustafa Sandal’ın “Ne Şarkılar Yazdım” bestesini dinleyin. İlk 1 dakikayı dinlemeniz yeter de artar bile..

Bu kadar olabilir mi yahu?!

Musti’nin 1.dakikasından sonra gir Hayat 2 Bilet’in sözlerine, söylemeye devam et yani..

Efektler, yaylılar, her şey aynı. Ben anlamıyorum, İskender Paydaş neyi besteledi bu şarkıda? Kayıt yaptı herhalde sadece?

Hayat İki Bilet, ama tek müzik olmuş, kusura bakmayın 🙂

Arap Müzikleri, Türkçe Sözler * الموسيقى العربية، كلمات تركية

Müzik Polisi, Şarkılar

Hem dilimizin, hem de kültürümüzün Arapçadan ve Arap kültüründen etkilendiği aşikâr.

Her ne kadar “Aşikâr” sözcüğü Farsça olsa bile, bu yazıyı bitirene kadar onlarca Arapça kelime sarf edeceğimden eminim.

Biz Doğu’lu bir milletiz, “Oriental”ız bir nevi.. Güneyden esen sıcak rüzgarlar hakim oluyor bazen ruhumuza ve bu da müzik zevkimizi etkiliyor; Arap ezgilerini seviyoruz biz (İst. Kai. Bozmaz).

Araplar da bu işi iyi yapıyorlar, ve bize benzer şekilde yapıyorlar. Şimdi Farabî’den başlayıp Arap müziğinin kökenine gitmeyelim ama, bam telimize dokunan çalgılarımız (ud, davul, ney, kanun) hep ortak. Taksim’lerimiz, Makam’larımız, ezgi kalıplarımız benzer..  Bizim bildiğimiz büyüdğümüz müzikler bunlar.. Sözün özü, Arapça bir müziği duyduğumuzda, gayda ile çalınan bir İskoç ezgisini duymamıza göre farklı hissetmemiz çok doğal, biyolojik, kalıtsal..

Hal böyle olunca, Türk Pop müziğinin içindeki insanlar Arap bestelerini transfer etmeyi gayet mantıklı, faydalı -ve ekonomik- buluyorlar tabi. Aslında aynı şey karşı taraf için de geçerli; hit olmuş bir Türk bestesi, Arapça sözlerle, Mısır listelerinde iyi işler yapabiliyor.

İsterseniz elimizdeki envantere şöyle bir göz atalım. Herhalde yüzlerce Arap bestesi vardır tarihimizde ama, ben çok sevdiğim ve sizleri de şaşırtacak parçaları koymak istiyorum.  Başlıyoruz!

Amr Diab, Mısır’ın en önemli Pop yıldızlarından. Söz, beste ve icrasıyla ciddi  başarılı bir adam. 2004’te yayınladığı “Leily Nahary” Albümündeki “Rihet el Habayeb” şarkısını, bakalım bir yerlerden çıkarabilecek misiniz?

Rober Hatemo, 2006’da yayınladığı “Sihirli Değnek” adlı albümdeki “Beyaz ve Sen” şarkısının sözlerini, Mohamed Yehya’nın bu bestesine yazmıştı. Hoş, albümde     “söz-müzik:Rober Hatemo” yazar ama “basım hatası” diyelim 😉

Amr Diab’dan bir şarkı daha yapalım. 1994’teki “We Yeloumouni” şarkısını, 90 kuşağı yaşıtlarım, dinleyince hemen yakalayacaktır.

Bu besteyi de Aşkın Nur Yengi, 1997’de yayınladığı “Haberci” albümünde kullanmıştı ve     “Gel Yabani” şarkısı çıkmıştı karşımıza. Buram buram Arap ezgisi kokan bir şarkıydı.

Amr Diab aynı zamanda Mustafa Sandal’ın “Hatırla Beni”; Murat Başaran’ın “Yetti Gari”; Ebru Gündeş’in “Hayatta Başarılar Diliyorum”  şarkılarının da ilk sahibi.. liste uzar gider..

Bu arada bizim taraftan en çok şarkı alan adamlardan biri de Mustafa Sandal’dır, onu da söylemek lazım. 2007’de yayınladığı “Devamı Var” albümünün çok sevdiğim şarkılarından “Herkes Mecbur” un sözleri Sinan Akçıl’a aitken (albümü Sinan-Musti beraber yaptı zaten) , müziği de Narwan Khoury’den gelmiştir. Aynı besteyi Elissa, “Fatet Seneen” adlı şarkısında (2005 – Albüm: Bastanak) kullanmıştı.

Musti’nin güzel transferlerinden biri de, yine Elissa’nın Bastanak albümünden, albüme de adını veren “Bastanak” bestesi. Lübnan’dan güzel bir beste daha, yine “Devamı Var” albümüne katılmıştı ve biz de onu “Farketmez” olarak dinlemiştik.

Biraz da bizden oraya gidenlere bakalım:

Assi el Hellani’nin , “Sa’alou Ainayeh” şarkısı mesela, -büyük üstad- Murat Başaran’ın bestesindendir. Bizim “Karam” diye bildiğimiz ve Hakan Peker’in “İlla Ki” (2000) albümünü uçuran o oynak şarkı hani..

İbrahim Tatlıses’in “Tek Tek”(2003) albümünden de iki beste sınırın diğer tarafına geçmişti; Tabi Tabi (Diana – Habbak Kawini) & Usta (Fadel Shaker – Allahou A’lam).

Hadi güzel bir şarkıyla kapatalım. Gülşen’in, aynı isimli albümünden, “Of Of” şarkısı, Nelly Makdessi’ye gidiyor ve direkt “Ouf Ouf” olarak ! 🙂  Neyse, yine biz de boş durmamışız 😀

Herkese “Arap ezgileri tadında” mutlu günler !

“Kapış Kapış” derken, “çalabilirsin” manasında değil !

Müzik Polisi

Arayı biraz açtık biliyorum. İşler çok yoğun..

Müzik polisi arşivimizden güzel bir “arak” paylaşalım ve arayı kapatalım.

Emre Altuğ 2007 yılında “Kişiye Özel” adıyla yeni bir albüm çıkarmıştı. Yine, “İbret-i Alem” albümünü mumla aratan ve saçma sapan şarkılarla dolu bir albümdü bu. Emre Altuğ gibi, en azından benim için, bir zamanlar idol olmuş bir adamın o zamanlar ve hala yaptığı işlere akıl sır ermiyor..

Her neyse, o albümün ilk şarkısı “Kapış Kapış”ı dinlemeye başladığınız anda ilginç bir akor 4’lüsü duyarsınız. Zaylafon sesi gibi bir gitar tonuyla, 4 tekrar yapan bir akor dörtlüsü. Şarkının ilk 20 saniyesinde ve devamında da altyapıda giden bu melodiyi dinleyelim:

Şarkının devamını dinleme eziyetine katlanmayın, hemen Busta Rhymes’ın 2002 yılında yayınladığı “It Ain’t Safe No More” albümündeki  “I Know What You Want” şarkısına geçin. Mariah Carey’nin whisper vokalleriye tatlanan akılda kalıcı bir parçaydı bence. En akılda kalıcı tarafı da, şarkının altındaki sample melodiydi.

00:33’ten itibaren parçanın tamamında akan sample, bilmem bir yerlerden tanıdık geldi mi?

Çok küçük bir ton farkıyla, aynı akış.. aynı espiri..

Şehrazat (Kapış Kapış söz ve müzik) Busta’yı bir yerlerden tanıyor mu veya R&B dinler mi bilmem ama, bariz almış koymuş.

Baby if you give it to me, I give it to Emre.. 🙂